Her sustuğumuz kelime,
Dahada büyütüyor içimizdeki yanlızlığı, uzunluğunca.
Bitmesi gerekiyor anladın değil mi?
Ayrılık kelimesinin yanında? suskunluklarımızında.
Aynı gün batımı yanlızlıklara,
Aynı kabuslarla sarsılarak,
İki ruhsuz beden soluğunda, uyanacağız,
Sek rakı uyuşukluğunda.
Hazırmısın bu yitik kokuda kafa bulmaya?
Ne kaldı elimizde?
İliklerimizi bile ısıtmaktan aciz, bir kış güneşi,
Hatırlamamak için gözlerimizi kapadığımız,
Bir kavanoz dolusu şekerlemeye bakan,
İki çift yaramaz göz…
Anlamlarını yerine bile oturtmaktan korktuğumuz,
Milyonlarca, yarım cümleye asılan,
Soylu sesizliğimizden başka…
O bana söylenmemiş kelimeleri sakın başkasına fısıldama…
Bir geminin, sudaki aksiyle,
O altın prıltılardan çalan yakamozlu gece birleştiğinde.
Nereye gittiği umurumda değil,
Ben seni hayal ederim O geminin içinde.
Biliyorum ki;
Bu yoksunluğu…
Bu adressizliği…
Bu serabı bir tek sen anlarsın, benimle birlikte.
Sende beni düşün yakamozun vurduğu gecelerde….
Ellerini…
O soğukluğunu hiç görmediğim ama hissettiğim,
Gece karası bakışını seviyorum.
En çok beni, uzaklaştırmaya çabaladığında,
Nasılda beceriksiz oluyorsun kaçmakta.
Bir çocukçasına sarsak, kendini saklar halini.
Gülümseyerek seyrediyorum ardın sıra.
Ancak böyle ödeşiriz seninle,
Gülüşümü soldurma… yaşlımı gözlerin diye sakın sorma…
Senden sonra…
Takvim yapraklarından…
O çocuk isimlerini tek tek sileceğim,
Kimse bakmasın…
Değdirmesin elini karnımda bıraktığın,
O koskoca boşluğa.
Sensiz bir sözcüğe sığarmı bu dünya?
Beceremedim ben yine,
Bu tarihsel yanılgıyı kelimelere sığdırmaya, baksana…
En güzel aşk satırları,
Ölümle aşkın arasındaki çelişkide,
Kurşunla yaşamın arasındaki belirsizlikte,
Namlu ucuna değen gözün,
Savunmasız anında yazılmıştır…
Farkettin mi?
Oysa ki… yaşarkende tadılır ölümün nefesi.
Kağıt kesiğin elimi incitti.
Bütün kağıtları yakıp sobada kestane pişireceğim dokunma…
Dert bir sende mi?
Ekmeğini eve götürmek zorunda kalan,
Omuzları yere düşmüş adamda mı? bende mi?
Kargada isterdi sesi bülbüle benzesin.
Gece kuşu korkutmak yerine,
Saaadet versin ötüşüyle gönüllere.
Dünyanın dengeleri alt üst olmak üzerine kurulu
anlamadın mı? sen daha…
Tekrarla, içinden fısılda, dengesiz bu dünya…
Yaşamak anlamlı ve güzel aslında.
Koltuğunun altında gezdirdiğin kitabı,
Tekrar tekrar dönüp Okuduğunda,
Anlamlar içinde nefessiz bırakmadıysan,
Sadece sevgilim kelimesine asılı kalmadıysan…
Neler keşfediyor insan değil mi? her satırda…
Biz tekrar okuyamadık birbirimizi silindik suya yazılmışçasına,
Ağlamamak için yalanlar sıraladım aklımca sakın kızma…
Hayatın insanlarda bıraktığı izler,
Güzin abla satırları kadar basit yazılmaz belleklere.
Onlar sadece cahil yürekliğin çaresizliği haykırışıdır.
Oysa…
Ağır aksak ayaklar,
Yine bir başına gider kendi sonuna yalpalaya yalpalaya,
Ambulanslar bile taşıyamaz şizofren ruhun yükünü,
Ellerindeki boşluk it yanlızlığınla dolar, birde gözyaşlarıyla.
Yağmur yağarken sakın gözlerime bakma yalan söylerim sana…
Yıllar geçtikçe değeri anlaşılır yaşanılanların.
Tek tek sızarak benliğine… sakın unutma.
Gülüşüne anlam aramamıştım bir zamanlar,
Oysa şimdi düşünüyorumda…
Dağ gibi oturmuş içimde günaydın diyen gözlerin.
En büyük anlam buymuş, yaşamak için aslında.
Güneş gözlüğü taktım kış günü bile kapkara dünyam,
Niye diye sorma… sızma istiyorum,
Gün ışığınla birlikte içimde bıraktıklarını sıralamaya…
Telefonumun hattını değiştirdim.
Elim sana daha az gitsin diye anlamsızca…
Ama… rüyaların verilecek hesabı yoktur.
Rüyalarında geleceğim sana,
oturacağım yatağının başına.
Her nefes alışını,
Dudak kıvrımının rüyandan çaldığı her ıslaklığı,
Doya doya yazacağım aklıma
Sakın uyanıp beni utandırma…






Şubat 2nd, 2011 on 11:39
güzel ötesi bir kılıç kalkan savaşı
kağıda dökülen kelimelerin ahengi…
güzeldi:))
Şubat 1st, 2011 on 22:27
yeşim çok güzel canım…ellerine sağlık…