Düşün;
Karatahtanın başındasın.
Hecelere bölmüş hocan,
konu;”sevmek”
O kadarını okuyabilirsin.
Ama sen sınıf başkanına aşıksın.
tutuldu mu?… dilin.
Bin dereden su getirirsin.
Yorulur…
O küçücük ellerin.
Birde yüreğin…
Utanırsın
se vi yor um… diyemezsin…
Anlamadın değil mi?
Şöyle anlatayım…

Gözlerinden uyku akıyor…
Ölüyorsun yorgunluktan.
Ama hayatın yaşanmamışlıklarına inat,
u yu ma ya cak sın…
Nescafe üstüne kahve, üstüne çay…
Yetmez…
Önemli bir nedeninde yok.
Ama tuttu inadın…!
Gözlerin sana ihanet ediyor.
Aklın deli kadın uyu diyor.
Aklının sevmediğin her köşesinden,
tek tek gitmez misin?
Sen sabahı karşılayacaksın…
O ilk yeryüzüne vuran bakir güneşin tadı
Enfes…!
Değmedi mi? beklediğine…
Anlatamadım yine değil mi?

Lanet bir kır kahvesinde,
Orospu çocuğunun biri var karşısında.
Batak oynuyorsun…
Öyle bir gözüne soka soka…
Herif kağıt çalıyor ki;
Biliyorsun…
Siktir… çekiyorsun içinden.
Onun seni aldatmasına,
direnmiyor ki ayağın.
Masayı terkedesin…
Sen… paşa paşa yenilmeyi seçensin.
Kaybetmenin, ahengi yüzüne yakışıyor,
manyak mısın ?
Suratına alıcı gözle, aynada baksan.
Anlamadın yine biliyorum… dur bekle…

Muhteşem bir deniz manzarasını,
rakına meze etmişsin…
Gülme…!
Bu sefer, iyi bir şeyi beceriyorsun.
Bir baktın ki hava döndü.
Fırtına öncesi o hafif rüzgar,
yüzüne arsızca dokunmaya başladı.
Sonra dokunmayacak…
Biliyorsun ki;
Yüzünde bir şamar gibi patlayacak.
O kadar keyfli bir sarhoşluk ki;
Yaşadığın…
O andan yüremeliyim komutuyla,
gi de me ye cek sin…
Fırtınanın hiddeti umurunda değil.
Sen …
O anın sarhoşluğunu yaşamaya and ettin.
Rakının yanındaki peynirin lezzetinide,
aldanışlığına, peşkeş çektin.
Hasiktir…!
Düşün bakalım;
o andan nasıl gidebilirsin.
Oturup, fırtınayı…
brandasız korumasız, meyhanede,
felç olmuşçasına,
Sabit kalan bedeninle bek le ye cek sin.
Anlatamadım yine biliyorum… dur az daha bekle…!

Lanet biriyle sevişiyorsun…
Sana saygısı besbelli…
Leş gibi girmiş yatağa.
Sen ter kokusunu, derince içine çekiyorsun…
Beyninede… unutma diye birde emir veriyorsun.
Elleri hoyratça dokunuyor mu? ne…
Sen o parmakların ucundaki minicik,
sevgi kırıntısını hisetmek istersin
Adi… orospu çocuğu.
Sırtına bile dokunmadı.
Dudaklarını öpmedi… morarttı.
Sızlıyor için…
Lanet herif… girdi,
iki bacak aranı orospu ediyor…
Ama sen…
Kasıklarındaki ritme takıldın.
Büsbütün… be ce ri li yorsun…!
Hayır diyor;
Solundaki yarım akıllı…!
O senin rahmine, kusursuz bir imza bırakacak.
Ritme ayak uyduruyorsun,
harika bir ahmaksın.
Sen kadın…
Adam senin boşalmanı bile, iplemeyecek.
Kıçını dönüp zaferini horlayarak bitirecek…
Biliyorsun ki;
Ondan sonra ağlayacaksın…
En ilkel açlığınla,
Uyarılmış kadınlığın, çekilecek yatağın bir köşesine.
Lanet olsun sana…
Sen hala o herifin altında ezilen kalçalarından,
Haz almaya çalışıyorsun…
Çünkü o lanet herifi… se vi yor sun…
Anlatamadım yine sanırım… dur dinle…

Berbat bir kabusla uyandın güne,
Hani sen rüyalarını… hatırlayamazdın.
Bunu gayet net hatırlıyorsun.
Ama niye?
Savrulmuş bedenini,
Huzur içinde havadan seyrederken yakaladın.
Düpedüz öl müş sün…
O anda saatin zili acı acı çalıyor…
Aklın yat diyor, yüreğin kalk…
Neden mi? bu çelişki…
Çünkü sen…
Bugün,
ilk defa,
onunla…
gö rü şe cek sin…!
O kadar sene uzaktan gizlice sevdin.
Gitmesen onun gözlerini görebilecekmisin?
Telefon ahizeleride aldatıcı değil mi?
Yüzüne çarpan soğuk ses,
Ya gerçek değilse…
Umurunda değil…!
Sen o sesin sahibini her koşulda seveceksin.
Aslında se vi yor sun…
Direksiyonda sen varsın.
Çıkıyorsun arabanla yola,
şöförlüğüne hiç güvenmedin ki;
Umurunda değil yanlız gideceksin ona…
Geldin mi?
Akşam rüyanda gördüğün o sapağa,
Çektin arabayı kenara,
ne o dönecek misin ? yoksa…
Düşünüyor musun? birde…
Sadece veda ediyorsun sen yaşamaya.
2 dakikalık sigara molası…
Çok değil… 42 yıla sığdırdığın yaşamına,
sonrası kader deyip çıkıyorsun yola…
Ya ona ya ölüme,
Çok farklı değil… birbirinden,
İkiside senin için muamma,
yine anlamadın değil mi?
Dur biraz… daha açayım konuyu, sanırım anlayacaksın…

Bütün eşyaların toplanmış bir odada.
Sen oturmuşsun…
Kitaplarını içine doldurduğun kutuya,
bir çay molası belkide düşünmek için bir kaç dakika,
sen sadece evini değil,
çocukluğunun geçtiği kenti,
anneni,
babanı,
o manyak adamı…
Hiç bilmediğin bir kent için,
ter ke di yor sun…
Üstelik yanlız gidiyorsun,
Her gün döndüğün o köşe başındaki,
bakkal Suat Amca’yı,
camdaki kedinide almıyorsun,
sadece kendini alıp gidiyorsun.
Çay molası yetecekmi bu kararı onaylamana,
sığdır bakalım herşeyi…
En fazla on dakikaya,
niye mi? gidiyorsun…
Kalbinin ritminin içine eden,
bir herif var bu şehirde..
Annene anlatamadın…
Çünkü bu adamla olmanın,
mantıklı bir açıklaması yok beyninde…
Her gün seni arıyor, dehşet seviyormuş öyle diyor…
Keşke normal sevsede,
hayatının içine etmese…
Ayaklarına engel koyamadığın, her gün onun yanındasın.
Ama ağlayarak dönüyorsun eve,
sesizce banyoya atıyorsun kendini.
Yüzüne defalarca vuruyorsun, soğuk su darbelerini.
Ağladığın nasıl gizlenecekse,
tek sebep annen… aslında…!
Kırgın yenilmiş, yüzünü ondan saklıyorsun.
Anneliği sen nereden bileceksin.
O herşeyin farkında,
Bunu itiraf etmek ne kadar zor değil mi?
Kendine,
Hala kutunun üzerinde,
bitmiş çay kupası elinde.
Oturan kocaman bir çocuksun,
ürkek gözlerini artık kendinden bile,
sak la ya ma ya cak sın..!
Kızım kalksana…
Hala anlatamadım değil mi?

Anlar vardır…
İşte öylesi kaçtığın kaçamadığın,
sevdiğin acı çektiğin kabullendiğin,
siktir ettiğin…
Bazen gitmek istersin… kendinden,
Seni tutan sebepten,
ondan,
annenden,
ama en fazla kendinden…
Buna hayat deniyor…
Sen hayatı ortalama yaşayamayansın…
Bunu anlatmak istemiştim…
Çok zormuş anlatmak,
yaşamaktan bile zor…
Lanet olsun… senin ortalama,
olmayan olamayan hayatına
Ama…

Benzer yazılar

  • 07 Ağustos 2010 -- Aldatmak mı aldanmak mı hadi adını sen koy! (0)
    Ah bu aldatmak nasıl derinliği olan bir iş böyle... Başkası tarafından aldatılmış, bunu öğrenince sevgilisinden ayrılmış sonra dayanamayıp barışmış olan bir arkadaşım anlatıyor bugün; "Titizlikle hare...
  • 02 Ağustos 2010 -- Hayat işte ölmeyen yaşıyor (7)
    "Hayat işte ölmeyen yaşıyor..." derdi rahmetli dedem. Aynen öyle; gösterdikleri, gösterecekleri ve alınan derslerle olması gerektiği gibi sona doğru tüm hızıyla akıyor zaman, ilerliyor hayat. 30 Te...
  • 28 Temmuz 2010 -- Ben neden dedim sıra sizde (14)
    Telefonu kapattım, ellerim cesur görünse de yüreğim titrek bir sesle çığlığı bastı ''neden!'' ne aklım ne mantığım anlam veremedi olanlara. Neydi sebep bir avuç para mı? daha değerli ne vardı insanlık...
  • 27 Temmuz 2010 -- Çok özledim… (16)
    İkinci annem dediğim halam tam bir İstanbul hanımefendisiydi eşi ise pilottu. Birbirlerini bir ömür sevdiler. Nerede yaşadıklarının bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan ne şartta olurlarsa olsunlar...
  • 26 Temmuz 2010 -- Yüz karası (15)
    Editörüm Cengiz Beyin o çok sevdiğim, sanki karşılıklı sohbet eder gibi okuduğum, ''Bilinçaltı Serzenişleri'' yazı dizisini okurken madde bölümünü içimde konuştum durdum. Yazmak isteği duydum. Gerek v...
  • 21 Nisan 2009 -- Zaman geçiyor hayat bitiyor (0)
    Zaman geçiyor farkında olmadan, tutmak istesekte kayıyor parmaklarımızın arasından. Çoğu zaman arkadaşlarla akşam olsada ofisten çıkış saatimiz gelsin diye bekliyoruz, ama fark etmiyoruz ki, gün bitiy...