Bazı insanlar ne kadar basit, ne kadar acımasız ve ne kadar da düşüncesiz oluyor… Su testisi su yolunda kırılır yazısıyla gündeme bomba etkisiyle, ağır cüssesiyle düşen Hıncal Uluç’un ayıbından bahsetmek istiyorum.

Hıncal Uluç vefat etmiş genç bir annenin ardından dilin kemiği yok sözünü bizlere hatırlatırcasına ağzına geleni köşe yazısında söylemişti hatırlarsınız. Her şeyden önce sormak istiyorum “peki sen kimsin? Namus bekçisi misin?” diye. Kendisi sanki toplumda parmakla gösterilen, övünülen bir karaktermiş gibi nasıl bir özgüveni varsa artık Defne ile ilgili ağzına geleni hiç utanmamış yazmış.

İnsan bir şeyi yazarken, konuşurken defalarca düşünmeli. Ben Defne haklıdır, haksızdır, iyidir, kötüdür hiçbir şey demek istemiyorum. Çünkü ben böyle yetiştirildim. Benim bildiğim ölenin arkasından kötü konuşulmaz. Kaç yaşına gelmiş bir adam bunu nasıl bilemez ya benim aklım almıyor. Her şey ortada zaten. Defne’nin eşi cenazeye gelmiş mi? Üzerine toprak atılana kadar eşinin yanında olmuş mu? Onun için dudakları arasından dualar çıkmış mı? Ben bunları gördükten sonra daha da ağzımı açıp çirkin cümleler kurmam.

Ve en önemlisi biz bu dramı izlerken, dinlerken hıncal uluç bu haberleri hiç mi takip etmemiş aklım almıyor! Kimse kimsenin ahlak bekçiliğini yapmamalı. Hıncal Uluç’unda vakti zamanında kendisinden 20-30 yaş küçük genç kızlarla az haberleri çıkmadı. Ama diyeceğim şu ki banane bundan! Ve Defne’ye gösterdiği tepkiden ötürü kendisine diyeceğim şu ki “sanane Hıncal Uluç bundan!”

Geçenlerde Yılmaz Özdil’in Defne ile ilgili yazdığı yazısını okudum. Her şeyi öyle güzel özetlemişti ki dayanamadım kendisine mail attım sağolsun cevap verdi. Yazısını mutlaka okumanızı tavsiye ederim Defne’den sonra olacakları görmüşçesine, bilmişcesine yazmış her şeyi…

Demek istediğim şu ki; Defne’nin ardında bıraktığı minik bir oğlu, günlerdir ağlamaktan bitap düşen bir annesi, öldüğüne hala inanamayan bir dayısı ve onu çok seven bir eşi var… Bu insanların acısı daha çok taze, çok yeni… Hala şoktalar, kendilerine gelmeye çalışıyorlar. Gerek var mı insanların üzüntüsü üzerine bir üzüntü daha eklemeye? Olmadı Hıncal Uluç olmadı!  Bu yaptığın sana hiç yakışmadı!

Su testisi su yolunda kırılır mı bilmem ama Hıncal Uluç’un insanlığı ölmüş de haberi yok başı sağolsun…

İlginizi çekebilir

  • 21 Aralık 2010 -- Toz Bulutu (0)
    Sen bilmesen de ben çok uzun süre beni bekledim. Anılar yetiyordu seni beklemek için. Anılarla ayakta duruyordum belki de… Bir umut ışığı yakmıştım bize, bütün siyah korkulardan uzakta… Uzun zaman ...
  • 30 Kasım 2009 -- Sis (0)
    Gitmek... Bende bir başka ruh hali. Her ayrıntıyı, bir tekerlek dönümü ardında bırakmak, bir başka ifadeyle ilerlemek yani. Sabahın erkeninde, sisin içinde yol almak bir başka histi. Bilinmeyene ka...
  • 16 Haziran 2011 -- Dinmeyen Yağmurlar (0)
    Oturdum pencerenin önüne, sokağı izliyorum. İncecik bir yağmur yağıyor. Caddeler boş, insanlar evlerinde, işyerlerinde. Hafif bir rüzgar; yağmurun kokusunu getiriyor açık pencereden burnuma. Hoş; t...
  • 18 Mart 2011 -- Kaç günlük ömrümüz kaldı ki… (2)
    İnsanların hırslarını anlamak çok zor. Neden acaba? Bazen çok şaşırıyorum, ihtiyaçları olmadığı halde öyle bir çalışıyorlar ki... Ne dinlenme, ne tatil ne de hafta sonu onlar için hiç önemli değil. Ge...
  • 01 Eylül 2009 -- Özlem Conker’in karakterli yüzü (1)
    1973 Ankara doğumlu olan, bir dönem mankenlikte yapan Özlem Conker'in yüzünü çok karakterli buluyorum. Yani ortada boş bir güzellik yok, bakışları mimikleri sesi, beynin yaptığı eylem ne ise hepsi ...
  • 17 Mart 2009 -- Bu aşka olan inancımı kaybettim ben (2)
    Bu aşka olan inancımı kaybettim ben…Oysa ne kadar da güzel başlamıştı her şey. Gökyüzünün maviliklerini bile toz pembe görüyorduk… Şimdi gökyüzü ne mavi ne de toz pembe..bizim hayallerimizin rengiy...