Yediğimiz kimyasalların, bedenimizde suni bir mumyalama etkisi oluşturduğunu biliyormuydunuz? Peki ya  son 4 senedir, Avrupa ülkelerinde ölen insanların cesetlerinin hiç çürümediğini? Böyle  bodozlama bir giriş cümlesi kurarak başladığım için, affınıza sığınıyorum. Ancak, belkide yabancısı olmadığınız bu konuyu sizinle paylaşmak istedim. “Atın ölümü arpadan olsun” yada “ Hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı kalsın” fikrini savunanlara bu mumyalanma işi cazip gelebir elbette.

Bana yaklaşık bir ay önce, değerli  gazeteci arkadaşım;  Kemal Dadaşoğlu’ndan gelen bir mail ile başladı hikayem.

*MSG (Mono Sodyum Gulutamat). Hazır gıdalarda nasılda umarsızca kullanıldığını, masumane Çin Tuzu  olarak satıldığını, çeşnilerde, hazır çorbalarda, et tabletlerde, cipslerde… vs., aroma arttırıcı olarak geçtiğini, ekşi-acı-tuzlu-tatlı farketmeden tüm hazır  gıdalara katılabildiğini, aslında aroma artırmayan, fakat  beyinde, yediğimiz her ne ise, “çok lezzetli” hissi uyandıran bir sinir uyarıcı olduğunu öğrendiğim; bir çeşit zehir, bu nörotoksin.  Parkinson, alzaymır ve epilepsi hastalığına sebep olan bir nörotoksin.

Bu mailden sonra, başka hangi gıdalarda kazık yediğimizi araştırmaya koyuldum.

*Gimdes (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği)  genel başkanının satın aldığımız pof, beyaz ve hafif ekmeklerle ilgili yaptığı açıklamalarla,

*İçtiğimiz UHT sütlerin ne derece zararlı olduğunu gösteren Prf. Pottenger’in kediler üzerinde yaptığı 10 sene süren deneyiyle  karşılaştım.

*GDO. Bu konuyla ilgili 1997 senesinde gittiğim bir konferansta; yeni keşfedilen gen kopyalama  olayının, böylesi ciddi boyutlara ulaşacağı anlatılmamıştı. Kolonlama, yani  gen kopyalama ilk defa hayvanların kulaklarından parça alınması ile başlar. Bu hikaye bana Nisa sursesi 119. Ayettini hatırlattı. Ayette; yaratılanların değiştirileceğinden bahsedilir. Böceksiz, kurtsuz, pırıl pırıl mevye ve sebzelerin, dünya dengelerini alt-üst edeceği düşünülmemişti sanırım  bu yeni ilerlemeyle. Hamam böceği genini, parlasın diyemi, sert dursun diyemi meyve genine kattıklarını hala düşünürüm mesela…

Belliki üretici firmalar, 7 milyarlık dünya  nüfusunu doğal yollardan beslemiyor. Sebebi; talebi doğal  yollarla karşıyamama, GDO adında genleri değiştirilmiş bitkilerin, toprak verimini azaltması, daha az masraflarla, çok daha fazla kazanma  vs…  Ne yapabilirim diye çok düşündüm. Vardığım sonuç aslında o kodar da kötü değildi. Birkaç temkinli karardan  ve ataktan sonra bu kimyasallardan arınabileceğimizi farkettim.  Evde ekmek yapmak, satın aldığım ürünlerin içerdiği maddeleri kontrol etmek, sütçüden çiğ süt almak, kurtlu meyve ve sebze tüketmek. Birde tüm E’lerin(E127, E925 gibi) ne anlama geldiğini, nelerden yapıldığını bulduğum bir sağlık ajandası bulunduruyorum bilgisayarımda. Umarım sağlığımıza geç kalmamışızdır…

Benzer yazılar

  • 13 Kasım 2009 -- Anneanne, GDO için sana güveniyorum (1)
    Çocukken, haylazlığım yüzünden hafta sonu bizimkilerin kafa dinlemek için beni anneanneme postaladıklarını çok bilirim. (Bakınız: Uğurlar olsun başlıklı yazım) İşime de gelirdi hani. Orası benim özgür...