Ben her bahar aynı insana aşık olurum.
Farklı zamanlarda aynı yerden kırılırım.
Ayrılacağını bile bile, yapıştırırım kemiğimi,
desteksizce tekrar… tekrar ona..
Felç oluncaya kadar hayatımın sancısıdır… bilirim.
Çocuk değildim hayatıma girdiğinde.
Onunla çocuk,
onunla kadın
onunla aşk oldum…
Sığındım her sağnakta tekrar tekrar onu buldum…
Oysa yağmurlara sebebimdi…
O yüzden tanrı beni hiç affetmedi.
Her yarım kalan duamda, göğüs kafesime,
seni adam seni… yararak tekrar yerleştirdi…
Hayatımın parçası ettim seni…
Bahar geldiğinde bundandır aklıma başkasının gelmemesi.
Bir sabah gün bize kavuştuğunda,
bu çağrımı duyup gelir misin?
Günü bir başka öksüz karşılarım gece kırdıysan ümitlerimi.
Tek lokma geçmez kursağımdan.
Çayım… inan kursağımda kalmama sebebin.
Sofralar kurulur;
günü çay kokusu ve kızarmış ekmekle karşılayan.
Ben günü ekmek arası sensizlikle karşılayanım.
Allah affetsin…
Çöpe attılan kızartılmayan ekmeklerin,
israf sebebisin…
Lanetli bir çöl fırtınasında,
gözlerini kapayan iki bahtsız bedeviydik.
Aynı acıyı çeksekde, kendi acımız bildik.
İyi halt ettik… O yüzden,
canımızı her birbirimize, emanet ettiğimizde,
katil suretinde, ilk birbirimiz yok ettik.
Cesetler sevişir mi? sevgilim… buz gibi bedenim.
Korkuyorum ki; evrenin soğuma sebebi sanırım benim.
Ürperirdi her kış günü tenim, sonsuz çıplaklığından.
Kaç geceyi koşulsuz onsuz,
gece nöbetlerine heba ettim.
Gözümün halkaları senin eserin gülüm… senin eserin.
Desem ki; yaşama sebebimsin…
Duyup gelir misin ?
Kaç kere asılı kaldın, söylenmeden dudağımda.
Sen her dört nala koşup uzaklaştığında,
binlerce kısrak yavruladım yokluğunda.
Oku… her duymak istediğine asılma dudaklarıma.
Bu ürpertici,
yok edici,
sancılı kaçış anlasana… Bir o kadar acılı dokunma.
Dudağımdaki asi uçuk acıyor,
kıyısında her seferinde duran sen olduğunda.
Senin adını sussam ne fayda,
susmak en büyük cevap adam olana…
Çocuk gibi alınırım bazen tek bir lafına,
giderim nasıl gitmekse, okurum kendi canıma…
Yazarım, okurum, ağlarım, küserim hayatıma.
Benden kaçırdığın her ana…
Yakışmıyor muyum ? ben mutlu tablolara.
Söyle yakışmıyormuyum… arabesk ruhuna.
Beni her seferinde böyle uzaklaştırma.
Sonra bir gülersin, bir gülüşüne onlarca adım gelirim yanına.
Şarkılar söylerim keyfimce, içimden…
Haklısın sen hiç duymadın ki;
Nasıl inanasın her notada seni bulduğuma.
Yanlız söylenecek bizim şarkılarımız,
alış buna…
Ölüm kadar sesiz olursun bazen.
Dudağımı sana dayayıp,
suni tenefüs yapmam gerekir ki; beceremem…
Lanet olsun nefesim sensin.
Sana nasıl hayat verebilirim…
Aylar, yıllar birbirini kovalar…
Hüzünleri her zaman, sonbaharda düşen yaprakta arama.
Hep bekle der yüreğin… bekle güzel günleri bilirim.
Elinde olsa al elma şekerini oyalan diyeceksin.
Büyüdük değilmi biz ?
Güzel günler yedi emmine teslim…
İcrayı bekler gibiyiz.
Bezgin,
Suskun kalakalırım, büyüyen gerçeklerimizle..
Bilirim ki; o zaman şizofren bam teline basarım.
Kuyruk acısı gibi sende bana.
Ondan sonra finaller gelir son perdeden,
terkedilişlerin en güzelini oynar, hayata armağan ederiz.
Yoruldum bu sahneleri tekrar etmekten beceremiyorum.
Şartları daha fazla zorlama…
Seni seviyorumla başlayıp biten,
her dudak hareketin dudağımda biter.
Coğrafi nedenlerden dolayı kurusada iklimim.
Dilin o hayasız dilin, nutkumu keser bilirim.
Tekrar başlama,ıslatma dudaklarımı…
Ömrüm nefesine dayandı,
içim içinde yapma… yapma
terk edeceğim zaman gelmeli…
Bahara sende olduğumu söyleyip beni caydırma.
Evet ben her bahar seni düşünürüm.
Sana koşarım elimde papatyalarla.
falımız fallanmış ya,
kıyamam artık papatyaları yolmaya.
Kokladığım sensin… papatya değil,
kokun kokum olmuş, tenimi nasıl dayarım başkasına.
Allah katında üç kere boş ol… de me li sin…
baksana dünya şahit bizim iç savaşımıza…
Karar sabit ömür boyu müebebet densede,
yolunu bulmalısın baksana yüreğim ağzımda.
Üzerimde kaldığın her gün,
”seni seviyorum” dedim…
Biliyorum benim kıt Türkçem ama sen, gitsende,
bunu hatırla…
Her sakin anımda nifak sokansın.
Kanatlarını koparamadım…
Şeytanın Allah’ı sın…
Nasıl değişti bu şiirin seyri diye sorma.
Dünyanın sakin sana akan bütün nehirlerini…
Günü birlik değiştirensin… bilirsin
Ceset gibi her kış başında sana ölürüm.
Ellerin dert görmesin…
Cesetler ağlar mı? Sevgilim…
Pamuk prenses masallarını öldü… ustasın.
Metal soğukluğunda dudağımda dağlanırsın.
Pas tutan metal taşımaz üzerime uzandığında, ağırlığını.
Oysa günahları utandıracak asimetrik sevişmeler yazmıştım.
Solumdaki alık yanlız kadına.
Şarap içmeyi bile beceremezdi.
Sızdı kaldı senin yolunda.
Dünyamı döndürdün orospu çocuğu…ver hesabını Allah’a….
Namertim karışırsam.
Kullanım kılavuzunun zamanıda geçti.
Annen seni istemedi…
Yüreğimizin bütçeside, denklenemedi.
Baksana verdiklerim ortada.
Hay… akılsız emekçi yüreğim.
Haktır bu sana…
Birimiz doğuyorken, bir yürek batıyorsa.
Bu nasıl bir iyi gecelerdir.
Açıklamasını yapamadım.
Söndür ışığı, karanlıkta seveceğim kendimi.
Kurdum saati, yanlızlığıma beni uyandırma…
Gidişinde yaram saklı.
Sargı bezi tutmaz bu defa.
Bahara tenindeyim diye kendini avutma…
Gidişinde dönüşünde,
bahara kadar muamma…
Seni her defasında hiç olmayacak yerimde bulmaktan,
kendime dokuna dokuna aramaktan yoruldum…
Telafuzu bile zor yokluğunun.
Adın gibi biliyorsun sevildiğini…
Dünyayı şiire doyurmak olası,
ya benim kadın olan yüreğim…
Senin delikanlı mısralarına,
ne zaman doyacak, söyle tek solukta…
Sitemim çağa ayak uyduramayan adamlığına.
Yıllardır birbirimize baka baka,
ölü toprakları serptik.
Tonlarca ağırlığınca,
kim kaldıracak bu yükü ?
Siyatik ağrılarım tuttu.
Hayatın ritmiyle gidelim birbirimizden.
Yaşlanıyoruz birbirimizin ruhunda…






Mart 5th, 2011 on 18:36
<3 ellerine sağlık yeşiiimimm…