Öğlenden azıcık sonra uyandım, kahvaltı yapmadan hemen şarapçı paltosu ismini taktığım, giydiğimde köprü altında yaşayan isimsiz bir şarapçının ruhuna büründüğüm paltomu giydim ve bir avuç fındık alıp çıktım Çamlıca’daki malikanemden. Hava ciddi anlamda soğuktu…

Bir türlü yıldızımın barışmadığı ve beni ne zaman görse havlayarak ve sanki yakalasa beni parçalayacak yalancılığıyla en hızlı koşuşunu yapıp yolumu kesen o köpek yine aynı şeyi yaptı… Beni gördü, olanca hızıyla ve havlayarak gelip yaklaşık 4 metre önümde durdu. Bende her zamanki gibi gözlerimi gözlerine diktim “hangimiz daha köpek bunu sana öğreteceğim” diyerek başladım konuşmaya; “oğlum seni anlamıyorum, hep aynı şeyi yapıyorsun, bunu bana bari yapma! şimdi sakin ol ve dön yerine biz aynı saftayız…”

İkimizde yaklaşık 4 dakika hareketsiz kaldık ve yine her zaman olduğu gibi o yavaşça geldiği yere geri döndü.

Ben hemen parkın içindeki patikadan ismini Melankolik Sokak Şairleri Lokali koyduğum çay salonuna gittim. Salonun ortasındaki mübarek soba gürül gürül yanıyordu, berjer koltuğumu sobaya iyice yaklaştırdım. O dehşet soğuğu dışarıda bırakıp, gürül gürül yanan sobanın yanında ve berjer koltuğa gömülüpte çay içmek, algımda istemdışı bir yavşaklık oluşturdu, yavşadıkça yavşıyor; çay, berjer, soba ve benden oluşan kurtarılmış bir dünyanın az sonra uyuyacak soyut bir elemanı oluyordum. O an o huzurlu ortamdan dolayı ciddi anlamda eridim eridim ve en sonunda erdim. Saldım kendimi… dünyevi şeylerden arındım. Öyle bir dinginliğin içindeydim ki kendim bile kendimin s.kinde değildim.

Tam bu moddayken “Cengiz çayını tazeleyeyim mi” diye sordu Mustafa. Sevinirim diye cevap verdim…Cevabı verir vermez kendime geldim. Mustafa, İbrahim abi ve ben kısa bir süre kuantum teorisi ve atom fiziğinin doğuşu ile ilgili konuştuk. Sohbetin zevksizliği benim yerimden kalkmama kütüphanenin olduğu bölüme yönelmeme sebep oldu…valla iyiki de oldu, kütüphaneyi karıştırıken 1954 basımı bir kitap buldum. Sararmış ve eski kokan bu ince kitabın ismi “Sait Faik için Seçilmiş Hikayeler”di.

Tam 57 yıllık bir kitap, kullanılan dil, tasarım, kitaba verilen reklamlar, o reklamlarda kullanılan üslup acayipti.

İşte kitaptaki bazı reklamlar;

Türkiye İş Bankası: Paranızın… istikbalnizin emniyeti

Emlak Bankası/ Yapı Tasarrufu: Arzularınızın tahakukunu tesadüfe bırakmayınız. Gayeli tasarruf yoluyla yuvanıza muhakkak kavuşursunuz.

TRIONA-2: Turunçgillerin, diğer meyve ağaçlarının ve süs bitkilerinin koşnillerine ve kırmızı örümceklerine karşı en tesirli ve en ucuz beyaz yağ ilacı. Bol miktarda piyasaya çıkarılmıştır. SHELL Kompani of Turkey Ltd. İstanbul-Galata

PURO: Bol köpüklü, nefis kokulu güzellik ve cazibe sabunu. 14 gün zarfında güzelliğinizi arttırmayı garanti eder.

Gelelim kitaba; bu kitapta Sait Faik’e ait hikayler ve Sait Faik’in ölümünden sonra onu tanıyanların yazdıkları makaleler, şiirler ve hikayeler var. 1954 basımı tam 57 yıllık bu kitabı okuduğumda kendimi derin bir mukayesede buldum, keyifliydi.

Selam eder, iyi şeyler dilerim.

Benzer yazılar

  • 29 Temmuz 2011 -- Bilinçaltı serzenişleri 10 (0)
    Beynimi söküp yerinden, üstünde iyice bir tepinesim var. Düşünüp düşünüp işe yarar bir şeyler bulamadıktan sonra, düşünmek ne boka yarar. Her şeye bir adım yakın ama yine her şeye bin adım uzağım. Yaş...
  • 28 Mart 2011 -- Bilinçaltı serzenişleri 9 (0)
    Bilmem kaçıncı defadır Küçük İskender’in “Küflü Prens” şiirini okudum ve yine aynı yerden… bam telimden aynı nota çıktı, dehşet bir hissediş ve oldukça travmatik bir sarsılışı yaşadım. Şiirde en beğen...