Hava, buz kırığını düşürmüş geceye.
Vücudum öfkesinden kaskatı olmuş.
Düş kırıkları içinde.
Güneş düşse,
kalkmasa… asılı kaldığı coğrafyalarda.
Değişir misin?
Özel günlerimi sen hep özel kutlarsın.
Unutmuşum yine aptallık bende.
Senin ellerinden,
o buz tutan ellerinden…
Ruhumdaki şeytanı bile,
şaşırtan hediyeni almaya… doyamadım…
kut lu yo rum…
Bir öğretmen edasıyla , yenilmiş omuzlarımı,
içimdeki çocuğuda,
haş lı yo rum… senin yerine.
Sen zahmet etme…
Mutsuzluk acıya ulaşana kadarmış.
O çocuk halinle nerden bilsin.
Kendisine ait olmayacak bir düş bahçesine,
serilmiş oynuyor keyiflice.
Gölgesi bile,
o kadar dar ve korumasız ki,
topuklarına vuruyorum çocuğun.
Sonra karalamasın diye ellerine,
utanıyor çocuk,
çok…
u t a n ı y o r…
Ağlayınca daha fazla kızıyorum.
içindeki kırıklıkları cebine…
t o p l a…
Diye haykırıyorum.
kalkıyor anne edasıyla, kadın olan tarafım,
o topluyor, ortalığa dağılan gülücüklerini.
Gü lüm se me le ri…
Kırıklıkları hiç sormasın kimse.
İkimizde utanıyoruz.
Yenilmişliğimize …
Sen kenara çekilmiş,
babam gibi bakıyorsun yüzüme.
Hiç dayak yemediğim babam gibi.
öylesi buz kalıbı gözlerle.
Atsam diyorum bir rakı kadehine,
eritsem kan versem…
Bi lek le ri ne…
Yine yalvarırken yakaladım kendimi,
annem gibi çimdiklese,
terlik atsa…
Keşke… diye.
Terlikleri hep giyilmeden yerinde.
Parmaklarıda kendindeydi.
Dokunmadı bana gizlice.
Klasik baba modeli,
ben uyduramadım kendime.
Yerin içi yarılsa saklansam.
Diyorum…
Hiç bulunmasam bu körebe oyununda.
Ezberimde tutamıyorum oyunları.
Zayıftır ezberim.
Bir kasaba meyhanesinde,
ayyaşların içinde
bu sahneleri tekrar etmeliyiz.
Onlar anlar, alkışlar beni.
Tutturamadım yine repliği.
Kopya ver…
Sevgim acıyor.
Gülümseme nerden satın alınır ki;
cebimdeki para bir boka…
Ya ra mı yor…
Çarpık dişlerimin,
Tel takılmamış halini hatırlayıp, gülümseyeceğim.
Yeter ki; yakmasın kimse canımı… diyesim var…
Oysa dişlerim çok çirkindi…
Annem ”evde kalırdın, dişlerin yapılmasaydı” derdi.
Evde kalıp hiç büyümeseydim keşke.
Gözsağnağım kurumamış, hayret
hala ağlıyorum…
Lanet olsun ,
ağlayan zayıf halime…
Hatırlanmayan,
karabasanlar gibi olmalıydı.
Ben,
Hiç
Unutmuyorum…
içimin duvarları, öyle bir öfkeyle örülüyor ki;
Oysa ben onların içinde,
oyun bahçesi kurmayı planlamıştım.
Sen yaramaz çocuğu değil,
kadını büyütüyorsun içimde.
Ellerim felç, ruhum yenik.
Şah damarım, kahpeliğe atıyor.
Sana biriktirdiklerim.
Kum saati gibi boşalıyor.
Dibini kim söktü?
Bu lanet saatin.
Akıyorum belirsizce, bulduğum her sıcak yüze.
Ruhunu örtsen üzerime,
cevap verecek kadın yok.
Jartiyeri parçaladım.
Yaktım sevgimin üstüne.
Ben,
Hala
Seni
Aklım kanayasıya,
yüreğimi al… hırpala dercesine.
Emaneten seviyorum.
Ne büyük eşşeğim…
Şimdi aynada baktım kendime,
yüzümde nur yok…
çenem kaymış, nasıl söyleyeceğim ben,
artık aşk cümleleri…
Ellerim emaneten yazıyor.
Keseceğim şu hissiz bileklerimi.
cehenem ol… sevgilim.
Ateşimi dünyada alevlendirdin.
Günahım kadar seni seveyim.
Ya da…
Seni ,
tarihi zengin, terkedilmiş bir han önünde,
siktir etmeliyim.
Kal tarihinle başbaşa…
Dışarda kar senfonisi, devam ediyor.
Ben yaşlanıyorum.
Tutma…
Artık kırıştırdığın ellerimden
Utanıyorum …






Son yorumlar