Yaşamak … Yaşıyor olmak, düşünebiliyor olmak, hissedebiliyor olmak… Binlerce duygu ile gün boyu değişik lezzetlere, dalıp dalıp çıkmak. Her bir duygunun kendine özgü heyecanı, kendine has bir tadı var. Korku; korku filmi izlerken lezzetini sunuyor, neşe; komik bir fıkra okurken. Yada slow bir müzik dinlerken ağlamak, giden sevgilinin ardından. Hüsran, bu bile lezzetli. Ancak içlerinde öyle güzel, öyle edalı, öylesine iddialı bir duygu var ki, karşısında boyun büküyor diğer duygular. Her neye dokunuyorsa, bir anda çiçekler açtırıveriyor. Her neye bürüyorsa kendini, hemen teslim alıyor. Sevgi; gerçek, saf, katıksız, karşılıksız olanından.

Sevmek, hayatı bir buket papatya koklar gibi sevmek. Sevmek, gökyüzünde tasasızca uçar gibi. Yada berrak bir denizde, keyifle yüzer gibi. Sevgiyi damarlarında hissetmeli insan ve hissettiğini olduğu gibi ifade edebilmeli. Dokunarak, konuşarak, yaşatarak. Hayata ne savuruyorsak , tıpkı bir bumerang gibi geri geliyor. Öfke savuruyorsak, aksilikler, engeller oluşuyor. Nefret savuruyorsak, pişmanlıklar, ayağımıza dolanan düşmanlar olarak dönüyor. Bunu öğrencilik yıllarımda, gözlerimde yaşlarla, yutkuna yutkuna öğrenmiştim. Oysa bana nede saçma gelirdi; “sana taş atana, sen ekmek at” cümlesi. Gerçekten de taş atan, bir süre sonra çiçek atmaya başlıyormuş, onu bile sevdiğinizde. Nefret şifresini kırıyor sevmek. Sevmek uysallaştırıyor, nefreti ağlatıyor pişmanlığından.

Kızım, senelerdir sevgiyi değişik değişik tasvir ettiğim, yaşattığım, 5 yaşındaki kızım. Bir gün ıspanak yaprağından korkuyla düşen minik, yeşil tırtılı görünce ses tonu değişti. Ben dikkatle ikisini izliyordum. “Aaayyy ne taklı şeysin sen. Minik tırtıl, küçük tırtıl, hoş geldin evimizeee. Ben sana legolardan çok güzel bir ev yaparım, sende mutlu mutlu yaşa bizimle. Ya anneee ne kadar taklı şuna bakarmısın, nütfeeenn” dediğinde; korkmuş ve salyangoz gibi bükülmüş tırtıl, kendini düzeltti ve kendisine tatlı sözler söyleyen kızımı, hiç kıpırdamadan dinledi, inanamadım. Suyun bile sevgiye tepki verdiğini düşünürsek, tırtılın öylece kıpırdamadan dinlemesi, çok ta şaşılacak bir şey değil aslında. Dr.Masaru Emoto’nun su molekülleri üzerine yaptığı deney, tüm dünyada büyük etki oluşturmuştu. İnanılır gibi değildi, suyun iltifatlar karşısında kar taneleri şekline bürünmesi ve intikam, öfke kelimelerine karşı, kaotik koyu renkli bir hal alması. Bu durum; evrende yaratılmış her maddenin tek tek kendi diliyle, duygulara verdiği tepkilerin bir kanıtıydı.

Mevlana hazretleri yemeğini yedikten sonra boşuna öpmüyordu, kaşığını, tabağını. Teşekkür ediyordu, kendisine hizmet ettikleri için. Öğretmeni; Şemsettin Efendi’nin penceresiyle, evrende var olan her yıldızın, her ağacın, böceğin…, yaratanını tesbih ettiğini, melodi dinler gibi dinliyordu ve bu nedenle dönüyordu. Herşey sevgi halindeydi, herşey sevgi sözcükleri söylüyordu. Şems hazretleri gittiğinde, Mevlana artık, evrenin (sevgi,saygı ile Allah’ı tesbih) dilini dinleyemeyeceğinin korkusuyla ve içindeki aşk acısıyla Şems hazretlerine şu olağanüstü mısraları yazmıştı:

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Ey ay felek harab olmuş, alt üst olmuş senin için,
Bizi öyle harab, öyle alt üst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan,
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur, sen kuruyacak olsan,
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
Aşka öyleyse, ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi,
Bize cenneti, öyle cehennem ediyorsun etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle, sen bir ediyorsun etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı,
Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil,
Aşkın baygınlığıyla, ne meşk ediyorsun etme.

İlginizi çekebilir

  • 08 Ekim 2009 -- Özür (4)
    Bay Gri.com dostları, dün sitemizde yaklaşık iki saat boyunca  "kendi pisliklerinde boğulmalarını dilediğim insan müsvettelerinin yaptıkları yavşaklık" sonucunda istenmeyen görüntüler yer aldı. O iki ...
  • 13 Ağustos 2010 -- Hepsi yüreğimin işi (9)
    Yüreğimi, bu aşkın tam ortasına yatırıp koydum ben! Yerinden kımıldatmaya kıyamıyorum. Öyle güzel duruyor ki yüreğim sahibini bulduğu yüreğin yanında, geçtim karşılarına  bu birbirleri için çarpan iki...
  • 24 Şubat 2012 -- Harcırahsız harcanılan uzun bir yol (0)
    Sizin döndüğünüz yerden başlar mücadelem. Kıpırtısız ve sakin. Bir elimde kalem, diğerinde kanayan kalbim ve klasik müzik eşliğinde ipe diziyorum iyileşmekten nasibini almamış yaralarımın midyesiz kab...
  • 31 Ekim 2010 -- Beni yine bulursun diye çağırıyorum seni (4)
    Çok uzun bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Korku dolu çığlığımın kaybolacağı bir düşte uyanmak adına... Toprağın kutsallığından uzağa düşemez ama yüreğim. Uçarı bir kuştur yüreğim. Kıyılara uzanan kanat...
  • 10 Şubat 2012 -- Unutma (3)
    Bitti deyince biter mi sevgi, Acımaz mı yürekte son sözler? Bırakan mı güçlüdür hep ey sevgili Kalan, ardından etmez mi bir ah! Gözler ararsa son gidişi unutup, Bir damla yaş akmaz mı o büyü bo...
  • 08 Ocak 2012 -- Gökkuşağı çiçekleri (2)
    Uzun karanlık gecelerde güneşe hasretle geçiyor günlerim... Bir tren camından bakıyorum geride kalanlara: kalp sızıları, pişmanlıklar, kararsızlıklar... Belki de en büyük hatayı ilerliyorum zannederke...