Hepimiz bir yerlerinde yürüyoruz hayat denen uzun yolun. Sanki bizi küçük bir hatamızdan dolayı azarlayan, cezalar veren bir hoca gibi hayat… Dersini geçmesi zor, ödevleri ağır, sınavları zor ve huysuz bir hoca sanki…

Almak zorunda olduğumuz gıcık bir ders gibi bazen, Bazen de binlerce kavşağı olan ama sadece tek yönlü işleyen bir otoyol gibi, geri dönüşü yok girilen yolların… Bizler de dersi beraber aldığımız insanlar sayesinde çekilir kılmaya çalışırız bu hocayı. Ya da otoyolda giderken aracımıza aldığımız insanlarla yolumuzu bulmaya çalışırız. Kimi zaman, giderken hayatın bu çetrefilli yollarında bir sorun çıkagelir; ya araç arıza yapar anlayamadığımız bir yerinden, ya da araçtaki yoldaşlardan biri… Bir tümseğe denk gelmişizdir giderken, ya da yanlış yola sapmışızdır fark etmeden…

Bir anda bütün neşeniz kaçıverir, o huzurlu yolculuğunuz kabusa dönüverir birden. Hayat bu dedik ya, sağı solu belli olmuyor. Bazen dersin çıkıp gideyim buralardan, uzaklaşayım yeter ki. Kafamı dinleyip kendimi bulurum, yeni hayatlara doğru yelken açarım. Ama gidemezsin, geride bıraktıklarına kıyamaz yüreğin… Kalayım o zaman dersin, mücadele edeyim sonuna kadar, ben yıllarımı harcadım bu yolda, güzel günlerim de oldu zamanında. Ama kalamazsın da, göz göre göre uçurumdan atlamak gibi gelir, hakikat bir şamar gibi iner yüzüne…

Yağmurlar birleşir gözlerinle, iner yeryüzüne. Beklersin uçurumun kenarında bakarken gözlerin çok uzaklara. Bilirsin yalnız yaşanmaz buralarda, Allah’a mahsustur o sen kaldıramazsın. Bir yere ait olmak, köklerini salmak, tüm sert rüzgarlara göğüs germek gereklidir birileriyle. Darbe alacaksak beraber alalım ama ‘beraber’ olalım dersin… Şöyle bir bakarsın etrafına, süzersin çevrendekileri… Kendi halinde koşturan binlercesine bakarsın, kimi arızasını onarmaya çalışıyordur, kimi yolundan sapmış vakit harcıyordur… Birini ararsın onların içinden. Ama istemez için, kalbin… Seni anlamadıktan sonra herhangi biri olmasının ne anlamı vardır ki… Sana değil içine bakacak insanı ararsın, çabalarsın, ama bulamazsın. Bekleye bekleye günler geçer, gün sağır olur, bülbüller susar, hava kararır. Tam umudunu kesecek olursun, uzaktır artık senden aşk, çok uzak… Aniden bir tıkırtı duyarsın kapının önünde, hiç beklemediğin, belki de hiç tanımadığın biri çıkar gelir davet bile edilmeden. O da yolda kalmıştır belki, belki de yoldaş arıyordur sadece kendine.

Temizdir, ta ilk andan anlarsın bakışlarından… Gözlerin değil, gözlerinin altındaki ‘sen’dir onun ilgilendiği. Hoşuna gider senin de, neden geldi ki dersin. Emin olmak gerekir ama önce kendinden, gerçekten istiyor muyum diye… Durursun, sorarsın kendine, en derinlerine. Belki çok yakınındadır o yıllardır, belki de en yakınında…  Sen görmemişsindir bunca zamandır. ‘Ama’ der içinden bir ses, ya olmazsa? Ya aynı şeyleri tekrar yaşarsam, gücüm kaldı mı ki? Hissediyorsundur ama, içinde derinlerde bir yer titrer sen istemesen de… Gel dersin, tam da sana şu anda ihtiyacım var… Sorar sana aynı ses tonuyla; ‘Şimdiye kadar neredeydin sen?’. İki damla süzülür gözlerinden, belki de bulmuşsundur aradığın yoldaşı… Ve belki de yolun sonuna gideceğin yoldaşını, hayat arkadaşını…

Benzer yazılar

  • 22 Ağustos 2010 -- Rastlantı da rastlantı yoktur. (9)
    Karadeniz gezimizin ilk akşamı, yemek sonrası aramızda sigara içenlerden bir kaçımız ayrı bir köşede yudumluyorduk kahvelerimizi. Bir yuvarlak masanın etrafında, önümüzde ki günlerin program akışı, ge...