“Gün olur alır başımı giderimmm” diye mırıldandı, yolda tek başına yürüyen gecenin bu saatinde sırt çantalı siyah pardesü giymiş adam.  Bu şehirde ne aradığını bilmediğini düşündü bir an. Kimdi, ne yapıyordu unuttu, aklına ayrılık düştü, yalnızlığı hissetti.

“Denizden yeni çıkmış ağların kokusundaaaa “  diye sesini yükseltti köşeyi dönen genç kız , gözyaşlarını silmeye çalışırken. Sevgilisini anlayamıyordu bir türlü, ne istemişti ondan, neyi bulamamıştı bir anda, neden bu ayrlık neden, nedennn, nedennnn!

‘’Şu ada seninnn, bu ada benimmm,’’ diye cızırtılı, kırgın bir sesle fısıldadı yaşlı adam,  adalara karşı oturduğu bankın üzerinde,  gözlerinde acelesiz bir buğu, 50 yıllık hayat arkadaşını toprağa  verdiği geçen haftayı düşündü. Kimbilir kaç bahar adalara karşı Pazar sabahları burada oturmuş, birlikte adaları seyretmişlerdi. Son 6 yıl karısı gelemez olmuştu onunla birlikte, ama o sessiz bir ayin gibi her Pazar sabahı kalkar gelirdi bu bank’a. Her martıya selamını söylerdi sevgilisinin. Sonra eve döner 20’li yaşların heyecanıyla anlatırdı her ayrıntıyı. Karaleke martı gözükmüyordu epey zamandır, acaba ölmüş müydü… gülümser  martı yanında genç bir martıyla geldi bu sefer, zannederim çocuğu!   Karısı onu felçli yüzünün hareketli yanıyla dinlerdi. Onun için MonaLisa’ydı  günışığım dediği eşi, bu haliyle bile o kadar güzeldi onun için. Tamamı değil gülümsemesinin yarısı bile hayat kaynağıydı. Yaşlı, yorgun, kuru yüzünde iki damla yaş kayboldu, yitti yanağına inene kadar. Birbirlerine söz vermişlerdi, yaşamak zorundaydı diğeri, eşi için birlikte yapamadıklarını yapmaya devam edeceklerdi sonsuza değin.

‘’Yelkovan kuşlarının peşi sıraaaa’’ diye dua etti çocuk. Elinde sımsıkı tuttuğu çiçekler, geçen ay şehit düşen babasının mezarı başında, onun ninni gibi söylediği şarkının sözlerini unutmamacasına, göğsünün kokusunu içine çekti bir an. Büyürken en huzurlu olduğu anlar aklına geldi, babasına sarılıp uyur gibi yaparken, babasının mırıldandığı nameler aklına düştü. Gözyaşı yoktu, çünkü daha farkında değildi babasız geçecek yılların. Her bayram sabahı öpeceği bir eldi belki onun için, ya da her görev dönüşü kapıda karşılayıp kucağına atlayacağı güçlü kollar. Ama kokusunu özleyeceği kesindi, baba gibi kokan, en güvenli kalenin surlarından bile daha kalın, en keskin kılıçtan daha keskin, burnunun direğini sızlatan, şu anda özlediği tek şeydi belki de.

‘’Gün olur,  başıma kadar mavi; gün olur başıma kadar güneşşş; gün olur deli gibiiiii’’ diye bağırdılar hep birlikte, birbirlerinin kollarına sımsıkı sarılmış 32 genç, bir o yana bir bu yana sallanırken. Lise onlar için bitmişti artık, hepsi ayrı ufuklara yelken açmanın sarhoşluğu içinde ama hepsi de bir daha kimbilir nerede kesişecek yollarını  bilmeden, birlikte geçmiş yıllarını  anıyorlardı son kez olsun. Kardeştiler, kardeşten öteydiler belki de. Ana babalarıyla  paylaşamadıklarını paylaşmışlar, birbirlerinin omuzlarına kaç kez gözyaşı bırakmışlardı. İlk aşkları, sevgileri, nefretleri birlikte öğrenmişler, birlikte gömmüşlerdi  acıları toprağa.  Edebiyat öğretmenlerini kaybetmişlerdi en son. Onlar için ‘’ölü ozanlar derneği’ydi okul, hocalarının dersine farklı girerlerdi, bıkmazlardı hiç. Onlara kitap okumayı öğretmişti, şiirin ne kadar güzel olduğunu. Belki ilkokuldan beri öğrenmediklerini bir anda anlatmıştı onlara, duygularını yazabileceklerini göstermişti , cesaret vermişti belki de. Unutmayın birbirinizi demişti. Evet unutmayacaklardı ama asıl olan onu unutmayacaklardı.

Zamanlı veya zamansız ayrılıklarınız olacak elbet, önemli olan onları nasıl karşıladığınızdır.

Ne olursa olsun yaşamı gülümseyerek karşılayın, merak etmeyin mutlaka o da size gülümseyecektir :)

 

‘’HÜDADAT AYDIN, sevgili hocam senin için bu yazı’’

 

Benzer yazılar

  • 27 Haziran 2011 -- Ayrılık (0)
    Yanından geçtiğimde yüzünü çevirip bakmadın Sana seslensem belki duyardın Dilim varmadı adına Tam dudaklarımdaydı adın Sesim kesildi sanki Konuşmayı unuttum Yuttum adını Uzaklaşırken el salla...
  • 24 Nisan 2011 -- Yol Ayrımında Aşk (7)
    Özlediğim şeyler var sana dair... Seninle bir fincan kahveyi yudum yudum paylaşmayı, elini sıkıca tutup amaçsızsa rüzgar bizi nereye savurursa orayı dolaşmayı, birlikte bol küfürlü maçlar izleyip bund...
  • 30 Mart 2011 -- Ne delilikler geliyor içimden (0)
    Hayat beni çekerken herşeyden, sen belkide bir fincan kahvenin kırk yıl hatırındasın şu dakikalarda. Özledim demek geliyor içimden ama inan izin vermiyor kalbin sızısı. Ne tuhafdır değil mi? Kaç kez s...
  • 25 Mart 2011 -- Yüreğim kadardı… (0)
    Hiç gitmem sanıyordun değil mi... Hep seninle kalacağımı, senden hiç vazgeçmeyeceğimi... Hatta sen ne yaparsan yap görmezden gelip sabredeceğimi düşünüyordun... Aklının ucundan bile geçmiyordu değil m...
  • 23 Mart 2011 -- Sadece gülümse… (0)
    Düşlerle düşünceler bir olmayınca, içten gelen tutarsızlıklar sahipsiz bir kalpte yerini bulunca, bedel olarak hayal kırıklığının en büyüğünü yaşıyor belki de insan... Biraz ona inat, biraz da yaşanan...
  • 01 Şubat 2011 -- Ego (0)
    Bazen izini ararsın kaybettiklerinin... Kaybın ne kadar büyükse acın da o kadar fazla olur yüreğinde. Çok özlediğin zamanlar olur onu.  İşte o an onunla yaşadıkların tıpkı bir film şeridi gibi geçer g...