ve/…

Bazan;

Sorarsın  alakası aptallara bile malum olmayan soruları kendi kendine / cevapsız anlamlar yüklü bohçaları sırtlarsın gece karamsarlığında /gidenler  mi suçludur hep / kalan mı/ yoksa kalanın sırtına yükletilmiş başı boş ve  yerinden kımıldamayan kaya gibi ağır ve hantal ve inatçı ve acıyla terbiyelenmiş hatıralar mı / üsteleme / üstelik istemeyi bile hiç deneme / tutarsız sorular soran bir akla, bozuk bir dil-in verecek düzgün cevabı olmaz/ aklı selim bir tavrı  taklid eden  ruh halimin son durumlarda izahı budur neticede…

Artık başlasın dendi / dökülsün  mide bulantılarına gark anlam kusmaları…

Susun , size dişimin kovuğundan her düş sonrası  kürdanladığım parça pörçük  durumumu izah etme cesaretine ve dahası  bu cesareti  kendime yakıştırma bencilliğine yelteneyim…

Hiç benzemedi  bu yağmurlar çocukluğumun iri pirinç taneli yağmurlarına ve hiç benzemedi bu havalar gençiliğimin  ustura ağzı gibi keskin ve asi bir bakış kadar sert havalarına/ bu şehirde nefes almak gaz odasında solunmak kadar tehlikeli artık benim için/ kaçabildiğim kadar ve kaçabildiğim yere doğru yağlamalayım falakadan şişen tabanlarımı/ “durmakta bir yol alma biçimidir” diyen o yazarın (*) hiçbir sözüne  zerre olsun inanmıyorum  artık/ kurşun işlemez suskunluğuma bürünerek / gerekirse hiç görünmeden sürünerek / gitmeliyim , kaçmalıyım ayrılmalıyım yol almalıyım bu şehirden uzaklara ço….k uzaklara doğru / doğunun batıyla birleştiği / tatlı suyun tuzlu suyla karıştığı ama kimsenin kimseye karışmadığı dokunmadığı umursamadığı o şehire o yere o mekana  o zaman dilimine / hiç üşenmeden yorulmadan bıkmadan milimine milimine / gitmeliyim , kaçmalıyım ayrılmalıyım yol almalıyım bu şehirden uzaklara ço….k uzaklara doğru … O MAVİ ÇORAPLI PERİNİN ÜLESİNE DOĞRU…

Yeter artık, sus dendi…

Suskuma emrettim / beni nişanlasın diye /  on ikiden de değil çünkü on ikiden sonra geceydi  / tam h-içten vur beni!

Bu gün yakınlarını elim bir afette kaybetmiş kelimelerin matemi  hüküm süremekte cümlelerde/ cümleler cebimde/ ama eksik ama fazla / ama manidar ama anlamasız/  nihayetinde dilimin ucunda yosun bağlamış matem sezdiren kelimeler.

İlginizi çekebilir

  • 25 Temmuz 2010 -- Kök ve kanat (1)
    Bir kadın ve bir erkek. Hormonları ''Hadi'' der. Görev vakti gelmiştir. Önce, birbirlerini beğenirler. Sonra severler. Birleşirler. Ve yeni bir canlıya hayat vermek üzere, yaşama hizmet ederler. Bi...
  • 03 Eylül 2010 -- Uyku tulumu fena fikir değil (6)
    Son derece sakar bir insan olduğum gerçeği ile ben ve beni tanıyanlar yüzleşeli epey bir zaman oldu. Daha önce bir yazımda da belirtmiştim her gün illa bir şey kırmayı en olmadı düşürmeyi çok iyi bece...
  • 29 Haziran 2010 -- Düğün mevsimi başladı (0)
    Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte düğün sezonu da açıldı. Bu aralar evlenen evlenene. Her gece bir düğün. Oturduğum eve 5 dakika uzaklıkta olan düğün salonu ise coştu da coştu. Her gece Mustafa Ce...
  • 14 Temmuz 2011 -- Bugünün acısına hatıra (5)
    Duyulamayacak kadar sessiz çığlıklar atıyorum. Okunamayacak kadar çirkin bir el yazısıyla dünümü bugünüme kışkırtan geçmişin kırık dökük kalıntılarını şiir diye yazıyorum. Adını ağaçların gövdesine...
  • 06 Kasım 2009 -- 28.İstanbul Kitap Fuarı (31 Ekim-8 Kasım 2009) (0)
    31 Ekim 2009'da açılan,  28. İstanbul Kitap Fuarını ilk 5 günde 140 bine yakın kişi ziyaret etmiş, eski bir fuarcı olduğum için, birden o fuar günlerine gittim, güzel günlerdi. 8 Kasım'a kadar açık...
  • 08 Ağustos 2011 -- Efsane Tip; Olric (1)
    Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanındaki hayali karakter Olric dehşet derecede meşhur oldu. Tüm kafa karıştıran cümleler bu hayali kahramana bağlanır oldu, hatta Oğuz Atay’ın 43 yaşında beynindeki tümö...