Lirik kentin kraliçesi öldü, soytarılar yeni kraliçeyi selamladılar. Ben ve benden içeri birkaç kişi, deri altına monteli damarlarımıza aşırı derecede anti-yaşam enjekte edip, ana hatlarıyla tüm yerleşim bölgelerimizi patlattık. Yastaydık. Ölen kraliçeye tutkuluyduk. Ceylana sevdalı ağaç gibi, mecburen toprağına bağlı… aşkların en imkansızına tutuklu.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Ve soytarılar vardı, yeni kraliçenin gözüne girmek için yavşakça sırıtan, bir altın için üç takla atan, itina ile geçmişi aforoz eden soytarılar…

Kraliçenin yanında ben, kırgız yerlisinin her daim başının üstünde taşıdığı kefen teslimiyetindeydim. Çadırını kovboyların saldırısından korumak için savaşan en romantik kızılderiliydim. Az bilinmeyenli çok denklem, artı matematiğin infilakı, eşittir mantığın kustuğu duygu parçalarıydım…

Afilli küfürlerim vardı, işiten kulakların daha önce duymadığı, ağacın ceylana aşkı imkansızlığında ormanlarca haykırışım, döllenmiş isyanlarım, iç cebimde büzülmüş hırslarım vardı. Hepsini bilirdi kraliçe, kraliçenin yanında ben iyi bir şeydim.

Bir gün lazım olur diye yazdığım intihar mektubumun son fotokopisi,
Virgül öncesinde alınmış son yarım nefes,
Yüzlerini hatırlamadığım yüz sevişmenin son yüzsüzlüğü
Varoş meyhanelerinde içilmiş son şarabın sarhoşluğu,
Az kullanışmış boksör eldiveniyle savrulan son yumruk,
Dil yarasından koparılan son kabuk…

Ve ben, son yürek en-feksiyonlu adam(!) başlarını okşadığım tüm köpeklerin dualarıyla ve tüm hayvanlığımla iki üveyik bir bıldırcın’ı yanıma alarak gittim kraliçenin cenazesine…

Otuz sekiz pare kalp atışı eşliğinde; üveyikler ağladı, bıldırcın ağladı, ben ağladım, benden içeri birkaç kişi ağladı…

S o y t a r ı l a r g ö z y a ş ı ü r e t e m e d i, gözyaşı duygu işiydi.

Soytarılar yeni kraliçeye selam durdu…

Benzer yazılar

  • 06 Mayıs 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Virüs veri tabanımdan öp (0)
    “umut etmek, aslında yavaş yavaş ölme biçimidir” der gözüne toz kaçmış bakış açısı. ve para hayatın içine sızmış kötü huylu kitledir. bir bıçak bir tabanca gibi değildir mesela… tabancanın amacı belli...
  • 30 Nisan 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Bize Her Yer Consesao (1)
    çok kiloluk dambılların suyunu çıkarmış kaslı bünyede, über bir beyin olsa denklem bozulur. hep bir şeyler eksik kalmalı… lağımda gelincik açması gibi bir durum bu. ne güzeldir ilk yarısı dört sıfır b...
  • 28 Mart 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Beni bir şeylere yarım saat varken ağlat. (1)
    otobüste, iş yerinde, hiçbir sebep falan yokken… durup dururken; “connecting people!” diye bağırasım geliyor. algıda bi acayiplik bi saçmalık durumu söz konusu… bahar sendromu devrelerimi gevşetti… ya...
  • 20 Ocak 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Amuda kalkıp işemek (2)
    dilini bilmediğim bir karmaşa ve adını koyamadığım bir yabancılık bu. birkaç ana haber bültenini havaya uçurup trajedi olmalıyım. tüm radyolarda gün boyu tanju okan çalmalı, içimde dört dönen kuduz kö...
  • 13 Ağustos 2011 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Rezerve (+18) (0)
    Hergün şehrin iki farklı yüzünü görüyorum. Gece şehrin banliyösünde yaralı yüzüne uzanarak uyumaya çalışıyorum. Sabah oluyor, hani olmuyor da  zorluyoruz geceyle birlikte olsun diye. Sabah ta kalkıp ş...
  • 09 Ağustos 2011 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Sobe (0)
    Hayata sobelenmiş ve her fırsatta kızgın lavlarla yoğrulan düşüncelerim, dudak bükülen yargılardan sıyrılıp, tüm zehriyle ve de tüm hançerleriyle steril yerleşim bölgelerime gayri nizami soru işaretle...