Haftasonu arkadaşımın düğünü için il sınırlarımın dışına taştım. İş çıkışı bindiğim otobüsle yaptığım 6 saat yolculuktan sonra sabah 3 sularında peltim çıkmış bir halde uykuya dalmışım. Sabah kuzenim tarafından “Elif kalk! Geç kaldık. Safiş bizi öldürecek!” cümleleriyle uyandırıldıktan sonra ise kahvaltı bile edemeden şuursuzca üzerime iki parça şey geçirip gece için saç ve makyaj yaptırmak üzere kuaförün yolunu tuttuk.
“Her şey mi beni bulur” demek istemiyorum ama bu aralar üzerimde çölde gezen bahtsız bedevi şansı dolaşıyor sanki. Kuaföre vardığımızda başlayan sağanak yağmur bir türlü dinmek bilmedi. O yağdı ben içimden “ama artık dursun ki bu yağmur ya” şeklinde dua ettim. Böyle ibadet edilirse ne olur bu yağmur yağmasın duası tutmaz tabi.
Diğer yandan saçlarım kafasına tepsi konulmuş yan taraflardan ise kabartılıp maşaya benzer bir şeyle sarılıp bir şeye benzetilmeye çalışılmış hallerdeyken (farkındaysanız tarif bile edemiyorum o kadar eşşiz bir fiyasyokdu ki) yüzüme yapılan iğrenç ötesi makyajdan sonra son derece hazırlıksız bir halde kıyafetlerimizi giymek için evin yolunu tuttuk. Kendime baktıkça “Allahım bir sirkte palyaço olarak işe mi başlasam” dedim. Bir yandan isyan ederken, diğer taraftan kendime gelmeye çalışan hallerde zor da olsa giyindim. 2,5 saat sonra yoğun trafik eşliğinde düğün salonuna varabildik. Gelin odasına girip Tatlı Safişimizi görünce ne sinir kaldı ne negatiflik. “Ayy canım bir fotoğraf çekinelim beraber bu anı ölümsüzleştirelim” dedik. Poz verirken Safişin gelin çiçeği benim ultra parlak ince çorabıma takılınca çorabım çatır çatır üç yerinden kaçtı. Artık sinirden gülmeye başladım. Nazlım ise bu anı ölümsüzleştirip çorabımın fotoğrafını çekti
Arkasından hemen bir garson bulundu bana çorap alması için. İşte bu kısmı bombaydı. Kaç tane erkek külotlu çoraptan anlar ki.
Çektim garsonu kenara
“Bak şimdi canım görüyorsun çorabım kaçtı. Senden ricam bana; 2 beden, penti, ince, parlak,ağsız, ten ya da bronz çorap alacaksın hepsi bu anladın mı?”
“Tamam abla iki broş çorap alacağım sana”
“İki tane değil evladım. İki beden alacaksın. Broş ne yahu? bronz bronz! Neyse ya sen bana bir koşu çorap al gel işte. Hadi bakalım bekliyorum ben burada” dedikten sonra nereden buldu bilmem hatırlar mısınız eskiden müjde çorapları vardı. Sarı renk poşetleri olurdu. Poşeti açarken hışır hışır öterdi. Kereta gitmiş o çoraplardan bulup almış. Neyse ki son kullanma tarihi yok çorapların da tedavülden kalkmamış. Bunu bulduğuma şükredip giydim artık.
Gecenin sonlarına doğru “aman battı balık yan gider” dedik hepimiz ayrı dağıttık zaten. Of meğerse ne zor şeymiş evlenmek! EVET diyebilmeyi bir kenara bırak bir yakınının düğünü için hazırlanmak bile başlı başına bir işmiş. Daha da evlenmem herhalde ben






Son yorumlar