Dostluk çok farklı bir şey benim gözümde, arkadaşlık başka bir şey… Arkadaş dediğin insan yaklaşamaz sana dostun kadar. Yıllardır yanındadır, seyahattedir seninle hayat yolculuğunda, ancak sen ona sadece bakmış, görmemişsindir belki… Belki de sen görmüş, o sadece bakmıştır.
Dost bambaşka bir şey gerçekten… Dost dediğin insan senin cümleni tamamlayan insan olmalı, sen ona bir şey anlatıyorken farkında olmadan onun bir kelimesinden çok şey almalısın, öğrenmelisin. Bunu anlamak için küçük bir hikâye anlatalım bu sefer. Dostluk denince akla ilk gelen dostluğun gerçek resmini ortaya çıkaran bir hikâyedir Mevlana ile Şems-i Tebrizi’nin hikâyesi…
Mevlana, maddi ve manevi açıdan son derece zengin, fizik kimya, biyoloji gibi pozitif bilimlerin yanı sıra psikoloji, kelam, kuran ve din konusunda muazzam derinlikte bilgilere sahip dönemin en ünlü en bilgili kişisi. Şems ise bir derviş, maddi bilimlerden çok dünyayı keşfederek bilgilenen, yani hayatı kendisi görerek, yaşayarak keşfeden ünlü olmayan bir insan, topluma göre biraz ters bir adam yani… Bu iki insan hayatlarının başından beri birbirlerini arayarak yaşamış, her ne ihtiyaçları varsa tam olmasına rağmen içinde eksikliğini hissetmiş iki insan. Şems, gittiği her şehirde belirli dergâhlara uğrayarak kendini geliştiriyor, gelişiyor ve bir yandan da kendini anlayacak, öğrendiği her kelimeyi her felsefeyi anlatabilecek ruh eşini arıyor, Mevlana da aynı şekilde okuduğu kitaplardan, yanına gelen bilgelerden bilgiler elde etmeye çalışıyor, kendine gelen yardım isteyen insanlara yardım ediyor…
Gün geliyor Şems ile Mevlana’nın yolları Mevlana’nın vermiş olduğu bir Cuma hutbesinden sonra kesişiyor. Şems’in Mevlana’ya sorduğu bir soru Mevlana’yı allak bullak ediyor ve Mevlana yıllardır beklediği o insanın Şems olduğunu anlıyor. Soru şu: “Ya Mevlana her şeyi biliyorsun da, ben doydum artık istemiyorum mu dedin? Yoksa doyamıyorum, bana öğret mi diyorsun?”. Bunun üzerine Mevlana da “Gel öğret o zaman” diyor ve Mevlana ile Şems’in arkadaşlığı başlıyor. 3 sene boyunca Mevlana Şems’ten, Şems de Mevlana’dan şimdiye kadar eksik olduğu her şeyi öğreniyor. Hayatta yaptığı her hareketi doğru olan, hayatı boyunca öğrendiği her şeyi birilerine öğreten bir insan için, öğreneceği bir insan bulması o kadar önemli ki, Mevlana Şems’e bağlanıyor tıpkı bir öğrencinin bir öğretmenine bağlandığı gibi. Birden Şems’i hayatının merkezi yapıveriyor, cuma vaazlarından vazgeçiyor, öğrencilerinden vazgeçiyor, karısından ve çocuklarından vazgeçiyor, Şems’ten bir şeyler öğrenmeye adıyor kendini, sırf kendisini anlayan ve anlatan bir insan bulabildiği için. Mevlana Üç senelik çok güzel bir arkadaşlıkları oluyor. Şems Mevlana’ya bütün öğrendiği şeylerin iç yüzünü göstermeye başlıyor, tıpkı bir kitabı binlerce kez okumanıza rağmen birisinin onun nasıl okunacağı ipucu verdikten sonra kitap ile ilgili bildiklerinizin aslında çok daha farklı olduğunu öğrenmeniz gibi… Bunun üzerine toplum dedikodulara başlıyor, anlamadıkları derinliklerin, zayıf beyinlerinin etkisiyle Mevlana gibi ünlü bir bilgenin Şems gibi yollarda, dergâhlarda gezen bir çapulcu ile takılmasına anlam veremiyor ve Şems’i, gitmezse onu öldürmekle tehdit ediyorlar. Başka seçeneği kalmayan Şems de eli mahkum gitmek durumunda kalıyor ve Mevlana dağılıyor… Ardından ise şu dizeler dökülüyor yüreğinin pınarlarından…
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
Mevlana Celaleddin Rumi
Yani diyeceğim odur ki, arkadaşlık başka, dostluk bambaşka, dosta bağlanmak zayıf beyinlilerin, cahillerin, yobazların anlayamayacağı derinlikte muazzam bir birliktelik.
Her anında yanında olacağını bilmek, seni her şekilde taşıyabilecek bir insandır dost. Sadece sana yardım eden değildir ama dost… Sana öğreten ama senden çok şey de öğrenen insandır gerçekten. Dost çok önemlidir yahu, ailenden, işinden, kendinden bile çoğu zaman… Onun sadece bir kelimesi, sana katacağı, kattığı küçük bir birikim için ne canlar verilmez ki… Seni dinlerken bile gözlerinin bakışı çok farklıdır diğerlerinden; gözlerine değil yüreğine bakıyordur o sırada… Kelimelere dökülmese de “İşte bu aynen böyle olmalı, hem sen bunları nereden biliyorsun, bunlar benim doğrularımdı aslında” diyebilen insandır yüreğinde. Çekinmeyen, gerçekten sana güvenen insandır dost aynı zamanda… Çevresi anlamasa da, çoğu zaman tıpkı insanların Mevlana ile Şems’in arasını bozdukları zamanki gibi birbirinden vazgeçmeyen insandır dost… Gitmek için çok zorladıktan sonra onu kaybedince tıpkı Mevlana gibi yerle bir olan, ama bunun sebebinin onu değil yüreğini kaybetmek olduğunu haykıran insandır dost… Arkadaşa benzemez dost, bir olur en fazla iki olur. Ve ne sebeple olursa olsun her zaman yanında olur…
Dostluklarınız hep daimi kalsın…






Nisan 2nd, 2011 on 13:51
çok teşekkürler değerli görüşleriniz için.. Karşılıksız, sahici dostlukları bulmanız dileğiyle…
Nisan 2nd, 2011 on 10:34
Bravo. Çok güzel konulara değiniyorsunuz yazılarınızda. Gerçekten her cümlenize katılıyorum Melih bey. Ben de dostlarımı tarif ettiğiniz gibi katıksız severim. Ve yardım edebilmek, O’na birşeyler katmak için uğraşırım. Büyüteç tutmuşsunuz, ışık olmuş yazınız. Kaleminize sağlık…