Hayatın gerçeklerinden kaçar halimiz, her ne kadar tezatsada.
Masal dinleme çağını hepimiz geçtik.
Belki gerçek…
kaçamadığımız için gerçektir.
Masal dediğim zaman çocukluğuma dönerim.
Amcamın kızının olmaması sanırım yengemin içinde hep bir ukte kaldı.
Kendimi ilk bildiğim andan itibaren.
Yengemin beni hep hırpalaya hırpalaya sevişini hatırlarım.
Benim gibi öpmeyi, dokunmayı çok sevmeyen bir anneye,
sahip olan bir çocuk için.
Anlaşılması her zaman zordu bu sevişlerin.
Yengem büyüdüğümü unutup bu yaz,
göğüs dekoltemi bile şamarıyla sevdi.
Gariptir eskiden ağladığım sevişlerine,
oğlumun yanındaki bu tacizine bu sefer güldüm.
Derim mi? kalınlaştı.
Sevgi anlayışım, garip bu vahşi tabiat üzerine mi? kuruldu.
Benim böylesi garip sevilişim kendi dünyamın gerçeği miydi ?
Aslında çözemedim.

Kabul ediyorum…
Seninle farklı coğrafyalarda,
aynı anda nefes alıp, aynı özlemleri soluyor oluşumuz.
Çok özel bir sır.
Kontrol edilmeyen ama çıldırtan yoldan çıkaran herşey gibi
birbirimizin,
en kontrolsüz ,
en tahamülsüz sınırıyız.
Gözünün gönlünün akgılayamadığı sınırsız bir hissediş.
Delice…

Gözün dedim de ;
Gözüne düşmeyen bir sabah kahvaltısı mahmurluğu.
Ayak üstü atıştırmalık bir öğle yemeği telaşı.
Huzurlu bir ikindi çayı faslının,
hüzünlü bir akşam bekleyişini karşılaması.
Aile bireylerinin günlük hesabını verircesine,
ağız dolusu konuştuğu duru bir akşam yemeğinde atılan iki kadeh özlem faslı.
Yemek üstü içilen hatırların sayısını unutabileceğimiz.
Enfes bir türk kahvesi kokusunu soluyamadık.
Keyifsizliğin bu yüzden mi?
Benim günahım ne?

Canımı acıtman…
Gözümden düşmelisin dercesine, paramparça olacağımızı bildiğin.
Bir uçurum manzarasını zorla seyrettirmen.
Olmayacak evimizin hayalini bile,
o uçurum üzerine inşa etmen.
Delisin sen…
Hatta zır delisin…
Yaşam ile ölüm arası tek adımlık mesafeler.
Beni hep korkutur.
Kaç kere itmeye çalışıp,
sonra göğsüne bastırdın beni.
”Her İnsan Öldürür Sevdiğini” diyen Oscar Wilde’in
Yaşasaydı alnını öper,
seni örnek verirdim .
En iyi bildiğim ölüm gerçeğini.

Çözemedim…
üzerime giydirmeye çalıştığın deli gömleği mi?
Bir Mungan klasiği mi?
Garip bir Aşk hikayesi mi?
Bir Şizofren beynin hezeyanı mı?
Yoksa oynuyor musun? kendine…
Tek kişilik yazdığın bu hikayede,
ben ortaya zorla sokulmuşçasına.
Niye varım?
Korkuyorum gücünden.
Üzerime giydirdiğin bir numara büyük,
gelen hikayelerdeki kendimden.
Ayağımda oluşan,
kaçmaya çalıştığımda canımı yakan nasır hikayelerinden.
Bu yaz kırmızı topuklu ayakkabılarımı giymem için.
o nasırı sökmeliyim yerinden .

Kimdin aslında sen?
Doğum günü pastalarından çıkan palyaço?
Çocuk halimi şiirlerle büyütmek için parasız tutulan öğretmen.
Ağlak kadın hallerime tepeden bakıp,
dalga geçen züppe bir aristokrat.
Hayali noel ağacımı el yapımı yıldızlarla süsleyen bir sihirbaz.
Yetim haneden alınan bir çocuğun, anne sıcaklığına sarsıcı sarılışı.
Tecavüzden hüküm giymiş bir mahkumun salyaları tıkıldığı delikte,
üzerine abanan erkek suretleri.
Üzümün en bedbaht haliyle rakı diye önüme koyulan mey.
Bir bıçağın ekmek harici bir hayatı nasıl bölebileceğinin anlatıcısı.

Ben…
Alında…
Senden…
İsmini bilmediğim bir yemekten zehirlenecekmiş gibi.
Verdiğin adreslerin yanlışlığından,
tüm postacıların gözünde hüküm giyecekmiş gibi.
Cinayet mahaline az sonra düşecek kendi cesedimi,
görmekten kaçacakmış gibi.
Gitmeliyim.
Üstelik hırpalanarak,
etimin terbiyesini alarak sevilmeleri ben hiç sevmedim.
Ulan kaçamıyorum ki;
Ölüyorum sana
Neyse sen bu son yazdığıma kulak asma.

İlginizi çekebilir

  • 12 Aralık 2009 -- Bir dur, bir durun (8)
    Aynada ayar çektim kendime. İçimin volümüne, ''az ses kes'' emirleri yağdırdım.   Dertop ettim, auramın döküntülerini. Örtü çektim, avazlarıma. Sükuta gebe kaldım bu ara. Kıpırtılarıma ninni söyleme...
  • 29 Nisan 2011 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Yok Adam (5)
    Her sabah yedi otuz otobüslerinin geçtiği durakta rastlardım ona. Pırlanta yüzüğü, inci küpesi yoktu ama gülüşü milyon dolardı… Bir dolardı gözleri, tüm dünya iki damlaya sığardı. Gelen yedi otuz o...
  • 05 Kasım 2009 -- Sefaletin getirdiği yaratıcılık (0)
    Yandaki fotoğraf, e-postama gelen bir mailden, fotoğrafın çok şey anlattığını düşünüyorum, benim yorumum; sefaletin getirdiği yaratıcılık......
  • 02 Ocak 2012 -- Hoş geldin 2012 (0)
    Bir yılı daha geride bıraktık, tüm sevinçleriyle, üzüntüleriyle geçti gitti. Koca oniki ay su gibi aktı. Sevinelim mi?Yoksa bir yaş daha yaşlandık diye üzülelim mi? Bu kadar olan olaylara ve üzüntüler...
  • 12 Nisan 2010 -- Hayr olsun (6)
    Rüyalarından korkar mı insan? Ben acayip korkuyorum. Hatta bir rüyanın ardından günlerce tırsık vaziyette dolanıyorum. Çünkü, çoğu, haberci benim rüyalarımın. Olur olmadık, olacaklardan önceden haberd...
  • 22 Ocak 2011 -- Niye Anlattınız Bu Masalları (6)
    Duymuştum bir varmış bir yokmus diye başlıyordu masallar. Güzel kızlar, iyi kalpli torunlar,  geniş adamlı omuzların ardından bakan kızlar. Pembeden ibaret yaşanan zamanlar ardından gökten düşen elmal...