Dün sabah televizyonda sabah haberlerini izliyordum. Arka arkaya ülkemizin iç açıcı gündemine dair haberleri izleyerek güne başlamak daha sabahın ilk saatlerinde yorgun düşürüyor bünyeyi. Ama öyle bir haber geldi ki ekrana kitlendim kaldım izlerken.
Haber kısaca şuydu: “Büyükçekmece Güzelce Cevdet Zebure Kotan İlköğretim Okulu’nda 7. sınıf öğrencisi, 13 yaşındaki bir kız öğrenci ‘erkeklerle çok geziyor’ diye kadın hademe tarafından dersten çıkarılıp, müdürün talimatı ile zorla tuvalete götürülür. Kıyafeti zorla çıkarılan kızdan gebelik testi için idrar örneği alınır. Bu olay okulda duyulunca kız öğrenci intihara teşebbüs eder. Ve o günden sonra bir daha okula gitmez. Eve gelen çocuk olayı annesine gözyaşlarıyla anlatır.
Anne de alır kızını hastaneye götürür, bekâretinden ve gebe olmadığından emin olmak için. Çocuk hastanede o küçücük yaşında muayene edilir. Bakire olduğuna ve akıl sağlığının yerinde olduğuna dair rapor alınır. Olay büyür, tatsız şeyler yaşanır. Bu çocuğun omuzlarına yüklenen yükün, geleceğini nasıl etkileyeceğini düşünebiliyor musunuz? Adı çıkmıştır çocuk yaşta. Erkeklerle çok gezen bir kız olduğunun altı çizilmiştir ve de onun bazı şeylere fazlaca müsait olduğunun vurgusu yapılmıştır. Yapılmakla da kalmayıp okul müdürü o çocuğun namusu üzerinde söz söyleme hakkını kendinde görmüştür. Bu son yıllarda maalesef egemen hale gelen bir anlayışın sonucudur.
Üzeri örtülen olay, tekrar gündeme gelince yeniden incelemeye başlamışlar. Ne olur sonucunda bende bilmiyorum. Buna benzer bir örnek daha vereyim. Yakın çevremde ki lisenin bahçesinde yaşanan bir olay. Teneffüste, okul bahçesinde banklarda birbirlerine sarılmış halde oturan, aynı sınıfta okuyan kız ve erkek öğrenciyi gören okul müdürü ikisini de yanına çağırıp; “Burası okul nasıl böyle oturursunuz bahçede, ikinizin de ailesini yarın okula istiyorum” demiş. Şaşıran öğrenciler sınıf arkadaşı olduklarını aralarında bunun dışında bir şey olmadığını anlatmışlar. Korkan çocuklardan, kız olan öğrenci; muhafazakâr bir ailesi olduğunu söyleyerek, başlamış ağlamaya. “Bizim aramızda bir şey yok ama babama bunu söylerseniz benim için hiç iyi olmaz” demiş. Neyse uzatmayayım; çocuklar sınıfça toplanıp sınıf öğretmenlerini bulup durumu anlatmışlar. Onların söylemi ile genç ve çağdaş bir yapıda olan sınıf öğretmenleri araya girip, velilere duyurmadan olayı çözebilmiş.
Erkek öğrencilerle geziyor diye o çocuğu en ağır şekilde suçlamak mı gerekiyor? Bu çocukların arasında bir sevgi bağı olsa ne olur? Okul bahçesinde oturup sohbet eden öğrencilerin arasında ki bu temasın, arkadaşça bir temas olabileceğini niçin düşünmüyorlar? Onların flört ediyor olabileceği ihtimalinden niçin bu kadar rahatsız oluyorlar? Varsa bir problem niye yapıcı bir şekilde çözemiyorlar? Çirkin imalarda bulunmak, tehdit etmek, zorla gebelik testine, bekâret kontrolüne tabii tutmak. Bu hangi çağın zihniyeti? Nasıl bir sevgisizlik? Nereye gidiyoruz? Artık iyiden iyiye egemen olmaya başlayan kimi erkek zihniyetlerin nasılda arızalı olduğunun küçücük iki delili değil mi bu yaşananlar…
Nedir namus, ahlak? Nerede biter? Nerede başlar? Kimdir sorumlusu? Bildiğim şu ki; herkes önce kendinden yola çıkarak yargılar karşısındaki insanı!
Ve bu ülkenin iki kadın bakanı var. Her geçen gün artan kadın cinayetleriyle, tecavüzleriyle, istismar edilen çocuklarla, okullarda bile yaşanır olmaya başlayan bu kokuşmuş anlayışlarla mücadele etmesi gereken. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu diğeri ise Kadın ve Aileden sorumlu Bakanı Selma Aliye Kavaf. Onlardan çıkan pek bir ses yok. İlgileniyoruz, araştırıyoruz, bol laf, vs… Aynı şeyler hızla yaşanmaya devam ediyor. Ne kadar acı…






Son yorumlar