Şimdi tüm kırgınlığım ve de kızgınlığımla okları yönelttim kendime. Bu kirli, bu cenabet beyin düşünmekten alıkoymalı artık kendini… kendi doğruları ya da bildiğini sandığı şeyler gerçeklerle örtüşmüyor işte. Sus artık… Sus!!! Seni dinlemek istemiyorum…
Uyumsuzluğum, uyuzluğum, tüm bu aykırı hallerim senin eserin değil mi? Yıllardır konuşuyorsun bana içten içe… Ne oldu bak? Bak ne oldu? Bakacağın gözler benimken, konuşacağız ağız, atacağın yürek benken; sen, sen ne bu cüret?
Susturabilir miyim seni, gücüm yeter mi? Kulaklarımı tıkamak ne fayda? Sen öyle hissettirmeden, tüm zehrini akıtırken bana; şeytanla yaptığın planların için beni ve bedenimi kullanırken senden ne kadar uzağa kaçabilirim?
Kızgınım çok kızgınım sana. Şimdi alsam, çarpsam seni duvara. Yapışsan tüm pisliğinle irin irin, gözümden bir damla yaş düşer mi ardından sanıyorsun? Yaptıklarından daha fazlasını yapabileceğini biliyorum. Ağzıma sıçmışsın, ağzımı açamamışım karşında… “otur derdine yan kızım” beni benzettin kendine.
Gitmek isterim tabi, isterim senden kurtulmak için. Gitsem neye yarar, hem seni götürdükten sonra gitmemin ne önemi var?
Yapış yakama bugün. Varlığını hissettir… Tırnaklarını geçir yüzüme, yüreğime… Al öcünü benden. Seni ben besliyorum üstelik tüm bu yaptıklarına rağmen; bir yılan gibi kafatasımın içinde…
Çeliştim, çekiştim, çok içtim… Sen her gün, tüm gün cenabet beyin; kırk gün, kırk gece, kırk sene yıkasam seni duygularımla arınmazsın… Arsızsın…






Son yorumlar