Düşünüyorum, taşınıyorum gerçekten bütün içtenliğimle anlamaya çalışıyorum; şu kadın milleti neden bir erkeğin esaretinde yaşamayı sever? Neden kendi ayakları üzerinde durmak varken, birine tutunmak ister? Neden erkeği ona herhangi bir şeyi “yapma” dediğinde yapmaz, “yap” dediğinde ise ona itaat eder? Kendi düşünemez mi? Düşünmek mi istemez? Ya da düşünce sistemi mi çöker hayatına bir adam girince? Ve asıl soru şu; bir kadın neden bir dediğini iki etmediği erkeğine karşı itaat ederken bu denli haz alır?
Sevdiği için mi? Peki sevgi denilen şey bu kadar kuvvetli mi? İnsanı kendinden geçirecek, inandığı değerlerden vazgeçirecek kadar etkili bir şey mi? Peki ya sevgi azaldığında ne olacak? Tahammül sınırları zorlanıp, sabırlar tükendiğinde, beslenen aşkın eskisi kadar kuvvetli olmadığı görüldüğünde? Yani sonuç itibariyle her şey bittiğinde ne olacak? O kadın akvaryumdan çıkartılıp, denize atılmış bir balık gibi hissetmeyecek mi kendisini?
Yok hanımlar yok bu işler böyle olmaz kendinize gelin, kendinize çeki düzen verin. Değer bilin, saygı duyun, çok sevin ama bunun yanında mutlaka size değer verilmesini, saygı duyulmasını da sağlayın. Unutmayın Allah biz kadınları yaratırken erkek kullarına “Ey kulum ben onu yarattım, takibini sen yap” dememiş… Mümkünse bir zahmet kendi takibinizi de kendiniz yapın. Ne muhtaç olun ne de kendinize muhtaç edin. Eşitliğin, özgürlüğün tadını doyasıya çıkartın. Yiyin, için, gezin, merak edin, öğrenin, hayatınızda sizi mutlu edecek değişiklikler yapın, kimseden hesap istemeyin, kimseye de hesap vermeyin. İlk önce kendiniz için varolun, başkalarının sizi var etmesine izin vermeyin…
Yüzündeki hayat ifadesi eksik, cümle içindeki anlamı azalmış bir dosta…






Mayıs 28th, 2011 on 17:11
Hiç bir zaman anlayamadım kadınların kocalarına koşulsuz sadakatini. Ne zaman aklıma gelse sorgularım.
Mayıs 28th, 2011 on 18:04
sadakat başka bir şey, esaret başka Metin Bey