Bir televizyon programında gelen soruları cevaplandıran Prof. Dr. Faruk Beşer, kendisine yöneltilen ve asla unutamayacağı bir soruyu anlatıyordu. Orta yaşlarda bir teyze kendisine;
-Sayın Faruk Beşer, ben kendimi dizi izlemekten alamıyorum. Ancak ibadetlerimin aksamasını da istemiyorum. Size şunu sormak istiyorum, kıbleye değilde, televizyona doğru dönüp, namazımı kılabilirmiyim? Hem dizimi izlesem, hem de namazımı kılsam olurmu?” Yoruma yer bırakmayan bu soru karşısında bende, en az Prof. Dr. Faruk Beşer kadar şaşırdım. O ana kadar olayın bu kadar vahim olduğu kanaatinde değildim doğrusu. Bir insanı, herhangi bir dizi bu denli kendisine bağlayabiliyorsa, mutlaka etkileri de çok derindir kanısındayım…
Dizileri vazgeçilmez yapan nedir? Neden çocuklarımızla, eşimizle yada komşularımızla hoş zaman geçirmek varken, toplumca televizyon kanallarına akın akın dizi aboneliği yaptırıyoruz? Neden dizilere hem vaktimizi, hem ilgimizi, hem sevgimizi harcıyoruz? Bu konuyu ve sonuçlarını maddeler halinde irdeledim:
*Bizi okuyan ve düşünen bir toplum olmaktan çıkarıyor: Bulunduğumuz mekandan ruhen uzaklaşma arzumuzu kitap okumak yerine televizyon izleyemeyi tercih ederek gideriyoruz. Okuduğumuz bir romanın sayfalar süren tasvirleri, hayal dünyamızda, kendimize göre oluşturduğumuz mekanlar ve kişiler, bize özeldir. Zevki bize özel olmasından gelir. Dizilerde ise tasvir yoktur, olayları irdeleyip yorumlamada. Herşey hazırdır. Kitap okurken, analizleri roman yazarının cümleleri arasında dolaşıp, düşünerek yakalarız. Duyguları kendi iç dünyamızda ve yoğun oluştururuz, seviyesi bize özeldir. Oysa dizilerde, o duyguyu verecek bir müzik kolayca amacına ulaştırır. Kitapları dizi izlemek adına kenara koyduğumuzdan beri, hayal gücü kısıtlı, düşünce yapısı özel olmayan sıradan kimseler olduk. Herkesin hissettiğini hisseden, herkesin gördüğünü gören, hayal kurmayan ve düşünmeyen kimseler… Tıpkı yanlı yorum yapan haber programı izler gibi, hazır kanıya olta atıyoruz.
*Çocuklarda soyut-somut karmaşası oluşturuyor: İnsanlar üzerindeki etkileri uzun zamandır araştırılan bilgisayar oyunlarının zararları, silahı eline alarak okulundaki arkadaşlarını ve öğretmenlerini tarayan çocukların yaşattıkları facialarla daha da belirdi. Bunun sebebi; çocuklarda soyut-somut kavramının tam olarak belirmemiş olmasıdır. Kendilerini bilgisayarın sanal aleminde oldukları kadar rahat hissettiklerinden, gerçekliği gerçek dışı yaşayabiliyorlar. Yani çocuğun; kaza yapsada canının acımadığı bir otomobil yarışı kadar keyifli, öldürülse de baştan açılabilecek bir savaş oyunu kadar yapay algıladığı anlamına gelir gerçek hayatı. Aynı durumu; film, dizi ve benzeri programların etkilerinde de görebiliyoruz. Bizler oluşmuş mantık sınırımızın içerisinde kısmen kalabiliyorken, çocuklarımızın oluşturmaya çabaladıkları mantıklarını ise televizyon ve bilgisayarlarla liğme liğme edebiliyoruz.
*Karakterimizi farkettirmeden etkiler: Beğendiğimiz karakterlerin üzerimizdeki etkisi, azımsanmayacak ölçülerde olur ancak biz farketmeyiz. Bu olaya uzmanların getirdiği yorum ise oldukça açıklayıcı ve üzücüdür. Belirtilene göre; diziler yaşam felsefemizde köklü değişiklikler yapıyormuş. Yani; zamanla bize normal gelen herhangi bir şeyi anormal, anormal gelen reddettiğimiz herhangi bir şey de normal görünmeye başlıyor. Bunun pek çok ta kanıtı varmış. Hazır duyguları ve fikirleri benliğimize sıvaya sıvaya absorbe ettiren bu diziler, kişisel özelliklerimizde farketmeden yaşadığımız başkalaşımlarla, özsaygımızı da baltalamaktadır.
*Antidepresan ilaç kullanımı arttı: Eskiden depresyonmu vardı, demişti annem. Evet, çok haklıydı. Çağımız dijital insanları, artık komşuları ile uzun uzadıya samimi konuşmalar yapmadığından, üzerine görev olarak aldığı para kazanma, üst seviye yaşam standartı çabaları sonucu, oldukça içe kapanık ve zamansızdır. Ve kaçışı ya televizyona, yada internete olur. Hiç kimse dizileri birşeyler öğrenmek maksadıyla izlemez. Maksat can sıkıntısını gidermektir. Canımızın neden sıkıldığını durup düşünmeye fırsat bırakmayız kendimize, hemen televizyonu açarız. Bizden önceki rodyo aşığı nesilden sonra, biz televizyon aşığı nesil yetiştik. Ve şimdi çocuklarımıza, internet aşığı oldukları için kızıyoruz. Sokaklarda çocuk cıvıltıları azalırken, biz komşu oturmalarını çoktan bırakmıştık. Toplumda herkes birbirine sırtını yavaş yavaş dönmeye başlamışken, komşularımızın çoğunu tanımamak doğal bir hal oldu. İnternet kullanımının depresyonu tetiklediği, depresyonun internete yöneliminin arttığını açıklayan uzmanlar, bu kısır döngünün aşılamayacağı kanısındalar. Malesef son zamanlarda kullanımı oldukça artan antidepresan ilaçlar, sağlıklı büyütmeye çalıştığımız tertemiz zihin ve yüreklerelere sahip çocuklarımızında vazgeçilmezi olacağa benziyor. Çocukluğumuzda, komşularla akşam oturmalarının bize ne derece rahatlama getirdiğini, yapılan hoş sohbetlerin, gülüşlerin, benliğimizdeki silinmez izlerini hatırlama fırsatı bile bulamıyoruz.
*Çocuklarımızın ahlaki terbiyelerine zarar veriyor: Temiz bir gelecek hazırlamaya çalıştığımız çocuklarımızın, bizimle birlikte izlediği bu dizilerden etkilenmelerini umursamıyoruz. Ahlaki sınırlarını düzgün bir biçimde çizmeye çabaladığımız çocuklarımızın zihinlerine, izlediğimiz dizilerle çelişkiler serpiştiriyoruz da, farkına varamıyoruz. Sonrasında karşılaşılacak büyük problemlerde, sorunun nereden kaynaklandığını bilemeyeceğimizden, suçu kendimizde aramak erdeminden yoksun kalacağımızın da altını özenle çizmek istiyorum.
*Aile içi iletişimi baltalıyor: Sıcacık bir yuvada huzur dolu bir yaşam varken, dizinin sesini son ses açıp, çocukların gürültüsünü bastırmaya çalışan biz ebeveynler odaklalandığımız yaşam felsefemizi değiştirme çabalarına toz kondurmuyoruz. Gün içerisinde neler yaşadığını saçını okşayarak öperek sorabileceğimiz kızımızı, dizi sevdamız yüzünden odasına gidip ders çalışması konusunda zorluyoruz.
Peki o halde; iyice robota dönmüş benliğimizde kişiliğimizi de, yapılandırması için başkalarına teslim edersek, eşimize kim gibi davranırız, çocuğumuzu hangi kıstaslara göre yetiştiririz? Bu kaosun farkındalıklarla aşılması umudunu, dizilerin bir an önce demode olma umuduyla birlikte yüreğimde taşıyorum. Güzel ülkemin güzel insanlarının artık farkına varıp, tehlikelere karşı gard almasını diliyorum.






Son yorumlar