Yıllar geçmiş… Kendisine dikilen elbise çoktan daralmış, hayattan yediği ve atamadığı kazıkların bileşkesinden doğan saf profil, o elbiseye artık sığmıyor. Düş ağrısı, iç ağrısı, ağır ve tehlikeli gece mesaileri, küflü yanılgılar, kırık hayaller çok yer kaplıyor ve hala kendi kanıyla sevişiyor.
Aslında… aslında var ya ne kadar rezil olursak o kadar iyi, her rezil oluş kurtarılmış bir bölgenin halka arzı gibi, bir adım daha kendinsin, bir adım daha kaybedecek hiç birşeyi olmanın özgürlüğüsün. Ha sahafta karşına çıkan naftalin kokulu bilmem kaç senelik az basılmış ama çok satmamış bir roman, ha ben… ikisi de aynı. İkisi de birbirinin uçurum kenarı, ikisi de birbirine umut-suzluk, ikisi de birşeyleri çoktan ıskalamış.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Osuruk çiçeğinin özündeki yaşam sevincine bile razıyken, gelincik tarlasına öte-kileştirilip bırakılmış gübreysem, ve sesim çıkmıyorsa bu dilimin oynanan oyuna susarak küfrettiği onurlu bir eylemidir. İşte bu sebeple; yalancı mutluluk dağıtan sefa pezevengi bir yazarın romanında değil, kör bir şairin gördüklerinden ilham alarak yazdığı şiirlerde bulurum kendimi.
Heveslendiğimiz yarınlar kafayı çekip sızmışken; an olup, yar olup yarıyorsun cümlelerimi… Niyetler iyi ile pek-iyi arasında gidip geliyor ve zaman hınzırca gülüyor, ben kendimi şimdi tam bu noktada senle çarparsam; ya patlarız ya düşeriz…
Zaten çoktandır kendimi gözlerindeki uçurumdan atasım var.
Es kaza ben bu sempozyum bilinçle, gecesini bilmediğim bir şehrin sabahına uyanırsam, çok yaşamam… Zira ağır bir aşk ih(ti)maliyim…
– Hey sen! çıplak kafalı adam ne çok susuyorsun.
– …






Mayıs 16th, 2011 on 21:51
“Zaten çoktandır kendimi gözlerindeki uçurumdan atasım var.”
Tebrikler, çok güzel bir yazı. Dürüst, samimi ve zekice.