Birgün; minibüste önümde oturan delikanlı, ayakta yolculuk eden 25-26 yaşlarında genç bir bayana yer verdi ve minibüsün arka tarafına ilerleyip, ayakta gitmek için, metal direğe tutundu. Olay çok dikkatimi çekmişti çünkü, yer verdiği bayan yaşlı, hamile veya çocuklu değildi. Üstelik hasta da görünmüyordu. Gayet tabi bu durum, tamamen delikanlının centilmenliğinden, bravo diye düşündüm. Zira yakınlarda bir yerde inecek olsaydı, arkaya da geçmezdi. Müthiş bir tebessümle gözlerimi delikanlıdan, oturan bayana doğru çevirdim. Oysa bayan ne bir teşekkür etti, ne de gülümsedi. Dayanamadım ve bu genç bayana:
-“ Neden teşekkür etmediniz? Delikanlı size yer verdi. Üstelik daha ineceğide yok!” dedim. Bayan:
-” Etmek zorundamıyım?” diye ters çıkıştı. Bende:
-“ Evet etmek zorundasınız. Sizin gibi memnuniyetsiz kişiler yüzünden, artık kimse kimseye yer vermiyor!” dedim. Ve ekledim:
-“ Bakın bayan, insana teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş sayılmaz. Ve Allah’a şükretmeyenin hiçbir işi yolunda olmaz!”
Genç bayan kaşlarını kaldırıp bir süre bana baktıktan sonra, önüne döndü ve ben minibüsten inene kadar yüzü yere dönük vaziyette durdu.
Hayatımızın her köşesine gizlice sinmiş ve psikolojimizi amansızca ve durmadan kemiren bu MEMNUNİYETSİZLİK duygusunun ana sebebi ise; MECBUR TUTMA durumudur. Biz herkesi, belli olaylarda-zamanlarda ve farkında olmadan mecbur görürüz. Bu mecbur görüş, karşımızdakine teşekkür etmemize, ona minnettar kalmamıza engel olur. Mecbur tutulan kişi ise bir süre sonra, o davranışı gerçekleştirmekten soğur. Eşinden bir bardak su isteyip, içtikten sonra gazetesini okumaya devam eden, tebessüm bile etmeyen bir erkeğe ne kadar istekli su götürülebilir ki? Dahası, getirilen suyu beğenmeyenler bile var…
Peki hiç düşündünüz mü; hayatımızın tüm ayrıntılarında kucak açtığımız bu memnuniyetsizliğin vardığı en doruk nokta nedir? Elbette depresyon. Her zaman kendimizden daha iyi durumda olan kimselerle kendimizi kıyas etmek, her defasında daha da iyisini ve son modelini istediğimiz otomobilimizin, bizi kısa süreliğine mutlu etmesi, yaptığı tüm güzel davranışlarını atlayarak, yapmadıklarını görüp kızdığımız sevdiklerimiz? Hep mutlu olmayı ertelediğimizin farkındamıyız? En pahalı cep telefonuna sahip olduğumuzda mutlu olacağız sanırız ama olmaz, çünkü hep daha iyisi daha pahalısı çıkar. O sevgili ile evlenince mutlu olacağız sanırız, beklentilerimizin yükselerek devamlılığından, o da olmaz. Biz bu hayatı, bizi mutlu etmeye mecbur gördükçe, hayat avuçlarımızdan akar, biz ise depresyonun kollarında hayata baka kalırız…
Oysa en muhteşem durum, acı çekmiyor oluşumuzdur. Başlı başına, hasta olmayışımız bile mucizedir, şükür sebebidir aslında. Milyon çeşit hastalıktan kıvranan milyon tane insan, güneşin doğmasını acı çekerek bekleyen yüzbinlerce hasta, sancılardan bir süreliğine olsun kurtulmak için yalvararak inlerken, biz rahat yatağımızda tatlı rüyalarımızla muhatap oluruz. Ve her sabah yine ulaşamadığımız arzularımızla uyanırız…
Kendimizi ittiğimiz bu kısır döngü, bu kaos, bazılarımızı intihara kadar sürükler de, yinede şükür ve teşekkürün başkalarına ait olduğunu sanırız. Ağrıdan sancıdan kıvranmıyor, günlerce çektiğimiz açlık midemizi kurutmuyor, susuzluktan toprağı tırmalamıyorsak eğer, şükür için sonsuz… kere sebebimiz var demektir. Hayatımızı kendimize biz zindan ederiz. Ve bizi depresyondan koruyacak en güzel besin hayatın vermediklerine değil, verdiklerine tutunmaktır. Sevgiyle harmanlayıp, tevazuyla karıştırdığımız lezzetli bir şükür, yemeğe doyamayacağımız bir hayat sunar bize. Tarifi uygulayıp, tadına vara vara yemekse, yine bizim elimizde…






Mayıs 18th, 2011 on 17:49
ÇOK HAKLISIN NESRİNCİM ,DURUPTA SADECE TEK BİR AN DÜŞÜNSE İNSAN AKLINA SIĞDIRAMAYACAĞI KADAR ŞÜKÜR SEBEBİ GELEBİLİR..YÜREĞİNE SAĞLIKK
Mayıs 18th, 2011 on 21:33
Evet Çiğdem’im, şükür mutluluğun tek anahtarı. Tek ve gerçek.