İmkansız gibi görünsede, kendi kendine ve aniden tutuşan insanlar var. Ve yüzyıllardır, hangi sebeple yandıkları hala çözülebilmiş değildir. Tarih, kendi kendine tutuşan insanların yanma vakalarıyla doludur ve alev almayı sağlayan herhangi bir maddenin sebep olmayışı da olayın ilginç yönüdür. Yanan kişilerin bir kısmının üzerindeki kıyafetlerin tutuşmamış olması, normal bir yanma olmadığının kanıtıdır. Kemikleri dahi kül olan bu insanlarda yanma, koltuklarında, sandalyelerinde otururken yada yatağa uyumak için girdiklerinde gerçekleşiyor. Bu güne kadar bu vakalardan hiç biri yaşamını devam ettiremediğinden, delil toplamak yada ne yaşadıkları bilgisine ulaşmak imkansızlaşmış.
Bilimsel olarak kemiklerin kül haline gelebilmesi için, en az 1500 santigrat derecede yaklaşık 2-2,5 saat kadar bekletilmesi gerekir. Yanan insanların kemiklerinin kül haline gelişi için gerekli bu ısının, bulunduğu mekanı tutuşturmaması, hatta bazılarının kıyafetini dahi etkilememesi oldukça şaşırtıcı.
1731 senesinde yatağında hizmetçisi tarafından kül haline gelmiş bir bayanın, yatağında ve çarşafında hiçbir yanık izi bulunamamış. Üstelik odada ateşe yol açacak yanıcı madde de yokmuş. Bu vaka kendinden yanma olayına ilk örnek olarak tarihi kayıtlara geçmiş.
Kurban yalnız başına iken gerçekleşen bu hadiseler, eğer yanma olayı sırasında odada başkaları da varsa topluca gerçekleşiyor. Yani olaya bu güne kadar birebir şahit canlı hiç kimse bulunamamış. Yanmaların kısa sürede gerçekleşmesi ve yanma esnasında hiçbir ses çıkarmamaları, hiçbir belirtinin olmaması da, olayı karanlıkta bırakan bir durumdur.
Araştırmacılar son zamanlarda kendiliğinden yanma olayı vakalarının oldukça arttığını belirtirken, bilimsel açıklamaları kuramlardan ileri gidemiyor. National Geographic’in belgesel yaptığı bu olaya getirilen savlar ise, hücresel nükleer reaksiyonlar, ateş küreleri ve fitil etkisi. Ancak yinede bu savlar tüm vakaların ortak çıkış nedenini tam olarak açıklayabilmiş değil.
Bu güne kadar ortaya atılmış tüm teorilerin içinden yalnızca ikisinin üzerinde duruyor araştırmacılar. Şimdi bu teorilere bakalım:
*Araştırmacı Livingstone Georkart yanma olayının, dünyanın manyetiğinin değişiminde gerçekleştiğini savunuyor. Yanmanın; yerkürenin etrafını saran iyon tabakası ve bu iyon tabakasını kaplayan ve bir elektrik alanı olan magnotosfer arasındaki etkileşimden oluştuğunu düşünüyor. Etkileşimin sonucunda yeryüzünün belli alanlarında meydana gelen yoğun elekrik alanları yanma vakasını gerçekleştiriyor deniliyor. Yıldırımında elektrik olduğunu göz önüne alırsak, benzeri bir durum söz konusu gibi. Ancak yinede; yıldırım düştüğü yerdeki ağacı tutuşturabiliyorsa, evdeki eşyaların tutuşmaması problemini çözmeye yetmiyor.
*Diğer bir kuram ise microwave, mikrodalga mantığı. Mikrodalga fırına yerleştirilen bir yiyecek pişerken, piştiği kabın ısınmayışı benzerlik taşımaktadır. Birbirine çarptırılan moleküllerin ortaya çıkardığı ısı ile pişen yemek ve bu hadise arasında yapısal ve süresel benzerlikler vardır.
Fakat burada iki mesele aklıma takılıyor. 1. Mikrodalga fırını icat eden Dr.Percy, radar vakum tüplerinin yanında araştırma yaparken, cebindeki çikolatanın eridiğini farketmişti. Bu duruma şaşıran Dr. Percy, mikrodalga fırın icadına ilk adımını çikolatayı eriten etkenin, radar tüplerinden geldiğini anlamakla başladı. Peki bu içten yanma vakaları, mikrodalga mantığında ise, neden Dr. Percy’i en azından ısıtmadı? 2. Peki vukunun gerçekleştiği insanların hücrelerinde molekülleri birbiri ile çarptıran etken, etraftaki yiyecekleri, içecekleri neden yakmıyor? (1885 senesinde Amerika’da gerçekleşen mutfak hadisesi)
Aklıma gözleriyle bakarak kağıdı tutuşturan insanların nazarlarının etkisi geliyor. Gözlerden çıkan bu enerji, sanıyorum hala keşfedemediğimiz farklı bir enerji türü olmalı. Bilimde keşfedemediğimiz bu enerji türlerini şayet bulursak, kendisinde toplayacak bir paratonerde icat ederiz de, bu tür enteresan vakaların kısmen önüne geçebiliriz diye düşünüyorum. Ve her ne olursa olsun, hiçbir şeyin imkansız olmadığını bir kez daha derinden anlıyorum.






Ocak 29th, 2012 on 00:46
hayretle okudum yazini nesrin
yine degisik ve benim ilk defa duydugum bir konuyu secmissin ,merak uyandirdi bende inan.ardindan yorumlarinizi okumak ayri bir keyifti
Ocak 29th, 2012 on 12:25
Haklısın arkadaşım çok ilginç bir konu. Bende yazarken terledim doğruyu söylemek gerekirse:) Hayat bu, her şey mümkün…
Ocak 29th, 2012 on 00:46
Kendi Kendine Yanan İnsanlar….böyle bir şeyi ömrümde ilk kez duydum ve ilk kez okudum…tüylerim diken diken oldu diyebilirim…ve suna inanıyorum ki,hiç bir şey sebepsiz yaratılmadı ve hiç bir sey sebepsiz yere kül olup yok olmadı….RABBİM EN İYİSİNİ BİLİR…
Ocak 29th, 2012 on 12:23
Evet hiç birşey boşu boşuna, hiç birşey sebepsiz ve hiç bir şey tesadüf değil…
Mayıs 22nd, 2011 on 09:16
Gece yanığını duymuştum da bu şekilde bir yanma olayını ne duymuş nede okumuştum. Yazınızı ve yorumları ilgiyle okudum elinize sağlık Nesrin hanım.
Mayıs 22nd, 2011 on 13:31
Yorumunuz için çok teşekkür ediyorum Selami bey
Bu olay oldukça ürkütücü. Allah hepimizi korusun diyorum.
Mayıs 20th, 2011 on 14:28
Canan Hanım, yanma olayına getirdiğiniz yeni bakış açısı için teşekkür ederim. Dediğiniz gibi yanıcı hidrojen ve yakıcı oksijen moleküllerinin eşik enerjisini aşan bir ısıyla ortaya çıkardıkları tepkime ile yanma, eşyaları tutuşturur cinstendir. Bu tür bir yanma gerçekleşdiğini, yaşanan olaylardaki tüm ipuçları reddeder cinste. Nasıl bir yanma ise gerçekleşen, keşfedemediğimiz bir enerji türü olduğu kanısındayım, ki; kısa bir zaman diliminde ve oldukça yüksek ısı değerleriyle tarif ediliyor. Yüreğinize, ilginize sağlık.
Mayıs 20th, 2011 on 13:26
Nesrin Hanım;
öncelikle bizleri düşünmeye sevk ettiğiniz için teşekkürler…
bu yanma olaylarının; vücudumuzun kimyasal tepkimelerinde olan ani değişikliklerden kaynaklandığını düşünmekteyim. en basitinden asit-baz dengesinin bozulması sonucu ortaya çıkan hidrojen iyonu yoğunluğu eğer vücut tarafından kontrol altına alınmazsa bir kaç saat içinde ölümle sonuçlanabiliyor.
kimyasal yanmanın gerçekleşmesi için gereken şartları bedenimizde görmemiz zaten mümkün ; yanıcı madde (organik bir madde olarak insan bedeni)oksijen (her nefeste vücudumuza alıyoruz) ve yanma sıcaklığı (belki yeterli değil ama ortalama 37.5). burada tek sorun 37.5 C’lık ısının yanmayı nasıl tetiklediği. aslında böyle bir içten yanma için sıcaklığın da çok önemli olduğunu düşünmüyorum. öyle olsa bu yanma sırasında etrafta olan diğer şeylerin de yanması gerekir ki böyle bir durum yaşanmamış.
ayrıca vücuttaki hidrojen iyonu yoğunluğu sırasında; solunum sisteminin karbondioksiti hızla uzaklaştırdığı da dikkate alınırsa; yanmayı engelleyecek faktör de vücut tarafından ortadan kaldırılmış oluyor.
hidrojenin tepkimeye geçmesi ise; sıcaklık ve basınçla gerçekleşiyor. yükselen hidrojen iyonu yoğunluğu yaşandığında da zaten sınırları belli olan hücrelerimizde; basınç kendiliğinden oluşuyor.
tabi ki bu konuda uzman değilim ama yazınız, tüm bu bildiklerimi tekrar bağıntılar kurarak düşünmemi sağladı.
ayrıca halk arasında gece yanığı diye bilinen bir hastalık var. bu hastalığın sonucu vücut gerçekten sıcak bir şey ile yanmış gibi su toplar ve iltihaplanır; aslında tamamen sinirlerle ilgili bir hastalıktır… belki bu hastalık bile bu kendi kendine yanma olaylarının bir parçasıdır… kimbilir?
yazı için tekrar teşekkürler… düşündüren insnlar hayata anlam katar…
Mayıs 20th, 2011 on 17:19
Birde Canan hanım, birkaç kişinin bulunduğu bir odada topluca yanma olarları mevcut. Sizce de bu kimselerin hepsinde de aniden vücut dengesi bozuluyor olabilir mi? Ve kimyasal tepkimeler için gerekli tetikleyici, ortamda kaç kişi ise, herpsini aynı anda nasıl etkiliyor olabilir?
Peki birde şu açıdan bakalım: Diyelimki bu insanlar bir aradayken, yeryüzünde keşfedilmemiş bir enerji yoğunluğu, şimşeğin belirli bir noktaya çarpması gibi, o ortamda belirdi. Bu enerji yoğunluğu; mikrodalgaya benzeyen ancak, sadece yaşayan hücrelere etki eden bir özelliğe sahipse? Biliyoruz ki, mikrodalganın icadından önce, kimse plastik tabakta yemeği ısıtan bir enerjiden bahsedemezdi. Ancak keşfi ile bu çok sıradan bir durum oldu. Üstelik, yemek pişerken fırın içerisinde karıncalar rahatlıkla dolaşabiliyor. Demek ki canlı hücrelere yanma etkisi yapmıyor. Buna benzer, fakat sadece canlı hücrelere etki eden bir enerji alanı oluşuyor olamaz mı?
Mayıs 20th, 2011 on 18:14
Nesrin Hanım;
bu yorumlarımızdan sonra bizi kesin keşfedecekler diye düşünmekteyim…
şu bir kaç kişinin aynı anda yanma olaylarına yorumum şudur ki;
kimyasal tepkime tek bir vucütta gerçekleşiyor… eğer benim savımda olduğu gibi yanma hidrojen yoğunlaşmasına bağlı olarak yaşanıyorsa; hidrojen tepkimesinin sonucu açığa çıkan izotoplar ve ışınlar, ortamda bulunan diğer kişileri de etkiliyor olabilir. bu hidrojen bombası denemelerinde kanıtlanmış bir gerçektir. ama dediğim gibi yanma hidrojen yoğunlaşması ile gerçekleşiyor ise. tabi insan vücudundaki ph dengesi denen bu hidrojen yoğunluğunun ulaşabileceği en üst sınırın ne olduğunu bilmemekteyim… bu da araştırabileceğim bir konu olarak aklımın bir köşesine yerleşti.
bir de şu var ki; mikrodalga örneğinden yola çıkarak ulaştığımız sadece canlı organizmaya etki edebilen bir enerji var ise de, bu enerjinin yayıldığı alanın sınırlarını belirleyen nedir, ortamda bulunan başka canlı organizmalar yok muydu ve bunlar bu yanma olayından nasıl etkilendiler ya da etkilendiler mi? yani o ortamda bulunan bir saksı çiçek, evin kedisi, köpeği vs. yok muydu acaba? sadece insanlara etki edebilen bir yanma olayı ise; sizin bahsettiğiniz şekilde bir enerji yoğunluğundan bahsedemeyiz. eğer öyle olsaydı tüm canlı organizmaların etkilenmesi gerekirdi. sadece insanların değil, diye düşünmekteyim.
tabi konuştuklarımızın hepsi varsayım ve bu dünya bilemediğimiz bir çok giz taşımakta.
karar verdim Nesrin Hanım önümüzdeki yıllarda Nobel ödülleri için başvuruda bulunalım. bence şansımız yüksek
Mayıs 20th, 2011 on 20:02
Bu kuramınızı; National Geographic, sanıyorum hücresel nükleer tepkimeler adı altında incelemiş. Yinede ihtimallerden ileri gidememişler. Bizde öyle
Yaptığınız güzel yorumlarla bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ediyorum Canan Hanım.
Mayıs 20th, 2011 on 21:52
Ben de size teşekkür ederim. Biraz beyin jimnastiği yaptık beraber. Hoş’tu, keyif’liydi
Mayıs 21st, 2011 on 00:25
Evet Sayın Temizelli çok keyif vericiydi, teşekkür ediyorum.
Sebebi, kuantum fiziği, ateş topları, küresel manyetik değişim, microwave, fitil etkisi, hücre içi reaksiyon yada her ne ise… Kesin olan şu ki; biz insanlar zihin kapasitemizin tamamını kullanmaktan acizken ve keşfimizi bekleyen sayısız bilinmeyen varken, pamuk ipliğine bağlı yaşıyoruz. Evrende dünyamız görünmeyecek kadar küçükken, (güneşimiz Anteres yıldızının yanında görünmüyorken) biz insanlar yok kadar dünyada, neyin mücadelesini yapıyoruz, neyin kavgasını ediyoruz? Sağlıklı oluşumuzu bırakın, yaşamamız bile aslında küçük bir ihtimal. Mesela hücrelerimizde herhangi bir sebeple ATP üretiminin durması yeterli. Yada elektrik sinyalleriyle çalışan beynimizin kısadevre yapması mümkün.
Mayıs 21st, 2011 on 00:43
Sayı arttırılabilir, hayal gücünün sınırı yok, hastalık çeşidinin veya ölüm çeşidininde… Sizce de doğru değilmi Canan hanım? Bu açıdan baktığımızda, insani veya insanlık dışı tüm kavgalar, karmaşalar, kargaşalar ve hatta savaşlar, birer saçmalık olmuyormu?
Mayıs 21st, 2011 on 00:55
ölüm insanın iki kaşının arasındadır derim ben. ne bahane ile gelirse gelsin, küçücük bir dokunuşla alır ruhumuzu elimizden. insan bu kadar acizken ve çaresizken ve de yarınsızken ölümün karşında; kavgalar, kargaşalar, kaoslar, savaşlar elbette saçma. ama bencillikten, ırkçılıktan arınmış dünya insanı olan kaç kişi var ki yaşayan? ben umutluydum bir zamanlar dünya insanlarının çoğalacağı konusunda artık o sevdaya ait umutlarımın hepsi bitti…
Mayıs 21st, 2011 on 01:04
Dar dünyadan sıyrılıp hayata evrensel bakmak, çoğu kimsenin felsefesi olur umudunu hala taşıyorum ve size tekrar teşekkür ediyorum
Ve evrensel düşünen tüm insanları alkışlıyorum.
Mayıs 21st, 2011 on 01:11
bu alkışlardan umudumu tükettiğim için nasibimi alamamış olsam da
ben de sizi alkışlıyorum… eyvallah…