Erim… Sana buralardan içimdeki yangınlar kadar sevgi ve saygı gönderiyorum. Çünkü sen en güzel duyguları hak ediyorsun. Oralardan ağlayışlarımı, iniltilerimi duyma, bilme, gözyaşlarımı silemediğin için üzülme diye, telefonda sana hep moral veriyorum. Askersin, ülkemizi korumaya yeminlisin, üzülmeyesin diye… Sesin erim, sesin… Sanki çağlayanlar gibi dupduru. Sesine sarılır oldum sadece, çağlayandan susuzluğunu gideren, nemli parlak gözlü yavru ceylanlar gibi.

Ah… Erim ah… İçim eriyor, yüreğim tutuşuyor, ne acıymış yokluğun. Sanki, sanki herşey susuyorda, bir sensizlik türküsü yakıyor duvarlar. Duvarlar hüzünlü, duvarlar ağlamaklı. Karardı hol, karardı odalar. Gidişinle nemli bir soğuk bastı sanki heryanı, üşüyorum…

Sen gittin ya gurbet ellere,  babamın ağzını bıçak açmaz oldu. Anam öldüğünde bile böyle hüzünlü görmemiştim onu. Her gece o yorgun haliyle, senin fotoğrafını gözleri dolu dolu öpüp yastığının altına koymadan, ağlayarak dua etmeden yatmaz oldu. Yorgun dedim ya; bütün gün çalışıyor  babam. Bizi aç  açıkta koymamak için, o yaşlı haliyle sabah akşam şehir minibüsüyle onca yol tepiyorda, yinede bir of bile demiyor. Oysa bacakları şişip ağrıdığında, sırtında taşırdın sen O’nu. Zorlanmasın diye, binbir zahmetle… Şimdi sigarasını alıp, bahçede oturuyor bütün akşam, üzülüyorum… İşte, sen öyle bir evlatsın ki, yokluğun sadece hüzün demliyor sessizce…

Bebemiz de 2. ayını doldurdu dün. Biraz daha büyüsün, belki dedesini gülümsetir umudundayım. O da yaşına girer sen gelene kadar, emeklediğini, yürüdüğünü göremeden. Allah sağlıklı uzun ömür versinde diyorum, O’nunda senin gibi yiğit bir asker olduğunu göreyim. Yiğidim, erim, hayalinle geçiyor durgun günlerimiz. Her gün sanki biraz daha uzaklaşıyor gelişin de, soluyor güllerimiz…

Sen oralarda üşüyormusun? Erzurum çok soğuk demişlerdi, ondanmıdır bilmem gittiğinden beri, seni düşündükçe hep içim titriyor. Aman iyi giyin erim, iyi ve sıkı giyinde, üşüme oralarda… Bilirsin bizim memleket çok soğuk. Ama babamdan Allah razı olsun, bizi hiç odunsuz kömürsüz bırakmıyor. Geçen sobanın küllerini temizlerken geldi aklıma, bana vermezdin soba kovasını da  hep sen taşırdın. Ne odun kırdırırdın, ne kömür taşıtırdın. Babam görmesin diye ağlamamak için, yutkuna yutkuna zor attım kendimi bahçeye. Sen öyle bir eşsin ki işte, yokluğun sadece acı yoğuruyor çaresizce…

Erim… Yiğidim… Kendine çok dikkat et oralarda. Yalnız değilsin, dualarımız hep seninle. O güzel yüzüne hüzün düşmesin, yüreğine korku girmesin, sevgimiz tüm benliğini sarsın diye… Seni çok seven biricik eşin…

İlginizi çekebilir

  • 23 Aralık 2010 -- Hokus Pokus: Yoksun (3)
    Aptal bir sihirbaz gibiyim bu aralar elimi şapkaya her atışımda bir ayrılığı kulaklarından tutuyorum kendimi parçalıyorum sonra birleşebilecekmiş gibi... Son gösterimi yaptım dün gece hayalin...
  • 20 Haziran 2011 -- Hönk (0)
    Masamda oturmuş daha önce randevu verdiğimiz ultrason hastamızı güler yüzle karşılamak için bekliyorum. Yaklaşık 65 yaşında pembe güneş gözlükleri olan hastamız yanında biri sarışın, diğeri kızıl iki ...
  • 10 Ağustos 2010 -- Onun arabaları var (11)
    10 milyon TL değerinde 14 ‘AGA’ plakalı garajını açan Ali Ağaoğlu, çocukluğundan bu yana hep en iyi otomobilleri kullandığını belirterek, “Öyle son 10 yılda zengin olmuş biri değilim. Beni sonradan gö...
  • 15 Şubat 2011 -- Nihat Akkaraca Öykü Ödülü/ 2011 (0)
    Datça Belediyesi ve Kanguru Yayınları - Kanguru Sanat Edebiyat Akademisi, Datça’nın yerel kültürünü ve değerlerini çalışmalarıyla ulusal kültür ve edebiyatımıza taşıyan araştırmacı yazar ve öykücü Nih...
  • 01 Nisan 2010 -- İlk vurgun (4)
    Tutmamıştı daha hiç kimsenin elini. Bu kadar yakın da olmamıştı. Onu gördüğünde canı gönülden vurulmuş, bir ok saplanmıştı kalbine. Her karşılaştığında yüreği çarpıyor, gözleri parıldıyordu. Bir kış m...
  • 03 Nisan 2010 -- Aptal ol-ma (0)
    Bir habere bu kadar mı ifrit olur insan. Olur. Yada ben oldum. Daha başlığı okurken tüylerim diken diken oldu. Haberin başlığında, ''Aklı bırak, aptal ol'' dedi, satışları yüzde 30 arttı'' diye yazıyo...