Sebepsiz sevişlerin; sebepsiz anlamsızlıkları karıştı gözlerimizde. Baktığın an kaçtı gözlerim derinlere, baktığım an kaçtı gözlerin belirsizliklere. Oysaki tek yaptığımız birbirimizi sevmekti. Zamanı yakalayamamanın hüznü balçık çamur gibi yayıldı yüreklerimize. Zamansız sevdik belki. Zamansız yokladık yüreklerimizi. Tüm bu zamansızlık bu sevgiyi zaman aşımına uğrattı. Hükmü bitti. Hükümsüzüz.
Gidişlerin eylemsel olmaması yaraları büyüttü. Acılar acıtmalara karıştı. Her cümle biraz daha dikenli, oldukça tırmalayıcı oldu kulaklarda.
Ucuz bir meyhanede dinlenen eski şarkıların tadına varmaktı niyetimiz. Bir duble rakıda geçmişin acılarını silmek. Yarınların umutlarını, ciğerlerimiz patlayıncaya kadar içimize çekmek. Ciğerlerimiz patladı; birbirimize küfür ederken. Ciğerlerimiz patladı; birbirimizden koşarcasına kaçarken.
Hayallerin yapraklar gibi düşmesi, mevsimleri ağlamaklı kıldı. Her mevsim yağmur çamur, her mevsim yapışkan hüzün, her mevsim ayrılığın karası, her mevsim bilinmeze giden yolların kapı eşiği oldu. Çabalar; çabaladıkça çapaladı kurak yürekleri, bağırları yırttı ve koparttı attı bizden parçaları… Yıkılan kumdan kaleler gibiydi büyüttüğümüz aşk. Tek bir dalgada yitirdiğimiz emeğin acısını; yine beraber birbirimizden çıkardık.
Oysa ne kadar yakındık. Ben, olsam olsam; sen olurdum tekrar yaratılsaydım. Biz tek yumurta ikiziydik seninle; ayrı rahimlerde hayat bulan…
Çok sev istedim, beni çok sev… Çok sev istedin. Çok sevdik. Çok sevdik. Öylesine çok sevdik ki bu benzerliği kabul etmek aklımıza gelmedi, sadece çok sevdik. Ve kendi yüreklerimizi parlattık bu çok sevmeler sonrasında, karşımızdaki yüreği hiçe sayarak…
Aynı hataları beraber işledik, öylesine benzerdik. Aynı içli şarkılarda ağladık, aynı şiirler dokundu yüreklerimize. Ben kendimi sende kırdım. Sen tüm mimiklerimde kendini buldun. Önem vermedik nedense bu kesişmelere. Bir ağızdan söylenen sözler gibiydik. Bir ağızdan bir ağza dolaşabilirdik. Becermedik…
Ezberimdeki bir yazı gibiydin yazarını bilmediğim;
“Hayatın dört bir tarafından kıskaca aldığı gri zamanlarda; ne iyi etimde buldum ben seni. Susmak istiyorum şimdi… Güzeller güzeli kahkahana tutunan yapraklarını uzat; sızımı al. Ve güneşe bırak. Sonra, ömrünün sevinçlerini, hasretlerini ve mutluluklarını katlayıp katlayıp yerleştirdiğin bohçandan; bir türkü çıkar yavaşça… Söyle n’olur?”
Şimdi beni bir şarkı farz et; ister söyle, ister içinden tekrar et…






Haziran 12th, 2011 on 00:25
Tebrikler, gerçekten çok güzel bir yazı olmuş…
Haziran 12th, 2011 on 11:34
Teşekkür ederim Nesrin Hanım. Gönlünüze sağlık…