gidişimdi; kanatsız kalmış bir kartal
gibi nefessizdi gökyüzü,
kalbinde cumhuriyet kurmuşken; anadan üryan
tanrı misafiri sevdam…
ve sen açmışken başkentinin tüm odalarını,
ve sevdalara dalga dalga yüzmüşlüğüm varken,
denizler dolusu leşlerimin laneti midir; a n l a ş ı l a m a z l ı ğ ı m.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
gece; sancıya kapıyı açtığında,
hangi ayrılık içleri yakıyorsa,
toplanır o aşka ağlardı melekler.
sancı ki; borandı, tozdu, dumandı, bir ayrık otu, bir sarı otobüs koltuğu
sancı ki; araydı, yaraydı, öte-leyişti, gidişti, bitişti…
ve yağmur
anlamsız bir ayrılıkla işbirliği yapınca
aşk
çağrıldığı her buluşmaya
artık sırılsıklam gelecekti
son öpüş sıcaklığı mesafede;
ellerime saklıyordum kahırdan kızaran yüzümü
bir yerlerde aşk itina ile keşkelerinden yüzülüp dolaba kaldırılırken, kızıl saçlı bir kontes, migreni azmış köpeğiyle sabahlıyordu.
pişman ol; ellerine bıraktığım nemli gözlerim aklına geldiğinde.
pişman ol; ellerime bıraktığın diz kapaklarının raksı beyninde karıncalandığında,
inle, sarsıl ve sarıl benli hayallerin en hoyrat, en ıslak kuytularına…
ve hey kızıl saçlı kontes;
yenilgisine adaklar adanmış bir adamın
büyük aşkı… tek tanrıçasıydın.
biliyor musun? bu şehirde adımı senden başka bilen yoktu.
ve biliyor musun? bu şehirde adımı çabucak unuttun.
“Tanrıçasın; ya affet adım ömür olsun, ya mahvet ölüm adım olsun”






Temmuz 31st, 2011 on 00:03
Şiiriniz; çok büyük bir aşk sancısını, en uç şekilde hissettiriyor. Çok yeteneklisiniz… Tebrikler.