“Neden aradığımı aradığım yerde bulamıyorum?” “O kadar çalıştım ama bir türlü başaramadım.” “Neden bu kadar beceriksizim?”ya
da “Sorunun ne olduğunu bir türlü çözemiyorum” gibi cümleler, bilinçaltımızı yeterince tanımıyor oluşumuzdan kaynaklanmaktadır. Hayat bize istediğimiz gibi yönlendirebileceğimiz, bilmediğimiz bir bilinci daha cömertçe sunmuştur ama biz insanlar çoğunlukla duygularımızı kendimize önder edindiğimizden, neden-sonuç bağlantısızlığı içerisinde kıvranırız. Bilinçaltımız, devamlı olarak bilincimizle temastadır ve öğretilerine de son derece sadıktır. Eğer bilinçaltımıza kurduğumuz cümlelerin, verdiğimiz telkinlerin farkında değilsek, yanlış yönlendirmelerle zihnimizi ve kendimizi bilmeden çıkmazlara itebiliriz.
Bilinçaltı; bilgimiz dışında çalışan, farkında olmadan yaptıklarımızı yönlendiren, istem dışı kas hareketlerimizi yöneten muhteşem bir alt bellektir. Uyku esnasında dahi vücut fonksiyonlarıyla ilgilenen bilinçaltımız, beynimizin yardımsever bir parçasıdır.
Otomobil kullanmaya ilk başladığımızda, debriyaj, gaz pedalı, fren pedalı, vites kullanımı çok zor gelir. Sebebi; profesyonelce kullananlardan daha az veya eksik bilgiye sahip oluşumuz değildir. Sebebi; hala bilinçaltımızın görevini bilincimizden devralmamış oluşudur. Bilinçaltımız dikkatle takip eder, zorlanarak yaptıklarımızı özümsemeyle ilgilenir ve olayı kavradığında artık bilincimize iş bırakmaz. Rahat bir şekilde otomobil kullanmaya başladığımızda, “fren pedalı hangisiydi ya?” ya da “ kaçıncı vitesteydim ben?” gibi sorularımız olmaz çünkü artık pedalları da, vitesi de, debriyajı da bilinçaltımız kullanır. Bilincimiz ise o sırada yolculuğumuza eşlik eden kimseyle konuşarak, aynı anda hangi yola sapacağımızı düşünmekle meşguldür.
Bir başka örnekte klavye kullanımıdır. Klavyenin tuşlarının yerlerini kavramak, tamamen bilinçaltımızın görevidir. Bilincimiz ise bilinçaltımıza öğretene kadar zorlanır. Her bir harfi tek tek bulup basmak, yerlerini öğrenmek zorunluluğu taşımayan bilincimize çok zor gelir ki; zaten bilincimizin görevi, anlamlı bağlantıları kavramadır. Bilerek tek tek, ter dökerek yazdığımız yazılarda, her harfi bilinç altımız sessizce takip eder ve hiç vakit kaybetmeden öğrendikleriyle bize yardım eder. Mesela artık L, S,M harflerine aramadan basar oluruz ancak, hala J,P,O harflerini kıvranarak ararız. Bir süre sonra o harfleri de kavrar ve rahat bir şekilde klavye kullanmaya başlarız sayesinde.
Gün içerisinde yaşadıklarımızı, bilincimizin kendisine öğretileri dışına taşmadan beyindeki ilgili yerlere kaydeder. Neyin daha çok ilgimizi çektiğini, neden daha fazla hoşlandığımızı, neye oflayarak yaptığımızı hep takip eder. Bunları kendisine yönerge olarak algılar ve bu doğrultuda bilgileri süzgeçler. Konuları beynimize kaydedip kaydetmeme hususunu, verdiğimiz bu yönergelere göre yapar. Sabahlara kadar çalıştığımız tarih dersini, “sınavdan çıktığım gibi rahatım ve bir daha hatırlamak zorunda değilim” psikolojisi ile öğrenir veya ezberlersek, bir hafta sonunda beyinde bilgilerin çoğunun, yaklaşık 3 ay sonra neredeyse tamamının silinmesine sebep oluruz. Beyinden hatırlama zorunluluğu süresini alır ve bizi hiç yormadan zamanı geldiğinde sessizce ve sakince silinmesine sebep olur.
Yine bilinçaltımız, bağlantı bulduğu herhangi bir konuyu beyinde daha önce kaydettikleriyle ilişkilendirip, bilincimizin önüne sunar. Konuşma esnasında kelimelerin ağzımızdan bir bir dökülmesine, konuları ilişkilendirip bağlantıları kurmamıza yardım eder. Bu sebepledir ki; bazen pot kırabiliriz. Söylemek istemediğimiz bir cümleyi dilimize kadar yorulmadan getirir ve biz bilincimizle cümleyi sorgulamazsak, ağzımızdan kaçırıveririz. Düşünmeden konuşmak, bilinç süzgecimizden geçmemiş bir bilinçaltı hizmetidir.
Konuyu şu şekilde toparlayacak olursak; aradıklarımızı bulamamızın sebebi; kendimize farkında olmadan aradığımız şeyi bulamayacağımızın emrini verişimizdir. Aradığımız şey önümüzde duruyor olsa da, biz “bulamam” yönergesini önceden yaptığımızdan, beynimiz aradığımız şeyi görmemizi reddeder. Ya da ne kadar çalışıyor olursak olalım, o dersten başarılı olamayacağımız kanısını bilinçaltı sayesinde beynimiz algılar ve hazmetmeye çalıştığımız bilgilerin ayağını kaydırır. Çünkü beyin fotoğraflar, doğru yanlış ayrımı yapma kabiliyetine sahip olmayan bilinçaltımız, bu fotoğrafı hedef kabul eder ve hedefe ilerler…Ya da bir diğer örnekte; beceriksiz, başarısız olduğumuza inanmış veya inandırılmışsak, beynimiz bu olumsuz inancı değişmediğimiz sürece başarısızlık üretir. Bilinçaltımız amacın başarısızlık olduğunu sanır ve enteresan bir biçimde ona göre davranır. Sorunun ne olduğunu bilmeyişimiz ise, bilinçaltımıza verdiğimiz emrin farkındalık dışında gelişmiş oluşundandır.
Yüce Allah beynimizi, çok çok daha gelişmiş bir bilgisayar gibi yaratmıştır. Karar verme sürecinde, bildiklerimizin dışında; duyguları, tecrübeleri, önerileri harmanlayarak sonuca ulaştırma yetisine sahip beynimiz, tıpkı işletim sistemleri ve yazılımlar yüklü bir bilgisayar gibi, virüsler, trojanlerden etkilenir. Beynimizi tam verimle doğru kullanmamıza engel olan bu virüsler ise, ön yargılarımız, fobilerimiz, umutsuzluğumuz, kötü düşüncelerimizdir. Üstelik bu virüslerden kurtulmak, bilgisayarı virüslerden kurtarmaktan çok daha kolaydır.
Çok fazla içeriğini bilmediğim reiki öğretisinin de, kendi içerisinde doğru yönergeleri kullanarak, kişilik, felsefe, ruhsal yapı ve sağlıkta istenilen sonuçlara ulaşma mantığı ile ilintili olduğunu geçmiş senelerde ressam bir arkadaşımdan öğrenmiştim. Ama ben en büyük ipucu olarak Kuran-ı Kerim’de ki; “Ey mü’minler! Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer inandıysanız mutlaka başarırsınız (üstün gelirsiniz)…” ayetinde belirtilen, (azmin ve) inanmanın gücünün, ne derece önemli olduğunu kanıtlayan bu güzel cümleleri örnek vermek istiyorum. Kısaca biz içsel dünyamızda neye inanıyorsak, tüm benliğimizle farkında olarak ya da olmayarak o yönde ilerliyoruz. Ve eğer kendimizde aşmakta güçlük çektiğiniz problemlerimiz varsa, bilinçaltımıza doğru emirler vererek zorlanmadan ve farkında olmadan rahatlıkla aşabiliriz. Yeter ki; AŞABİLECEĞİNİZE İNANIN ve KENDİNİZE DOĞRU TELKİNLER VERİN. Çünkü bilinç neye inanıyorsa, bilinçaltı onu emir olarak alır… Sonrasında bilince iş bırakmadığından, ya ne kadar uğraşsakta istemediğimiz sonuçlar üreten bilinçaltımızı kısırdögüye dahil etmiş oluruz yada bilinçaltımızı tanır ve neyi başarmak istiyorsak ona doğru yönlendiririz.






Haziran 21st, 2011 on 10:42
Güzel ve öğretici paylaşımınız için çok teşekkürler Nesrin Hanım. Düşünmeye sevk edin bizi
Haziran 21st, 2011 on 12:22
Eyvallah Canan hanım.
Bu konunun bir yarısıydı. Diğer yarısı konuyu biraz daha geniş çaplı alarak, olmazsa olmazlardan da bahsedeceğim inşallah…