1979 Eylül’ünde açmışım gözlerimi Eskişehir’de. O zamanlar dünyada bir Eskişehir, bir İzmir, birde İstanbul var sanırdım. Ha bir de Amerika. Yunus Emre parkı çevresindeki gelincikleri toplayıp, Meral ablamın öğrettiği gelinleri yapardım minik minik. Etekleri dökülene kadar oynardım. Kış olduğunda her yanı saran kömür dumanları, gri tonları baskın bir şehir bırakmıştı zihnimde.
Bir zamanlar Ankara’ya denizi getireceğim diye söz veren bir siyasetçinin arkasından edilen alaylar geliyor aklıma. Bu sebeple; Eskişehir’e suni denizi getiren Büyükerşen’i buradan tebrik ederek, imkansızlıkları aşan azmini gönülden kutluyorum. Ve diyorum ki; keşke diğer belediye başkanlarında da biraz olsun sanatçılık olsaydı. Sadece laleler dikmek, çocukların kumsuz olduğu için oynamak istemedikleri parklar yapmak değilmiş demek ki belediyecilik.
Son ziyaretimi geçen hafta, babamın engin rehberliği ile yaptım. Büyükerşen’in yatırım kaynağını nasıl zekice oluşturduğunu, mimari yapılanmanın neleri kıstas alınarak tasarlandığını, Eskişehir’in yepyeni bir şehir olması için konulan kesin kuralları anlattı bir bir. Eğer belediye başkanı olsaydım, sınırsız bir hazine ile yapabilirdim bunları diye geçirdim içimden hayranlıkla…
Eskişehir’de insanlar çevresini öylesine beğeniyor ve seviyor ki, yere çöp atan hiç kimse görmedim. Hatta 35 yaşlarında esmer bir beyin, yerden birşey alıp, çöp kutusuna attığını gördüğümde, şaşkınlıktan dondum. Bunun özenle alakadar olduğu kanısındayım. Ziyarete gittiğiniz bir ev, şayet bakımsız, özensiz ve kirliyse, ikram edilen kurabiyenin kırıntılarının yere dökülmesinden rahatsız olmazsınız. Zaten ev sahibide rahatsız olmaz. Ve orada fazla kalmak ta istemezsiniz. Oysa tertemiz ve biblolarla, tablolarla dizayn edilmiş bir ev, bilirsiniz ki sahibinin göz bebeğidir. Hatta hatta çoraplarım yerleri kirletmesin diye terlik bile isteyebilirsiniz… İşte Eskişehir’de, havuzlarla, heykellerle, çiçeklerle, inci gibi yanyana dizilmiş rengareng binalarla, evinizin içi hissi veriyor insana, kıyamıyorsunuz. Üstelik paten ve bisiklet yolları, yürüyüş yolları olarak tasarlanmış yol kenarı kaldırımlarda, yürümenin zevki, deniz kenarında yürümenin zevki kadar kuvvetli. Bir an önce şu tozun toprağın içinden evime gideyim telaşından ziyade, kafeteryalara, mağazalara bakarak, ayağınızın altındaki yürüyüş yolunda ilerlemeniz, spor yaptığınız hissi uyandırıyor. Bu kadar özenli bir şehirde dolaşmak, çok önemsendiğiniz hissini size, durmadan yaşatıyor.
Konulan kuralların en dikkat çekicisi, süresi dolmadan binaların boyanması. Zaten balkonlardan çamaşır sallandırmak ta yasak oluca, görüntü oldukça şıklaşıyor. Göz zevkinizi rahatsız edecek tek birşey göremiyorsunuz etrafta, şaşırıyorsunuz. Sandal sefaları, odun pazarında; uzun bir havuz ve içinde çeşit çeşit hayvan heykelleri, Kültür parkında; masmavi boyanmış harikulade bir şato, hemen yanında suni göl ve üzerinde gerçeğini maddi ve manevi aratmayan muhteşem döşenmiş bir gemicik, çok cesur kurbağalar ve ördekler, yorulmayalım diye tüm parkı dolaştıran trencik… Ancak şatoya giriş yasaktı, kızım çok üzüldü. Sanırım şatonun içi pamuk prenses masalı üzerine, rüyamsı bir havada dekore edilecekmiş… Bal mumu heykelimi yoksa diğer heykellerdenmi konulacak, merak ettik.
Tüm şehirlerin, Eskişehir’i örnek almasını temenni ediyorum ve şunu ekliyorum; halka değer verilmenin en uç lezzetini tattım, emeği, zekası, fikri, zevki geçen herkesi tebrik ediyorum…






Temmuz 18th, 2011 on 13:07
Sayın Nesim Tepe;
13 yılı aşkın bir süredir güzel Eskişehir’in eniştesi olarak şehirdeki değişime bire bir tanık oldum. Yerel yönetimi gerçekten tebrik ediyorum ve yerel yönetime yardımcı olan siz Eskişehir halkını da.
Senelerdir ailemi ES-ES’li yapma sevdanın sonuçsuz kalacağını bir kez daha belirtmek istiyorum bu arada…
Temmuz 18th, 2011 on 13:16
Yaşasın EsEs spor
)) En büyük EsEs
Temmuz 18th, 2011 on 09:35
Nesrin hanım Eskişehir,i çok güzel anlatmışsınız daha görmeniz gereken yerlerde var bir şelale park vr görenizi şiddet le tavsiye ederim…paylaım iin teşekkürler..ayrıca eskişehirin en büyük değeride eskişehirspordur…
Temmuz 18th, 2011 on 12:05
Güzel yorumun için teşekkür ederim Hüseyin.
Çok zamanım yoktu gezmek için. Babaannemin yoğunbakımda yatması sebebiyle gitmiştim.
Şelale parkı bir kaç kişi daha tavsiye etti.
Seninde şiddetli tavsiyen üzerine bir dahaki Eskişehir ziyaretimde Şelale parkı ve diğer yerleri de dolaşıp, bir yazı daha yazarım diye düşünüyorum.
Ve çok fanatik Eskişehirsporlulara burdan tebessümlü selamlarımı gönderiyorum…
Temmuz 17th, 2011 on 14:46
Nesrin Hanım;
İnsan her neresi olursa olsun doğduğu şehre müthiş bağlıdır ama güzel olan ise bu şehrin günbegün geliştiğini ve güzelleştiğini görmesidir. Memleketimizin dört bir köşesinden böyle güzel haberler ve yorumlar almayı dilerim.
Teşekkürler Sayın Büyükerşen’e… ve de size…
Temmuz 17th, 2011 on 14:58
Okuldan mezun olduğumda artık Tokat’tan memlekete dönüş yapıyordum. 13 saat süren yol, beni çok bezdiriyordu. Gece karanlıktı ve Eskişehir’in ışıklarını uzaktan görmüştüm. Sanki Eskişehir bir denizdi ve ben kendimi o denize atmamak için zor tutan sıcaktan kavrulmuş biriydim. Şehrimi kucaklama isteğini kendini denize atmakla özdeşleştirmişti ruhum. Gözlerim dolmuştu ve “hasretlik bitti artık” demiştim. Evet Canan hanım şimdiki kadar güzel ve temiz değildi ama ne olursa olsun insanın memleketi. Eskide olsa:)
Temmuz 17th, 2011 on 11:10
Kim ne derse desin halkımız her zaman kendine başarı ile hizmet sunanları takdir ediyor diye düşünüyorum ki taktir de ortada.Başkanı bende kutluyorum.
Temmuz 17th, 2011 on 11:33
Haklısınız Selami bey. Başarısızlıkları ne derece haykırarak eleştirebiliyorsak, başarılarıda o denli heyecanla alkışlamalıyız. Alkışlamalıyız ki, hem devamı gelsin, hemde diğerlerine örnek teşkil etsin değilmi?
Temmuz 17th, 2011 on 09:48
tebrik etmemek elde değil. hem seni hemde sana bu yazıyı yazdıran büyük başkanı. bazen oturup konuşurdukya eskişehiri seninle. böyle görmen böyle düşünmen beni çok sevindirdi. birde esesli oldunmu tamam dır. -
Temmuz 17th, 2011 on 11:39
Canım benim, yazımı beğenmene çok sevindim. Ama eseli olmak dersen, zaten orası benim memleketim. Doğuştan esesliyim yani. İllede maçları takip edip, stadyumlarda zıplamam gerekmiyor:))) değilmi?