1- birbirine çok aşık iki kirpiydik seninle; sarılsak canımız, ayrılsak kalbimiz acırdı. “bırakın aşkı, bırakın sarılmayı, aynı coğrafya’da nefes aldığınızı bilmekle mutlu olun, bu sizin tek varoluşunuz” dedi tanrı.
tanrıya tabiydik; “tanrı yarattığı kirpilerin de aşık olabileceğini hesaplamamış olabilir miydi? bunu hiç düşünmedik… bunu düşünmek büyük günahtı.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
2- orada olalım. sevmeye hazır, sevişmeye heyecanlı! ilk öpüş gibi masum, son aşk gibi ateşli yatağın ayak uçlarına kül olup düşelim! evet orada olalım, ateşin kollarında…yan(ıl)alım…
3- gözlerimde yelkenliler yüzdürdüğün mavilik hırçın, sana olan mesafe bin şehirden daha uzak, saçlarında şeytan uçurtmaları uçurduğum nefesim tutsak, kapkara bir odada kapkara bir kediyi nefesimi tutup yakalamakla görevlendirildim, artık hiç söylenmemiş ve içinde soru işareti olmayan cümleler kurmak ne kadar da zor…
4- benim aşk’tan beklediğim gülüşün, biraz da düş’ündü. Lütfen düşün; açtığın parantez içinde kaybolduğumu ve geleceğimdeki boşluğa bakarken orada ol.
5- tek kişilik orkestrasıyım bitişlerin, her gidişe; ayrı cenaze marşı çalıyorum…
6- sensizliği kıyasladığım tüm avuntular hiçliğime çıkıyor… ve yokluğun varlığının efendisi şimdi; hükmü sadece ve sadece bana geçiyor…
7- günahı peşin ödenmiş gecelerin sabahlarına doğuyorum, ne kadar şarap varsa hepsi sarhoş olsun, yalan yılanıdır aşkın… ne kadar yalan varsa söylensin, ne kadar küfür varsa hepsi bu gece edilsin, yansın şehir kahırdan.
8- yüksek sesle çatırdıyor; göğüs kafesinden duygularını iyiye taşıyan tekne. fazla ağlama su alıyoruz, batıyoruz. ellerini çek dilimden, şimdi susarsam ölürüm ve ben ölürsem cesedimi teşhis edecek, iyi ölüden anlayan insan yok.
9- tek kişilik orkestrasıyım ayrılığın, her göz yaşına; ayrı şarkı çalıyorum…
10- onlar için okuyabildikleri, benimse yazabildiğim kadardın… yazıda anlam olmanın ne demek olduğunu bilendin, bilendin kendine ve defettin göğüs kafesindeki sırrı, sır tükürdü anlam içinde moleküllere yapışmış firuze gözlü kadını, göze geldik, yazan ve yazılan… anlamsızlaştık.
11- oyun hamurundan şekillenmiş kaç protez aşk daha vidalayacaksın kalbine, ben kalp kapakçıklarından içeri girmeyi beklerken… ve şimdi; sevilecek neren kaldıysa sun bana, kabulüm…
12- hayatın yanlış yere konmuş virgülü gibiyim, anlamı bozuyorum, bitimsiz aşka açken, yalanın göbeğinde doyuyorum.
13- ve sökülür bir aşkın izleri, sabaha karşı yazılmış şiirin satır aralarından. öpüş tenden, ten ruhtan ayrılır. piç gibi kalır şiir ve aşk. hasarlı duygulara giydirilen romantizmin acımtrak izleri dolanır bedeninde. gece, günü doğuramadan ölür bir adamın gözlerinde ve adam boş bakar sonradan olacaklara… o şimdi her yeni günde olası günahlara sobelenen tanrının lanetli çocuğudur…
14- tüm bedduaların ışığında ve tüm dudak bükülmüşlüğünle gel, derecesini eritmiş alevlerin koynunda bekliyorum seni…
selam eder, hüznünüzden öperim…






Ağustos 9th, 2011 on 01:04
Sert imgelerle yaptığın bu aşk tanımı uzun zamandır okuduğum en iyi yazı tebrikler. Aslında eklemek istediklerim vardı bu yazıya dair neyse bir daha ki sefere dostum.
Temmuz 17th, 2011 on 20:38
“Birbirine çok aşık iki kirpiydik seninle; sarılsak canımız, ayrılsak kalbimiz acırdı. “bırakın aşkı, bırakın sarılmayı, aynı coğrafya’da nefes aldığınızı bilmekle mutlu olun, bu sizin tek varoluşunuz” dedi tanrı.”
Bir durum ancak ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Sizde onu bir cümle ile anlatmışsınız.Tebrik ederim Cengiz bey.
Temmuz 15th, 2011 on 00:14
“birbirine çok aşık iki kirpiydik seninle; sarılsak canımız, ayrılsak kalbimiz acırdı.” Çok güzel…