Sibernetik; ülkemizde pek fazla bilinmeyen ancak diğer ülkelerin üzerine son derece eğildiği, yaşamın ve teknolojinin mantıki özüdür. Sibernetik bilimi, insan beyninden başlar ve tüm canlıları da kapsayarak, teknoloji hediyesi makinaların kendi kendilerini sevk ve idaresinin mantığını çözümler. Kısacası tüm teknolojik oluşumların temelini oluşturur. Sibernetik kendi kendine çalışma sistemlerinde “nasıl?” sorusuna cevap veren çok önemli bir bilimdir. “Haberleşme” “Kontrol” ve üçüncü adım olan “Ayarlama”, Sibernetik bilimin temelidir.
‘2000 senesinde tanıştığım Sibernetik bilimi o zamanlar bana “ İşte bu, hayatın çalışma mantığı” dedirtmişti. 1’ler ve 0’ların beynimizde dahil, tüm hayranlık oluşturan teknolojik ürünleri nasıl çalıştırdığını anlamam, beni oldukça etkilemişti. Ve etrafımdaki her varlığa, artık 1 ve 0 mantığıyla bakmaya başlamıştım. Bu bilimi hala unutamadığım buzdolabı örneğiyle anlatmak istiyorum genelleyerek ve anlaşılabilir şekilde.
Buzdolabının kendi kendini nasıl(?) sevk ve idare ettiğine bakalım. Bir termometre, soğutucu bir motor ve buzdolabı. Döngü önce termometreyle başlıyor. Termometre, kendisine bağlanan motorun uzantısı kabloyla temasa geçtiğinde, dolabın ısındığı uyarısını yapmış oluyor. Bu uyarı devrenin kapandığı anlamına geliyor ve motor soğutma işlemine başlıyor. Soğutma gerçekleştiğinde, artık termometre seviyesi azaldığından, kablo ve motor bağlantısı otomatikman kesiliyor yani devre açılıyor ve motor çalışmıyor. Bir süre sonra tekrar termometre ısın… True- Devrenin kapandığı yani çalışmaya başladığı, Falce ise devrenin açıldığı, yani çalışmanın durduğu anlamına gelir. Yani buzdolabı kendi kendini sevk ve idare edebiliyor. Sadece ısı derecesini kullanıcının belirlediği, gerisine karışmadığı, kendi kendini idare etme sistemi.

True-Doğru-1
Falce-Yalnış-0
“İnsan beynide tıpkı bilgisayardaki gibi, 1’ler ve 0’larla (yani 2’li sistemle) çalışır, 10′lu sayı sistemine göre değildir. Hafızamıza kaydettiğimiz tüm bilgiler, gördüklerimizin gözlerimiz aracılığı ile beyinde görüntülenmesi, bizde çağrışım oluşturan olaylarda zihnimizin bilgiyi araması, kontrol mekanizmamız, hareket mekanizmamız…” Herşey evet ve hayır, doğru ve yanlış mantığı üzerine yaratılmıştır. Biz insanoğlu da yüzyıllardır doğru ve yanlış mantığı ile icatlar yapmışız. Sadece düğmesine basarak, senelerce verim aldığımız teknoloji harikası makinaları…
Peki ülkemizde Sibernetik biliminin sessiz varlığı, evlerimizde çalıştırdığımız son teknoloji kendine kendine çalışan tam ototmatik, digital makinalarla sürdürürken, dünyada Sibernetik biliminin hangi noktalara ulaştığına bir bakalım.
Russia-2045 projesi, dünyadaki birçok devlete “yok artık!” dedirtmiş olmalı diye düşünüyorum. Tıbben ölümsüzlük olmadığı kabul edilirken, Russia-2045 projesi, neşter ve kan söz konusu olmadan Sibernetik teknolojisi ile bunun mümkün olacağını idda ediyor. Projeye bedenin en karmaşık yapısına sahip, yapay karaciğeri icad eden Vyaçeslav Ryabilinin’i davet etmişler. Bu grup Sibernetik teknojisini seçme sebeplerini şöyle ifade ediyor: “ Canlı cansız yapı bir arada hayatımıza girecek. İlk önce çok daha kaliteli işitme cihazları, ardından yapay retina… Sonra beyinden komuta alan mekanik ayak, kol ve eller eskilerin yerini alacak. Beyne monte edilecek minyatür işlemciler yakın gelecekte Parkinson hastalığını yenmeye yarayacak.” “ Bizim grup, insan ruhunun iddia edildiği gibi 21 gram olduğuna inanmıyor. Biz ruhun bir madde olduğuna değil, bilgi taşıma özelliğine sahip bir tür enerji olduğuna inanıyoruz. Bunu kanıtladığımızda insan beynini kopyalayarak ilk e-insanı yapmış olacağız”
Açıkçası ben ölümsüzlüğün oluşturulabileceği kanaatinde değilim. Fakat bilim insanlarının keşif çıtalarını ne denli yükselttiklerini gördüğümde, Sibernetik bilimi isminin dahi ülkemizde yaygın olarak bilinmemesi beni üzüyor. Eğitim çağımızda ezber ağırlıklı ders çalıştırılmalarımızın yerini; analiz etme, anlama, mantık çalıştırma, yorumlama, akıl yürütme sistemine yeni yeni geçmiş olması, hiç yoktan sevindirici bir durum. Birde ülkemizde de bilime büyük kaynaklar aktarılsa, umuyorum bilim adamlarımız başka ülkelerde keşfedilmeye koşmayacaklardır… Belki o zaman %100 TÜRK! yapımı sandığımız çamaşır makinasının beynini de yurt dışından ithal etme gereği de duymayız.






Temmuz 24th, 2011 on 21:39
bilimadamlari gen haritasini inceleyip hangi genin hangi hastaliga yol açtigini çözmekle ugrasiyorlar. Olumsuzluk belki kismen gerçeklesir de, o zaman ne degisecek? dünya nufusu arttikca “insan” sayisi azaliyor…! bilim adamlari önce icimizdeki merhameti olumsuzlestirsin, degil mi Nesrin hn.?
Temmuz 25th, 2011 on 12:48
Evet çok doğru. Aslına bakarsanız bilgisayarın icadının sebebi bile savaş. İlk bilgisayar orduya yapılmış, atılacak füzelerin nokta atışı için. Sonra geliştirilmiş. Niyetler hep ace of empires savaş oyunu mantığında. Diğer ülkeleri yemek, sömürmek, soyunu kurutmak, güçlü olmak…
Sibernetik teknolojisinin kullanılarak, e-insan yapma mantığı da sanıyorum, bilimkurgu filmlerindeki gibi ölümsüz savaşçılar yapmak. Zaten son teknolojik çalışmalarda, robotların enerji alımları, elektrik ve piller değil. Sinek, yaprak gibi biyolojik gıdalar. Şimdilik sadece birkaç santim ilerleyebiliyorlar oldukça fazla gıda almalarına rağmen. Sebebi elbette, doğada kendi kendilerinin hareket enerjilerini üretecek seviyeye gelmeleri. Yani; siber robotlar, yani; yine savaşçılar… Bir taraftanda biz insanlığa hizmet ediyoruz, beyin dalgalarından, beyindeki minik elektrik akımlarından emir alacak gözler, kollar, bacaklar yapacağız diyorlar ama, bu masum yüzü sadece.
Ne enteresandır ki; biz hala aşk filmleri çekip, kendi kendimize takılıyoruz. İnsanlığa faydalı olacak girişimlerde bulunamasakta kısmen, hiç bir ülkeyi yeme derdimizde yok çok şükür…