Mevsimin adının önemli olmadığı bir gündü. Islak sokaklarda hızlı adımlarla yürüyen, kafası önüne eğik, parkasına umuduna sarılır gibi sarılmış, attığı adımlardan emin olmadan ilerleyen Muhsin bey her şeyden vazgeçmişçesine ilerliyordu. Yağmur toprağa hiç ara vermeden düşmeye devam ederken; karşı binanın buğulu camından gördüğü kadarı ile dışarıyı seyreden Mihrigül, elinde tuttuğu kahvenin hatırlı kokusunu genzine çekerken diğer eli de hayalinin çıtası gibi yanağına destek veriyordu. Mihrigül birçok şeyin farkındaydı; yağmurun neden yağdığının ve en önemlisi Muhsin beyin neyden kaçtığının…
Bir ara bulunduğu yerden rüzgâr misali kalkarak kendini sokağa atıvermişti. Yağmurun olağanca şiddetine aldırış etmeden, başı dik biçimde hızlı adımlarda sokağın başına doğru ilerliyordu. Aradan bir zaman geçtikten sonra bir sokak kedisinin acılı sesine kulak verdi ve kediyle göz göze geldi. Hafif tebessüm ederek onu sığınmak zorunda kaldığı köşeden kucağına aldı ve adımlarına kaldığı yerden devam etti…
Belki Çarşambayı sel almıyordu. Ama Mihrigül’ün gözleri su aldıkça hatırı olan her şey batıyordu… Zaten hayata dair birçok yere demir atmıştı ve hiç bir demir denizine mayasını tutturamamıştı, sokakların darlığından, alınan nefeslerin darlığına kadar uzanan bir yolda ilerlemenin yorgunluğu Mihrigül’ü esir almıştı, almıştı almasına ama Muhsin bey kadar yorgun değildi. Zira Muhsin beyin tek hayali soluklanacak kadar bir dinlenme fırsatının kendine verilmesiydi çünkü ilk fırsatta diyeceği kelime dilinin idam sehpasına çoktan çıkmıştı ve tekmeye vuruyordu artık ‘kırk ikindiler yerine sen sel olup önüne katsan beni’ diyerek cümlesinin cellâtlığını kabul etmişti.
Zaman içerisinde başka satırlarda tekleyen cümlelerin, itekleyen anlamlarında buluşmalarını bekleyen iki farklı yüreğin, karşılıklı çarpışmalarından arta kalan isimsiz bir savaştı bu; mazilerinde toplu umut mezarlıkları olan iki insanın gökyüzünden ıssız sokaklara inen bir yağmur güncesiydi…






Temmuz 23rd, 2011 on 21:00
Sanki bu hikayenizin devamı da gelecek gibi bir his uyandı bende. Belli mi olur belki Muhsin ile Mihrigül’ün yolları bir yerde kesişir falan:))
Elinize sağlık. Hoş geldiniz.
Temmuz 25th, 2011 on 10:54
Selami Bey;
Aynı şeyleri düşünmüşüz
Bence de devamı olmalı.
Hatta Murathan Mungan’ın Kadından Kentler kitabında olduğu gibi mesela. Muhsin Bey ve Mihrigül aynı zamanda, aynı mekanda ve aynı olaya şahit olup yine kendi düşünüşlerinde birbirlerinin hayatlarına teyet geçmeliler belki de. Okuduğumda zihnimde canlanan son böyle oldu.
Mehmet Bey sizin de elinize ve beyninize sağlık. Ve dilerim ki bizi şaşırtacak bir sona ulaştırırsınız yazınızı…
Temmuz 27th, 2011 on 17:52
değerli yorumlarınızın ışığında güzel bir sona merhaba demek güzel olacak elbet ilginize teşekkür ediyorum…
Temmuz 27th, 2011 on 17:53
hoş buldum nezaketli ve sıcak karşılamanız için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum ilginize teşekkürler….Güzel bir son bende istiyorum….