17 Ağustos 1999 gece yarısı saat 03.02 de hepimizin uykuda olduğu saatlerde Kocaeli/Gölcük merkezli 7,5 şiddetinde gerçekleşen depremle nasılda hayatımız alt üst olmuştu. Tarifi zor bir yıkımı, acıyı hep birlikte yaşamıştık.
Resmi rakamlara göre :
17.480 kişi hayatını kaybetti,
23.781 yaralandı,
505 kişi sakat kaldı.
285.211 konut,
42.902 iş yeri yıkıldı ya da kullanılmayacak şekilde hasar gördü.
Deprem büyüklüğü, etkilediği alan ve yıkıcı sonuçlarıyla son yüzyılın en büyük felaketlerinden biridir.
Yıkılan binaların müteahhitlerine yaklaşık 2.100 dava açıldı. Bu davaların sanıklarından yaklaşık 1.800’ü “Rahşan Affı” diye de bilinen şartlı salıverme yasası ile ceza almadan kurtulmuştur. Geriye kalan 300 davanın 110 tanesine ceza verilse de zaman aşımı süreleri dolduğu için davalar kapandı. Bizde adalet mülkün temelidir malum.
Depremin sembol isimlerinden olan müteahhit Veli Göçer 15 Ağustos 2011 de 12 yıllık cezasını tamamlayarak tahliye edildi.
Hatırlamakta, anmakta duyarlıyız. İş önlem almaya gelince yerimizden kıpırdamıyoruz. Gün boyu o günleri hatırlar, konuşur, sanal dünyada paylaşımlar yaparız. Ertesi gün normal hayatımıza geri döneriz.
İstanbul’da deprem olacağını hepimiz biliyoruz. Pencereden baktığımızda beton yığınlarından başka bir şey göremiyoruz çoğumuz. Bu denli plansız projesiz büyüyen ama rantı planlıca bölüşülen İstanbul’da otoban kenarlarına kadar devasa konutlar yapılmışken; bırakın canımızı kurtarmayı, olacak bir sarsıntıda inecek boş alan bile yok yakın çevremizde. Gerisini düşünün artık.
Oturduğunuz binayı depreme karşı dayanıklı mı diye kontrol ettirdiniz mi? Kaç kişi güçlendirme yaptırdı veya sağlam olmayan evinden başka bir yere taşındı. Ya da evinizde ki eşyalarınızı en doğru şekilde yerleştirip, dolaplarınızı duvarlara monte ettiniz mi? Depremde en çok can kaybına altında kalınan eşyaların sebep olduğunu biliyor muydunuz?
Neyse kim uğraşacak şimdi böyle şeylerle. Başka önlemlere daha çok rağbet ediyoruz milletçe.
Mesela; kulağımızı iki kere çekip, tahtaya vurup ”Allah korusun” diyebiliriz. Sağa sola nazar boncuğu asıp, muskalar saklayabiliriz. En önemlisi binanın girişine besmele yazdırmayı ihmal etmemeliyiz. Zaten ölmeyecek miyiz? Bizde adettendir ; her şeyi yap, gerisini bana bırak diyen Allah’a hiçbir şey yapmadan en başında teslim olmak. Japonya’da 8 şiddetinde depremde kimsenin burnu kanamazken, bizde bu denli yıkıcı olmasının açıklamasını başka hangi nedenlerle yapacağız… Deprem sonrası Gölcük’te bulunmuş biri olarak en son şunları söyleyebilirim: Orada şahit olduğum şeyleri yaşamım boyunca unutmam mümkün değil. Çaresizliği ve acıyı iliklerime kadar hissetmiştim.
Ölenlere rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum.
Bir gün; bir enkazın altında can çekişirken “Sesimi duyan var mı?“diyen birini bekliyor olmamak için alabileceğimiz önlemleri daha fazla zaman kaybetmeden almamızı diliyorum en çok.






Son yorumlar