Dün gece Bursa anatolium avm de işlettiğim sanat galerisini kapattıktan sonra; Volkswagen’in 1960 larda ürettiği efsane minibüs Type’in ocak başına çevrilmiş haliyle; köfte ve familyasının ızgara edilip satıldığı, Sırameşeler yerleşkesindeki şip şak karın doyurma aracına ikinci ziyaretimi yaptım.
İlk ziyaretimi de bir gece önce yine aynı saatte 23.50’de yapmıştım. Neyse yarım ekmek arası köftemi iştahla yedim, ayranımı yine aynı iştahla içtim. Sigaramın dumanı halka halka geceye yükselirken; oha! denecek büyüklükteki bir fare hiçbirşeye aldırış etmeden ve olabildiğince sakin, olabildiğince “buralar benim mekanım” edasıyla az önce ızgarasında köftemin piştiği minibüsün içine girdi. Ve o an yediklerim gözümün önünden, oyuncusunun ben olduğum dramatik bir film gibi geçti.
Hesabı ödedim, fareyi görene kadar bende samimi hisler uyandıran, nerdeyse; “ ben bu şehrin yabancısıyım, sancısıyım, acısıyım size anne diyebilir miyim” ulviliğine erişeceğim teyzeye fareyi ispiyon edemedim. Belki mahcup durumda kalmasını istemediğimden, belki de; o kadar kabadayı şekilde minübüse girdiğine göre teyzenin büyücü tarafından fareye çevrilen bir yakınıydı o gördüğüm, bilemedim, bilmek istemedim ve sustum. Kördüğüm halde beş dakika mesafedeki malikaneme düşünceli adımlarla ilerledim.
Yediğim köfteyi fareler yoğursa da, sokak sokak beni kussan da, ben seni kusmadıkça yenemeyeceksin beni Bursa. Kafiye için özür diler
selam ederim.






Ağustos 7th, 2011 on 10:30
Sizin bir yazınız geldi aklıma şimdi. “….. ve ben ölürsem cesedimi teşhis edecek, iyi ölüden anlayan insan yok.” Yanılmışsınız Cengiz Bey; Bursa sizin ne denli iyi bir insan olduğunuzun farkına varmış çoktan.
Sizi analiz etmiş, çözmüş, benimsemiş ki size en doğal haliyle kucak açmış; anne diyebileceğiniz köfteci teyzesi ve faresiyle
Herkese nasip olmaz; keyfini sürün
Ağustos 6th, 2011 on 22:29
Aklıma içtiğimiz kolaya asıl rengini veren, Cochineal böceği larvası geldi. Senelerce içtiğimiz kolaların içinde bir böceğin larvasının preslenip katıldığını öğrendiğimde, iğrenerek hemen ardından yorumlarıda okumuştum. Bir doktor aynen şöyle yazmıştı ve sanırım Doçentti.
“Sizin Kolanın içindeki Cochineal böceğinin larvasının konulduğuna neden bu denli hayıflandığınıza anlam veremiyorum. Zaten yüzlerce yıldır bazı insanlar böcekleri yiyecek olarak tüketiyorlar. (Evet Cengiz bey, fareleride yiyorlar :]) Asıl kolanın içerisine katılan, rafta çok uzun zaman bozulmadan kalması için katılan kimyasallardan tiksinin. Vücudumuza verdiği hasarların sınırı yok.” diye yazmıştı.
Bu sebeple bir sıkıntı yok, sakin olun:) Size hem geçmiş olsun dileklerimi, hemde yazdığınız bu eğlenceli yazı için teşekkürlerimi sunuyorum
Ağustos 6th, 2011 on 22:11
Çok güldüm bu dizinin aynı gülümseten cümlelerle devamını bekliyorum
Afiyet olsun Cengiz bey.
Bu gülümseten yazı için sizi kutluyorum.