Şehirde dün gece fena yalnızlık esti, kalabalığım da yoktu üşüdüm. Ve düşündüm; adımı bilen hiç kimse yok buralarda. 34 numara da kalan adamdan başka hiçbirşey değilim. Kim “Ce” dese o’na bakıyorum… “Ce-setmisin oğlum sen” diyor yan koltukta cep telefonuyla konuşan eleman… Ben ilk ve gür çıkan heybetli “Ce”sine aldanıyorum o sesin. Ve şehrin sarı otobüsü kahrın göbeğine doğru ilerlemeye devam ediyor Pedro.
Gecenin yarısı otobüsten iniyorum, oturuyorum bir banka; evlerin ışıkları yanıp sönüyor, benim sigaram hep yanık. Ulan diyorum ulan benim geldiğim şehir sizin şehrinizi döver, ne bu kasvet ne bu gam kokusu… Derken ayağıma gecenin arka sokaklarından gelen karanlık dolanıyor, bir umut tutunduğum trafik ışıkları tekme atıyor, kaldırımlar çelme takıyor. Bu şehir benimle dalga geçiyor Pedro.
Hani yerini bulsam, bir dost dize yaslasam başımı, nasıl ağlarım biliyor musun Pedro, göz yaşına doyarım, gözümü yaşıyla boğarım yemin ediyorum.
Sen bilirisin, bunlar aslında benim susmalarım Pedro, yazarak susuyorum. Bağırınca da içime bağırıyorum, kıç açıkta olunca da ses tellerim cereyan yapıyor. O yüzden en iyisi susmak Pedro. En iyisi k(s)usmak.
İlahların kalbimi emanet ettiği kontes’te kilitledi kapılarını, söndürdü ışıklarını. Bebeği karnında ölmüş anne gibiyim… Yoksa bende mi öldüm… Cehenemden mi yazıyorum, neden içim acıyor, her yanım yanıyor…
Neden Pedro?






Eylül 7th, 2011 on 13:33
hergün farklı hikayelerde yaşıyorum sayenizde
Eylül 1st, 2011 on 17:21
Duygularınızı öyle güzel ifadelerle anlatıyorsunuz ki beğenmemek elde değil. Betimlemeleriniz de muhteşem. Ancak, yazılarınızı okuduğumda mutluysam bile içimi bir hüzün kaplıyor. Kasvetinden ve bohemliğinden arındırılmış yazılarınızı da dört gözle bekliyoruz.