Hergün şehrin iki farklı yüzünü görüyorum. Gece şehrin banliyösünde yaralı yüzüne uzanarak uyumaya çalışıyorum. Sabah oluyor, hani olmuyor da  zorluyoruz geceyle birlikte olsun diye. Sabah ta kalkıp şehrin yavşak gülü-çükler dağıtan yüzünde, muhteşem sahte tebessümlerle  yaşam kaygısının ne yazık ki tek amacı olan, oldurulan, mecbur bırakılan para denilen orospunun peşinden koşturuyorum.

Robotum sanki aq, s.keyim faturasını, kirasını bilmem neyini… oğlum zaten en fazla altmış sene yaşarım şansım varsa. İçimden geçen ve bana yakışan kırk beştir ama en fazla altmış olur diye düşünüyorum. Fazla bırakmaz tanrı beni buralarda kıyamaz bana. Bu altmış seneyi de böyle boktan şeylerle dolduruyorum.  

Hani öyle janjanlı beklentilerimde olmadı hayattan, ne bileyim jetim olsun, trenim olsun istemedim mesala. Sıradan belki de bazılarına göre ön sıradan, duygu bazlı isteklerim olmuştur. Biraz gökyüzü, biraz da yüzü gülen yar yüzü ve yaşanabilecek yeryüzü… Muhtemelen bu beklentilerimin olamayışında tüm suç benim. Zamanında gole giden topu elle çıkardığım için; kıpkırmızı bir kart göstermiş bana yüce hakem.  Atılan penaltıların hepsi  gol olmuş… Varoş  kıraathanelerinde demi kaçmış çayı mecburi yudumlarken; üstü çizilmiş iş ilanı gibiyim. Gösteri bittikten sonra çadırları sökülen müstakil sirk yeri ağlamaklığı her daim yüzümde. Benim yüzüm böyle yüzsüz olunca; gökyüzü de, yar yüzü de, yeryüzüde yüz çeviriyor.

Geceleri bir şişe göz yaşı üretip sek içiyorum, aşağılıyorum kendimi ve ağlayabiliyorum. Efendi insan değilim ben, kötüyüm; sigara içiyorum, alkol seviyorum, küfrediyorum, lanet ediyorum, nefret ediyorum, eri-yorum… İçimde kendi salyalarını yiyen kuduz köpek besliyorum, birde ununu elemiş eleğine sıçmış bir dana… Sevmeyin beni, gördüğünüz yerde zehirleyin. Diktiğiniz gömlek dar geliyor ve ben o gömleği ters giyiyorum. Düşündüklerim, istediklerim düzene uygun değil. Toplum zararlısıyım, hüzün hastasıyım, içinde kahır dolu sefer tasıyım. Narkozsuz dikiş atıyorum sevişlerime, kapatıyorum acı-yanlarımı. Kulağının arkası dahil her yeri öpülmüş  konsomatrisiyim deliler pavyonunun.

Buraya yazıyorum eğer bir defa daha dünyaya gelirsem, tanrının aklında böyle bir şey varsa, s.ki taşağına denk dogon kabilesinin bir ferdi olarak gelmeyi dilerim. Yaprak giyer ot yerim, en samimi arkadaşlarım hayvanlar olur, ağaçlar olur… İyi de olur, tanrıya rezervem olsun.

Benzer yazılar

  • 06 Mayıs 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Virüs veri tabanımdan öp (0)
    “umut etmek, aslında yavaş yavaş ölme biçimidir” der gözüne toz kaçmış bakış açısı. ve para hayatın içine sızmış kötü huylu kitledir. bir bıçak bir tabanca gibi değildir mesela… tabancanın amacı belli...
  • 30 Nisan 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Bize Her Yer Consesao (1)
    çok kiloluk dambılların suyunu çıkarmış kaslı bünyede, über bir beyin olsa denklem bozulur. hep bir şeyler eksik kalmalı… lağımda gelincik açması gibi bir durum bu. ne güzeldir ilk yarısı dört sıfır b...
  • 20 Ocak 2012 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Amuda kalkıp işemek (2)
    dilini bilmediğim bir karmaşa ve adını koyamadığım bir yabancılık bu. birkaç ana haber bültenini havaya uçurup trajedi olmalıyım. tüm radyolarda gün boyu tanju okan çalmalı, içimde dört dönen kuduz kö...
  • 09 Ağustos 2011 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Sobe (0)
    Hayata sobelenmiş ve her fırsatta kızgın lavlarla yoğrulan düşüncelerim, dudak bükülen yargılardan sıyrılıp, tüm zehriyle ve de tüm hançerleriyle steril yerleşim bölgelerime gayri nizami soru işaretle...
  • 04 Ağustos 2011 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: İsyan Dükkanı (2)
    Gece yaralarına kabuk bağlarken uyuşuyorum, içtiğim sigaranın etkisiyle ve her bağlanmış kabuğun ardından tiksiniyorum etimden. Gri kokuyorum ben; çırağın ensesindeki tokat, puştlukları sırtında  sakl...
  • 17 Nisan 2012 -- Facia festivalleri (0)
    yasal takipler, vergi dairleri, icra daireleri, uçan daireler, sıçan daireler, yalakalıklar, kokuşmuş sistem, kokuşmuş ilişkiler, jiletler, tuzlar, kesici ve delici aletler birliği, diyaframından öptü...