“Seyduna şahrud iki sevdalı ırmaktır elbruz eteklerinde. Şahin gelip dalına konar şahrudun, seydunanın suyundan içer. Umutlar tazelenir alamut kalesinde” diyor Tunay Bozyiğit.

“Seyduna ve Şahrud” efsanesinin mitolojik olduğu, Şahrud’un “hayat veren ırmak” anlamına geldiği, ünlü Alamut kalesini çevreleyen “cennetin içinden geçen ırmak” da denen nehrin ismi olduğu, bu yüzden Alamut Kalesi’nin muhteşem hükümdarı Hassan Sabbah’a da Seyduna denildiği söylenmektedir…

Tunay Bozyiğit “Kadın toprağın ve suyun ta kendisidir o yüzden Şahrud dedim” diyor. Ve böylece Şahrud Seyduna serüveni de başlamış oluyor.

Onların hikayesi öyle bi hikayedir ki Leyla ile Mecnun’u kendilerine imrendirir, Kerem’i Aslı için dağları delmekten vazgeçirir. Onlar ki yalnızca ufuk çizgisinde buluşan, onuda güneşin günde iki kez ateşe verdiği iki sevdalıdır.  Kavuşamayan iki sevdanın, bir efsanenin öyküsüdür Seyduna ve Şahrud’un öyküsü… Fakat öyle bir sevdadır ki, mitolojik de olsa inanmak istiyoruz. Ufuk çizgisinde buluşmayı bekleyen nice sevdaları temsil ediyordur belki de. Onlar birbirine kavuşamayan iki sonsuzluktur. Seyduna gökyüzü, Şahrud ise yeryüzüdür, denizdir.

Hep birbirlerini görürler ama kavuşamazlar. Birbirlerine kavuşma aşkı ile yanarlar. Sevdalı bir bülbül gülüne uçar konar ona şakır ama Seyduna ve Şahrud için bu geçerli değildir. O sevda öyle bir sedadır ki ikisi de sonunda birbirlerine kavuşamayan birer nehir olurlar. Faklı nehirlerdir ama artık birdirler. Şahrud suyundan içen Seyduna’yı, Seyduna’dan içen Şahrud’u bulur…

İlginizi çekebilir

  • 25 Kasım 2010 -- Sözü ince, yüzü ak yazılarımız olsun geleceğe (0)
    Sözü ince, yüzü ak yazılarımız olsun geleceğe O gelecek ki şen mi şen, allı güllü, düğün yeri Keyiften dört keşe güler birbiri ardında Sevdiğim, sevildiğim Dudağım gülücüklerle donanmış Yanakları...
  • 17 Şubat 2012 -- İki Yabancı (0)
    Hava soğuktu. Birbirimize sarılarak dışarıyı seyrediyor, bir yandan elimizdeki sıcak içecekleri içiyorduk. İkimizde aslında o an bile biliyorduk, yollarımızın çok farklı olduğunu ama henüz cümleye dök...
  • 15 Nisan 2012 -- İtham (0)
    Gözleri bağlı bir kadın Tel örgülerden, mayınlardan Unutmağa çalıştığı bir geçmiş öyküsü O adam, şimdi son dakikaları oynuyor Ne kadar acıysa git, o kadar kal’ın kalsın geride Ne kadar hafifse ...
  • 16 Aralık 2010 -- Avuçlarını kokluyorum (2)
    bir istasyonun karanlık dönemeçlerine dolanıyor bakışlarım, gece yarılarımı bölüyor bir bekçinin çaldığı düdük… sarı bir yaprak savruluyor gecenin ayazında yalnızlıkla kuşatılmış bedenler bırakıyor...
  • 21 Mart 2009 -- DüşünüYORUM (0)
    Galatasaray'ın uefa kupasından elenmesini, ulusal bir televizyon kanalında çok içten kahkahalarla kutlayan ömer çavuşoğlu' ndan üzülmesini beklemiyorum, hatta Kadıköy'de Galatasaray'ın final oynama ih...
  • 03 Eylül 2009 -- Yörük Ali Efe’nin diyarı (0)
    Ege'nin küçük ama şirin, incir ağaçlarının gölgesinde denize manzaralı kendi halinde bir şehri vardır.. Yazları o kadar sıcak olur ki "hani asfalta yumurta kırsanız pişer ya" o misal bunalırsınız, ama...