Güldüğü zaman; dudaklarına üçlü koltuk kurulur, aşk tanrısı o koltuğa uzanır el sallardı. Öyle seviyordum ki; kalbini söküp kalbimin içine monte edesim, dişlerinden kolye yapasım geliyordu. Üşüdüğünde giydiği palto olayım; ”benim hayallerim, onun soğuğu ısınsın” isterdim…
Olmadı, olamadı… cinnet pişirdim, facia yedim… Gözlerimden gözlerine kaldırdığım trenlere ne öküzler bindi de o binmedi. “Puzzle’ın parçalarını birleştirdiğinde ortaya bir matruşka çıkıyorsa, bunu tanrının işareti olarak gör ve olay mahalini ruh sağlığı için terk et” demişti son romantik papaz.
Aradan uzun acılar geçti ama ben; cesetlere torba olmamayı öğrenemedim… Bana sadece necefli maşrapa gösteren, iki yüz kanallı televizyonların sadık izleyicisi oldum. Aşık insan rüzgar olur, fırtına olur, yağmur olur, kar olur… aşık insan kör olur, kor olur, yangın olur yere düşer kül olur. Her şeyi iyiye yorar. Yorulduğunda ve bittiğinde anlar ki; ortada aşk meşk yokmuş, muhteşem bir tiyatro varmış, arkasına dönüp bakar ki; gö-züne girmiş oyunun tüm perdeleri. “Noktalı bir sıkımlıkmışsın sen” diye düşünür içinden…
Aşk denen şeyi kalp yerine göğüs uçlarında büyütüp hiç eden çok ruhsuz tanıdım. Kahretsin ki onlarda beni tanıdı… Kalplerini araladım; ha girdim ha gireceğim derken, göğüs aralarında uyutulmuşum. Yasak coğrafyalarda herkese açan çiçeklere, herkese ışıklarını yeşil yakan ışıldaklara vermişim kalbimi.
Öyle bir kâbusun içindeyim ki; paslanmaz çelik jiletle kalbimi yerinden söküp top niyetine oynuyorum, kendimle tek kale maç yapıyorum, kendi kendimi yeniyorum. Kandırılmışlık bir, aşk sıfır, ağzına sıçılan ben gibi bir durum bu. Tam kâbus. Kalbimde gerilla savaşı var, el bombaları atılıyor, mayınlar patlıyor… her duygu kurtarılmış steril bölge arayışında, her duygu inadına umut ayrışımında… bırakın ya, cidden bırakın bu işleri; “umudunu da s.keyim, aşkını da”. Ey aptal kalp görevini bil ve görev yerine dön, vücudumdaki kanı pompala.
Ve sen; kanıma bulaşıp damarlarıma işeyen virüs, ve sen; kaybetmeye mahkumlar mabedinin sefil kalpli canlısı, ve sen; kendi hayatında başrol oynadığını sanan fantaziler figüranı, defol git…
Pişmanlığının neresindeysen; gelmeyeceğim oraya, sadece sigaramda duman ağlar peşinden ve gün gelir o sigarayı da kalbimde söndürürüm…






Eylül 7th, 2011 on 13:50
hangi sancıların baskısı yazdırıyor bunları, artık yeter diyesim geliyor…
Ağustos 23rd, 2011 on 20:01
Cengiz Bey;
Harika bir yazı ile yine mest ettiniz beni. Ama başlık seçiminiz nasıl bir zeka ürünüdür öyle
Bemol’ün telaffuzda değil de fiiliyatta olması, sanırım başlığın tonundaki ses yüksekliğinin işareti
Tebrikler…
Ağustos 22nd, 2011 on 21:41
Çok güzel…