Mübarek günler su gibi aktı geçti. Ramazan ayınında sonuna geldik. Bugün itibariyle 8 gün kaldı İlk günlerde biraz zorlansak da, havanında serin gitmesiyle çok rahat geçirdik. Güzel günler bitmeden arkadaşlarla karar verdik. Sultanahmet’e gidelim, oradaki tarihi dokuların gölgesinde, o güzel havayıda hissederek iftarımızı açalım düşüncesiyle gittik.

Sultanahmet ziyaretimiz biraz erken başlamıştı. Ramazan dolayısıyla kurulan küçük barakalarda çok güzel ürünler vardı. İnsanlar geziyorlar, alışveriş yapıyorlar, orada bulunmanında keyfini çıkarıyorlar. Meydanda kurulan sahnede iftardan önce ve sonra çok güzel eğlenceler yapılıyor. İlizyon gösterileri, ilahiler, Türk Tasavvuf Musikisi ağırlıklı konserler, Hacivat- Karagöz ve Nasrettin hoca tiplemeleri yer alıyor. Meydanın iç kısmında standların yanında ahşap masalar oluşturulmuş.

Sultanahmet Meydanı’nın tarihi çehresine uygun olarak çevre düzenlemesi yapılmış. Buraya gelen insanlar maneviyatın tarih ile yoğrulduğu bir kent olan İstanbul’da olmanın ayrıcalığını yaşıyorlar. İftar vakti geldiğinde lokantaların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Sultanahmet köftecisinin önündeki uzayıp giden kuyruğu hiç unutamayacağım. Öyle kalabalıktı ki! Ama ne kadar kalabalık olursa olsun, insanlar orada tarihi caminin önünde, ezan sesiyle iftar açmanın heyecanını yaşıyorlar. Ve ezan okunmaya başladığı andan itibaren, bir telaş oldu ki… İnsanlar sadece iftarlarını açmaya odaklanmışlardı. O telaşın içinde olmak bile insana büyük bir mutluluk veriyor. Sadece bir şeye çok üzüldüm. Belediye; insanlar otursun, iftarı beklerken sohbet etsinler, rahatça yemeklerini, yesinler diye ne güzel yerler hazırlamış. Lakin bizim insanlarımız  çöplerini her adımda bulunan çöp kutularına koymayı düşünmüyorlar. Temizlik görevlisi beyfendi çok şikayetçiydi. Söylene söylene işini yapmaya çalışıyordu. ”Çekirdek kabuklarını toplamak zor oluyor”. Diyordu.

Sultanahmet Camisi ve Meydanını anlatmak bu kısacık yazı ile bitmez. Tarihi ve geçmişi ile ilgili yazılacak çok şey var. Sayfalar yetmez anlatmaya, gelip görmek ve yaşamak lazım. Her yıl bu zamana çıkmak dileğimle, sağlıkla kalın

İlginizi çekebilir

  • 16 Mart 2011 -- Reklamedya.info/ V Dergi’de yayımlanan yeni yazım (0)
    V dergide yayımlanan “Kriz teğet geçti, yanılmışlık can'a oturdu” başlıklı yazımı alttaki linke tıklayarak "YAZ" dedi ZEUS isimli köşemde okuyabilirsiniz. http://www.reklamedya.info/8/index.html ...
  • 14 Nisan 2010 -- 10 Nisan 2010 (6)
    11 Nisan da LGS sınavı vardı. Kızımda girecekti sınava. Bu nedenle 10 Nisan günü telefonlarımız hiç susmadı. Birçok dost akraba sağ olsun aradı. Bazıları el açıp dua ettiklerini söyledi. Alt kat ko...
  • 14 Mart 2012 -- Benden Değil (0)
    Siz kimsiniz? Muhtemelen bu girişi okuyan bazılarımız ya da belki çoğumuz yazının devamını okumaya devam etmeyecektir. Mevzu kişisel gelişimse konunun bir yerlerinde, hatta hemen başında “ben kimim...
  • 02 Şubat 2012 -- Haydarpaşa garında bir yolsuz(luk) hikayesi (2)
    Yer: Haydarpaşa garı Tarih:24 Eylül 1954 Cuma Lahza: ikindi sonrası ağır bir karanlık çökerken (sanki akşam olmadan gece olmuştu o gün) Elinde tahta bavulu, istasyonda genç bir adam. Tahsilli...
  • 27 Eylül 2010 -- Aidiyet (8)
    18 yaşından küçüklerin izlemesi sakıncalı bir belgeselin en heyecanlı yerinde çaldın kapımı… Suratında arsız bir gözyaşı, elinde tamirat seti, musluk tamircisini oynuyordun aklın sıra, bense yarım ...
  • 28 Temmuz 2009 -- Kilitli çekmece (0)
    Evimin bahçesinde, uzanmışım ikili hasır kanapeye yürek çekmecelerimi kurcalıyorum.   Kilitli olanda anahtar döndürüyorum. Sevmiyorum bu aralar ki ıssız, sessiz, kimsesiz halini. Yine de her bir hatır...