Elinde onu hatırlatacak anılar dolabı yoktu ama elindeki sayılı anılardan yumak yapmıştı ve böylece aşkını kendi içinde yeniden ve yeniden yaşıyordu.

Her yoldan onun ismine gelmeyi başarıyordu. Hiç bilmediği bir yolda bile ilerlerken kaybolmaktan ziyade onun ismini anmayı seçiyordu. Bir kadının gülümsemesi, takvimdeki bir tarih, onun tuttuğu takım… Onu hatırlatacak şey bulmak zor değildi. Kalbinde sayılı anılardan yumak yapmaya başladıkça gittikçe büyüyordu aşkı. Bir zaman sonra öyle bir noktaya gelmişti ki onunla, kendine anılar yazmaya bile başlamıştı. Eksik olan anıları kendi tamamlıyor ve ilerde umutlu gelecek biçiyordu kendilerine. Onun aşkını bilenler imkansız diyor ama o inatla daha sıkıca tutunuyordu aşkına.

Öyle bir aşktı ki bu sırf onun yüzünü görmek için kilometrelere kafa tutmuştu ve hiçbir şey beklememişti. Onun için yapacakların sınırı yoktu. Aşkı her dalgayı aşabilecek kadar güçlenmişti artık.

Hesaba katmadığı tek şey vardı ki bu onun masalıydı. Kendi masalının  içinde yaşadığını ve zamanı gelince uyanmak zorunda olduğunu kabul etmiyordu. Zaman zaman aklına bu düşünce geldiğinde; ”elimden gelenin fazlasını yapacağım ta ki yapacak bir şey kalmayana kadar” diyerek kendine güç veriyordu.

Elinden gelenin fazlasını yaptı ve sonunda masaldan uyanmak zorunda kaldı.

Her masalın bir sonu vardır. Masallar biz yarattığımız için vardır. Çünkü korktuğumuz görmek istemediğimiz gerçekler orada bir yerlerde dururken onları yok sayarak kendi masalımızda yaşamak daha kolaydır. Masallar bizim korunma mekanizmamızdır ve bir şekilde bizi güçlü kıldığına inanırız.

Benimde yazdığım masallarım vardı ve  onları yakarken hissettiğim acıyı hala hatırlıyorum. Herkesin ”imkansız” dediği ama benim dediğim masallarım vardı. Şimdi hepsi başkasının yaşadığı ve bana anlattığı anılar gibi geliyor.

İnsanın içindeki ”acaba” sorusu sizi birden bire masalın yazarı yapıyordu  ve o masaldan çıkmayı seçmezsek masal kabusa bile dönüşebiliyordu ve eninde sonunda gerçeklerle yüzleşmek için masaldan uyanmak gerekiyordu hem de çoğunlukla bize göre en tatlı yerinde.

İnsanı güçlü yapan şey gerçekleri itiraf edebilmesinde yatıyordu. Çünkü gerçekleri kabul etmek insanı zayıf değil, güçlü yapıyordu. O zaman masallar, uçurumda tutunacak dalınız olmuyordu.

Benzer yazılar

  • 20 Şubat 2011 -- Masal (2)
    Birbirine uzak iki küçük ışıktık. Günün birinde bir araya gelmemiz ise sadece küçük bir ihtimal... Buna rağmen konuşmadan sadece ışıklarımızı yakarak anlaşabiliyorduk. Gelecek olan günün masalımsı etk...
  • 29 Haziran 2010 -- Bu masallar pek bir tanıdık geldi bana‏ (2)
    İnternette dolaşırken bir karikatürle karşılaştım. Çok hoşuma gitti gece gece güldürdü beni. Bir baba kızına uyku öncesi masal anlatıyor. Ne masallar ama :) " pamuk prenses, prens onu tam öpecekken şa...