Hayat her şeyi unuttuğum dediğiniz anda unuttuğunuzu sandığınız şeyleri tekrar hatırlatır. Sanırım bu onun bir şekilde bizi sınama yöntemi…

Bir süredir bende derinlere bir yere sakladığım bir anımı tekrar hatırlıyorum. Unuttuğuma yemin bile ederdim o anıyı ama şu an en küçük ayrıntısına kadar o gün ne hissettmişsem tekrar ve tekrar hatırlıyorum.  Hayır canım eskisi kadar yanmıyor ama birşeyler oluyor, bir şeyler değişiyor. Durduramıyorum, unutamıyorum, savaşamıyorum.

Belki de bu yüzden; iyileştirdim dediğim yaranın tam olarak iyileşmediğini görmek ve o yaraya bakarak  herkeslerden kendimden bile sakladığım karanlık tarafıma bakıyorum. Kalbimi darmadağan eden bir anıdan kendimi tekrar tanıyorum.

Zaman geçince daha kolay olduğu söylenir ya hatırlamanın belki de doğrudur. Çünkü daha az canın yanıyor hatta bazen başkasının yaşanmışlığına bakar gibi bakıyorsun anılarına ama alıp götürdüklerine baktığında hayatındaki bütün fırtınaların nedeninin o alınanlar olduğunu da anlıyor insan. Ne olurdu hiçbir şey kayıp gitmeseydi benden diye hayıflanabiliyorsun bile ama uzun vadede yaşam gösteriyor ki hep gitmesi gerekenler çıkıp gitmiş…

Kendi hayatımızdaki fırtınaların nedeni yine biziz. Unuttum, iyileştirdim dediğimiz yaralarımız eninde sonunda hayatımızda kasırgalara yol açıyor. Bazen çok şanslı oluyoruz ayakta kalıyoruz ama bazen ise kasırganın alıp götürmek istediği yere sürüklenip duruyoruz.

Bu aralar aynı anı ile güne başlıyorum, rüyalarımda tekrar tekrar yaşıyorum ama hatırlamamında bir nedeni var biliyorum.  Şimdi ruhumun derinliklerine attığım anıdan hem kendimi tekrar hatırlayacağım hem de kendi kasırgamın sona erdireceğim. Bütün bu hatırlama nöbetleri tüylerimi diken ediyor, en olmadık yerde aynı şeyi hatırlamak zorunda kalıyorum. Anlatamıyorum, anlatsam da bile kendimden uzaklaştırdığım üvey evlat muamelesi yaptığım bu anıyı kim sahiplenir ki? Bu anın sahipleri bile onu sahiplenmezken hem de…

Biliyorum şu an hatırlama nöbetleri canımı yakıyor ama zamanı geldiğinde her şey bittiğinde hatırlamak ödüldür diyeceğim ama zamanı geldiğinde….

İlginizi çekebilir

  • 04 Mayıs 2010 -- iPad çılgınlığı (5)
    Neredeyse bir blogun etrafını çevreleyecek kadar çok insanı sabırla kuyruğa girmiş görünce, "Hayırdır hayati bir durum mu söz konusu. Yoksa ekmek, sigara, gaz kuyruğu mu, ne bu?" diyesi geliyor insanı...
  • 02 Mayıs 2012 -- Sağlık en büyük zenginlikmiş (3)
    Bugünlerde anladım ki en büyük zenginlik sağlıkmış... Neden derseniz şu bir kaç günden beri başıma gelen olaydan öyle etkilendim ki... İlk defa başıma geldiğinden herhalde [Allahım sana şükürler olsun...
  • 17 Mayıs 2010 -- Son sözü Allah söyledi: Bursaspor şampiyon (2)
    Hedef değildir aslolan, hedefe gidilen yoldur. Çünkü o yol belirler sonu. Nasıl yürüdüysen öyle son bulursun. Ben hep bu bakış açısıyla soludum. Ne çok duymuştum çevremden, herhangi takımlı herkest...
  • 14 Mart 2012 -- Benden Değil (0)
    Siz kimsiniz? Muhtemelen bu girişi okuyan bazılarımız ya da belki çoğumuz yazının devamını okumaya devam etmeyecektir. Mevzu kişisel gelişimse konunun bir yerlerinde, hatta hemen başında “ben kimim...
  • 11 Kasım 2010 -- Bölündükçe Eksilmek… (6)
    Yeri geldi özledik delicesine... Her özlediğimizde cebimizde unutulmaya yüz tutmuş hayallerimizden birini çıkartıp kendimizi teselli ettik "sevgi işte böyle bir şey" diye... Her şey birbirimizi özl...
  • 16 Haziran 2009 -- Aşk Yağmuru Heykeli Kuğulu Park’ta (5)
    Antalyanın turistik ilçesi Kemer'in Belediye Başkanı Mustafa Gül, göreve gelir gelmez Heykeltıraş Zafer Sarı'nın Aşk Yağmuru heykelini Çınarlı Kavşaktan söktürdüğü için Bay Gri.com olarak bizde şu yaz...