Bugün sabah kahvaltı yaparken televizyonda haberleri izledim.
Antalya da yaşayan
Ramazan Öztürk isimli bisiklet tamircisinin güvercinlere olan merakını konu eden bir haberi veriyordu spiker. Öylesine tutkuyla seviyormuş ki güvercinlerini başlarına gelebilecek tehlikelerden koruyabilmek için son aylarda işine doğru düzgün gitmez olmuş.
Bisikletlerini tamire götürenler onun bu merakını bildikleri için el ele verip altına tekerlek monte ettikleri kocaman bir kafes yapıp hediye etmişler. Ramazan Öztürk sabah tek tek kafese koyduğu güvercinlerini bisikletine bağlayıp dükkanına işinin başına huzurla geldiğini, güvercinlerinin hep gözünün önünde olduğu için işinde daha verimli çalıştığını gülümseyen yüzüyle anlatıyordu.
Sonra ki haberde ise; birkaç gün önce Sarıkamış ta çöplüğe karnını doyurmak için inen ayının silahla vurarak öldüren kişiye devletin verdiği cezayı konu eden bir haber vardı. Aldığı ceza halka açık yerde tehlike yaratacak şekilde, ateşli silah kullanmaktan dolayı komik bir para cezasıydı. Ölmüş ayının kolunun altına girmiş kahraman edasıyla poz veren adamları gördüm bir iki gün önce gazetelerde.
Ne hakkımız var her gün daha da tahrip ettiğimiz doğada; yaşama şansı bırakmadığımız hayvanlardan birinin son derece yaşamsal bir ihtiyacını karşılamak için çöplükte yiyecek arıyorken öldürmeye. Değil hayvana insana bile saygısı olmayan, empati yapamayan hasta zihniyetlere sahip kişilerin sayısı hiç az değil ne acı ki.
Çocukluğumda birkaç kez mahallemize zincire bağladığı ayıyı tef çalarak oynatan birileri gelmişti. Adam tefi çalarken kocaman cüssesiyle ayı ayağa kalkıp insan gibi oynuyordu. Çok ilginç bir deneyimdi benim için. Sadece hayvanat bahçesinde gördüğüm ayıyı, sokağımızda oynarken görmek beni çok şaşırtmış, hemde onun zincire vurulmuş hali çok üzmüştü. Hiç unutmam hayvanat bahçesinde yeni doğum yapmış bir ayının yavrusunu kucağına alıp şefkatle sarılarak insan gibi emzirdiğini görmüştüm. Bu haberleri izleyince zihnim o günlere gitti ister istemez. Tek derdi karnını doyurmak olan bir hayvanı öldüren caniye verilen cezanın komikliği beni epeyce düşündürdü.
Biz insanlar kendimizi yaşayan canlılar içinde en akıllısı olarak görürüz hep. Oysa merak edip hayvanların yaşamlarını araştırdığım zaman öyle şeyler öğreniyorum ki biz insanların yaptıklarına şahit oldukca utanıyorum insanlığımdan…
Bizler kendi türümüzü aşağılamak, hakaret etmek için kullanırız daha çok hayvanların adını. Kaba insanlara “ayı” deriz mesela… Gözlerini dikip bize bakana “Öküz gibi ne bakıyorsun” deriz. Oysa hangimiz ayıları çok iyi tanıdık da, öküzlerle göz göze geldikte; insana ayılığı, öküzlüğü yakıştırdık. Bence büyük bir özür borçluyuz tüm hayvanlara.
İnsanız hepimiz ama; kimimiz aç karnını doyurmak için çöplüğe inmek zorunda kalan ayıyı gözünü kırpmadan öldürecek kadar cani, kimimiz ise güvercinlerine gözü gibi bakan ve ayrılamayan Ramazan usta kadar sevgi dolu ve de örnek insan…






Ekim 7th, 2011 on 21:50
“Ne hakkımız var her gün daha da tahrip ettiğimiz doğada; yaşama şansı bırakmadığımız hayvanlardan birinin son derece yaşamsal bir ihtiyacını karşılamak için çöplükte yiyecek arıyorken öldürmeye” bir cümleye ne de çok anlam sığdırmışsınız.
Çok haklısınız. Tahrip ettiğimiz doğada yaşamaya çalışan, yokluklar içinde çırpınan hayvanlara yapılan eziyetlere asla göz yumulamaz. Cezası çok daha fazla olmalı. Kesinlikle katılıyorum, zihninize, yüreğinize ve kaleminize sağlık.
Ekim 5th, 2011 on 19:37
Sibel arkadaşım ne güzel öykülemişsin çok sevdim.Düşüncelerine kuvvet. Dün yavru kedimi kaybetmiştim. Bugün bu yazıyı okumak bana onu anımsattı. Teşekkürler. Susmasın sözlerimiz.