Hayatımızı her ne kadar kendimiz için yaşıyor olsakta, çocuk sahibi olduktan sonra kendimizi çocuklarımızın varlığına adadığımız bir gerçektir. Onları hayata güçlü bir şekilde hazırlama telaşımız, eğitimleriyle, okullarıyla ilgilenmemiz, karakteristik özellikleri oluşurken titizlenmemiz vb… verdiğimiz önemin göstergesidir. En sevdiği oyuncağı almak için beğendiğimiz paltodan, özel ders aldırabilmek için istediğimiz otomobilden vazgeçeriz.
Çocuklarımızla nasıl bir biçimde iletişim kurduğumuz,ilgimizin yeterli olup olmadığı, sevgimizi doğru bir şekilde gösterip gösteremediğimiz ise tam bir karmaşadır. Çocuk eğitimi konusunda yüzyıllardır binlerce kitap yazılmış olmasına rağmen, şartların nesilden nesile değişim göstermesi, çoğumuzu çıkmazlara sokmaktadır. Bazen sabrımızın sınırlarına kadar dayanan çocuklarımız, çoğu kez o sınırı ısrarla zorlarlar. Aldığımız tavırlara kimimizin duyguları karar verse de, sabırlı ve kendisini iyi yetiştirebilmiş kimseler için anlık karar mekanizmasında, akıl güçlü bir biçimde devreye girer.
Çocuklarımızı yetiştirirken, öncelik listemizi her defasında zihnimizden geçiririz. Ve maalesef bizde öncelik ne ise, farkında olarak yada olmayarak çocuklarımızı da o öncelik merkezli yetiştiririz.
Yapılan araştırmalara göre; dış görünüşe önem veren aileler çocuklarını yakışıklı veya güzel olduğunu vurgulayarak sevdiklerinde, görselliğin, zarafetin, inceliğin mühim olduğunu ön plana çıkardıklarında, gelecekte sıkıntılı süreçlerle karşılaşıyorlarmış. “Kendisine sürekli olarak güzel olduğu vurgulanan bir kız çocuğu düşünün. (ve haliyle en sevdiği bebeğinin, hayatın estetik merkezli olduğu ideolojisini sunan Barbie olduğunu) Güzellikle ve estetikle o kadar alakadar oluyor ki, beyindeki ilgili kısım birkaç sene içinde zarar görüyor ve ‘objesiz algılama’ ismindeki rahatsızlık sebebiyle kendisini hep şişman ve çirkin bulmaya başlıyor” diyor uzmanlar.
Bir başka örnek ise maddiyata değer veren aileler için geçerli. Paranın ve maddenin en önemli şey olduğunu çocuklarına senelerce değişik durumlarla ifade ederler ya da farkettirirler. Aileden para-lüks düşkünü çocuklar yetiştiğinde ve birer birey olduklarında, oluşturdukları problemlerden, sıkıntılardan en çok zarar gören ise yine aynı ebeveynlerdir.
Bir diğer örnek ise; “ayıp- elalem ne der?” önceliği. Bu tip bir öncelik, ailenin kendisini dışarıdan gözlemleme olayını devamlı kılar ve çocuklara uyarıları da aynı tarzda olur. Başka insanların kendisini nasıl bulduğunun ilk planda olduğunu benimseyen çocuk, kimselerin görmediği yerlerde her istediğini yapma özgürlüğüne sahip olduğu mantığını taşır. Buda karakteristik gelişiminde geriliğe sebep olmaktadır. Yapmacıklık ve yalan söyleme, gizleme gibi kötü özellikleri kişiliğine ekler.
Sonuç olarak biz çocuklarımıza kızarız. Sürekli makyaj yaptığı için, yalan söylediği için, gereksiz lükse para harcadığı için… Hatta bu takıntılı durumlar, bazı ailelerde daha da ileri giderek, anne ve babaların derin şekilde maddi-manevi zararlar görmesine sebep olur.
Oysa her şey birbiriyle zincirleme bağlantılıdır ve daima bir diğerini tetikler. Yani evlatlarımızda önceliğin ne olmasını istiyorsak, başta o önceliğe zihnimizde biz yer açmalıyız.
Sevgi mi?
Ahlak mı?
Terbiye mi?
İyi niyet mi?
Dürüstlük mü?
Asalet mi?
Namus mu?
Bilgi mi?
vb…
Hangilerini ve hangi sırayla seçersek seçelim, öğretilerimizde çok ileri gitmemeyi, pasif de kalmamayı, yani denge kurmayı da unutmamalıyız. Çünkü ifrat ve tefrit noktasında her iki uç noktanın daima zararlı olduğunu göz ardı edemeyiz…






Aralık 23rd, 2011 on 12:31
Teşekkürler Nesrin Hanım farkında olmadığım bazı noktaları görme fırsatı verdi yazınız.Çok önemli yerlere değinen, annelere yol gösteren güzel bir yazı olmuş.Ellerinize yüreğinize sağlık.
Aralık 23rd, 2011 on 16:26
Ben teşekkür ederim Ebru Hanım.
Bildiklerimi, araştırdıklarımla harmanlayarak yazıyorum yazılarımı. Elbette faydalı olabilmek için. Olabildiysem ne mutlu bana.