İlk geldiğin gün gideceğinin belliydi aslında…
Bizim seninle…
Sabah kahvaltılarını dudak tiryakiliğine dönüştürmeyen çay bardaklarımız.
Sağa sola atılmış sahiplenmeyi bekleyen faturalarımız.
Cebimde bir dolu yedeklenmemiş, anahtarın ağırlığı…
Öpücüklerle uyanılmayan sabahlarında, birçok anlamı vardı.
Sevişmenin ardından, benim sana alışmaktan korkan uzuvlarım vardı.
Lapa lapa yağan kar soğuklarında bir gün…
Vücudumu sana dayayıp işi asmadım.
İçimi… bir orman dolusu odundan senlerle ısıttıysam.
Yüzüme sevgi dolu gözlerle bakıp beni suçlamadan çaresizliğimi anla.
İlk geldiğin günden…
Biz olamayacağımız belliydi aslında şaşırmadım.
Sensizliğin akşamında, aynaya rujumla gitti alış yazdım.
O Ferhat değildi, tarihte yerini alsın, altı üstü diğerleri gibiydi dedim.
Kendimi aşağıladım.
Beni özleyen taşaklarıdır deyip, insanlığını kadavraya yatırdım.
Düzineyi tamamlayacak tüm sayıları kendime yasakladım .
Oysa senden önce bir düzine adam tanımamıştım.
Rahatsız edici bu düzen …
Sen gittiğinden beri aklımın odalarındaki kitapların sırasını hiç bozmadım.
Ve yerde tek bir çorap yok sevgilim.
Diş macunu tamda, boğazıma hasretin sarıldığı yerden sıkılı.
Fal uğruna tavuk gibi yolunup, çırılçıplak kalan papatyalarım var.
Vazoda anlamsızca sapı kalıp kuruyan.
Kaldıramadım…
Seni düşündükçe, bir kitap dolusu şiiri sarıp sarmalayıp kafamı dağıttım.
Dumandan yaptığım halkaları tamamlayıp, düşünüyor işte deyip kendimi aldattım.
O çok önemsediğin kara kutunun sırrını açtım.
Sonra belimin boylu boyunca oturamayan kavisine ağladım
Bir o kadar dans edemediğimiz şarkı var seni hatırlatan.
Bir taraftan Sezen var…
Unuttun mu? diye soran.
İyiyim, güzelim, belki hala umurundayım, belki değilim.
Belki , kafan güzelken sadece aklındayım.
Unutamadım seni
Evet …
Tastamam uydu bu yalnızlığım kilide.
İçeri gireyim diye tekrar ısrar etme …






Son yorumlar