Küçük bir anı defteri… Sayfalar arasında kargacık burgacık yazılar; ne kadar önemsenmiş olsa bile, ilkokul çocuğunun kaleminden ancak bu kadar iyisi çıkar. Neredeyse otuz yıllık bir defter. Kopuşmuş sayfalar; yaprak yaprak dökülmeye yüz tutmuş ama asla sonbahar yaprağı olmamış, gönül dalımda yaşamaya devam etmiş.
İşte o sayfalardan biri… Tarih atılmamış ama imza var. İmza atmak o yaşta çok önemli; birey olmak, büyümek demek imza atmak. Birbirimize veda etmemize bir yıl kala yazılan bu satırlar ve defter arasına sıkıştırılmış siyah beyaz bir vesikalık fotoğraf…
O zamanlar tırnak resim denilen bir vesikalık çeşidi vardı. Küçük suratlarımız daha da küçülür; minicik bir şey olurduk… Yoksa çok mu büyüdüm de; şimdi o fotoğraflar bu denli küçük görünüyor gözüme?
Siyah önlük, beyaz yaka… Saçlar ense boyunda düz kesilmiş, bir de kâkülsüz olmaz; kaş hizasında kâkül… Esmer bir kız çocuğu. Poz vermek adına fazla ciddi bir hava, hatta dudaklar biraz aşağı kıvrımlanmış ve gece karanlığı gözleri olduğundan fazla açılmış; neredeyse dünyaları sığdıracak içine.
“Sevgili Canan” diyerek başlamış “mutlu yıllar, başarılar dilerim” yalın, öz ama içten… Ve benim o çok sevdiğim tekerleme ile devam etmiş “ yaprağın üstünde duruyor bir tırtıl…” Bu tekerlemeyi “r” harflerini yuvarlaya yuvarlaya söylemesi hala kulaklarımda; nasıl gülerdim o tekerlemeyi Duru’dan dinlediğimde. Tıpkı söylediği gibi de yazmış; beni mutlu etmek adına “yiyoy yapyaklayı kıtıy kıtıy.” Ne zaman okusam yine aynı gülüş yapışır yüzüme; özleme uzanan bir burukluk, çocukluğumuzun saflığı, haylazlıkların iç kıpırtıları ve daha birçok şey…
Yıllar ne büyük hızla geçiyor… Üzerinden seneler seneler geçtikten sonra, tekrar karşılaşmamız; sanki cuma günü okul sonrası ayrılıp, pazartesi tekrar okul sırasında buluşmamız gibi, hiçbir duyguyu kaybetmeden, aynı sıcaklık ve aynı içtenlikle gerçekleşti. Duru’cuğum karşımda; güzel, alımlı, sevilesi bir kadın olarak duruyor şimdi. Yıllar sonra seni bulmak ne güzel!
Öğrendim ki; çocukluğumuzda yakaladığımız o saf sevgi, yıllara meydan okuyacak kadar güçlü. İnsan belli bir yaşa geldikten sonra bu kadar güçlü bağlarla bağlanamıyor birilerine.
Şimdi Duygu’yu kelimelerimle ifade ettiğim kadar kolay değildi; O’nu ikizi Deniz’den ayırt etmek o zamanlar benim için. Her defasında ayırabiliyor gibi davransam da arada tökezlediğim oluyordu ama hiç belli etmiyordum. Bu da yıllar sonrasının itirafıdır…
Duru şimdi Bursa’da bir ilköğretim okulunda Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni olarak görev yapıyor. Belki de öğrencilerini izlerken bizleri de hatırlıyor zaman zaman. O esmer kız çocuğu Kapkara Camdan Kelebek isimli blogda da tüm tasarımlarını bizlerle paylaşıyor; hepsi birbirinden yaratıcı, ilginç ve dikkat çekici tasarımlara sahip ayakkabılar, çantalar, broşlar, kolyeler ve birçok aksesuar…
Bugün küçük bir iyilik yapın kendinize; oturup bir fincan kahve eşliğinde çocukluk arkadaşlarınızı düşünün. Bir de kapkaracamdankelebek.com adresini ziyaret edin. Duru’nun hazırladığı o renkler ve desenlerle süslü tasarımları izlemek ve de çocukluğunuzu en saf haliyle içinizde bir yerlerde duyumsamak; eminim ki ruhunuza iyi gelecek…
“Kapkara Camdan Kelebeğim, ben kahvemi hazırladım; hadi seni bekliyorum.”






Aralık 12th, 2011 on 00:56
Kapkaracamdankelebek sitesine göz attım, el becerisinin en ince, hayal gücünün en nadide oluşumlarıyla rengarenk bezenmiş bir site.
Ve de çok güzel bir dostluk, ne hoş. Allah dostluğunuzu ve başarılarınızı daim etsin…
Sizinkine benzer benimde bir dostum var Emel adında. O da tıpkı Duru hanım gibi çocukluğumuzda el becerisinde çok iyiydi hala çok iyi. Umarım bizimde umutlarımız başarıya dönüşür, sizin gibi…
Aralık 12th, 2011 on 13:51
Hem kendi adıma, hem de Duru adına teşekkür ederim…
Aralık 9th, 2011 on 09:08
canacım bende kahvemi yanıma aldım ve yazını keyifle okudum hem de defalarca:) benim unuttuğum ne çok şeyi hatırlıyorsun. hele o tekerleme kısmı ayrı bir hoş olmuş:) seni seviyorum arkadaşım:)
Aralık 9th, 2011 on 14:12
canım benim. ben de seni çok seviyorum. güzel dostluğumuzun devamını diliyorum.
bu arada hediye ettiğin fermuar broş o kadar işlevsel ki; bazen şalımı, bazen yakamı, bazen çantamı süslüyor…
Yolun da, bahtın da açık olsun canım…