Evimin iş yerime yakın olması dolayısıyla, öğlenleri yemeğimi evde yerim. Bugün öğlen arası evde yemeğimi yeyip, işe gitmek için tekrar koyuldum yola. Ara sokaktan geçip ana caddeye vardım. Bekâr hâletiruhiyesiyle yaptığım güzel yemeklerin ardından bir sigara yakardım hep… İşe gitmek için acele ettiğimden ancak fırsat bulabildim. Hemen cebimden tabakamı ve çakmağı çıkarıp, bir sigara yaktım, derin bir nefes çekip yoluma devam ettim. Aklıma “geçmiş”ler geldi, biraz üzülüp koca koca küfürlerle onları da savurdum başımdan. İlla ki zehir olacak ya hayatım, ondan. Neyse, ne diyordum, hah… Yürüyorken ana caddede dudağımda sigara, sigaranın ucundan biriken küller, sağımda solumda onca boşluk varken inadınaymış gibi gelip bana çarpan insanlar, bir biri ardına sabırsızca ilerleyen arabalar ve suratlarında sanki taş ocağına gideceklermiş ifadesi bulunan öğrenciler, kaldırma usulsüzce yığılan hırdavat, zerzevat malzemeleri… Bir ara düşündüm nasıl geldim bu şehre… Nasıl bu düzensizliğe, kalabalığa ve ağzı kokmuş intibaı uyandıran güruha katlanıyorum, aslında hayret etsem de, her zaman ki halim işte. Ne olacak ki… Yürüyordum biraz dalgın biraz uyanık ve içimde karma karmaşık hesaplar, ertelenmiş yolculuklar, son kullanma tarihi geçmiş heyecanlar ve cüzdanımda bekletile, bekletile barkotları eskimiş biletler. Biraz cesaretim olsaydı giderdim, ziyan olmazdı onca bilet onca rezerve edilmiş koltuklar. Olmadı yapamadım. Yapamam da. Benden terk eden adam rolünü oynamamı beklemeyin, her haltı yapar her günahı işlerimde, iş terk etmeye gelince, yüreğim yanar, vicdanım tutar yapamam… Bütün bu sancıların kesiştiği bir anda, birden bire, aniden durdum tam köşe başına gelirken, çiftlik caddesinin girişinde yani. Nasıl çıkmışsa çıkmış, öyle amortiden bir adam belirdi önümde. Göz göze geldik adamla. Şaşkın şakın bakıştık. O benim sigaramda biriken küllere, bense yüzündeki meçhul ifadeye… Adam birden başını öne eğip;
- “Tüh yanlış yola çıktım, ” dedi.
Gülümsedim ve içimdeki çocuksu bir tavırla;
- “Ne zaman doğru yola çıktın ki , ” dedim,
Bariz bir şekilde gülüyordum. Nerdeyse çevredekiler bunu fark edecek ve hemencecik deli sıfatıyla cezalandıracaklardı beni. Hemen somurtkan ve karamsar ifademi tekrar takınıp yoluma devam ettim. Canım sıkılmıştı yine, çıkarıp bir sigara daha yaktım. Ve dedim ki kendi kendime;
- Acaba hangi yoldayım ben?
- Doğru yol mu?
- Yoo… Kim doğru yolu kaybetmiş ki sen bulasın semih!
- O zaman yanlış yoldayım.
- Oda değil semih. Yanlış yol kontenjanı asırlardır dolu. Neredeyse tüm insanlık geçimini bu yolla sağlıyor. Ve seni bu yola dâhil edecek kadar çıldırmamışlar daha…
- Yoksa ben… Aman Allah’ım, yoksa ben yolsuz muyum?
- Kendini bilmemektir en güzel sanrı… Semih! biraz daha içinden konuşursan, dışından işten kovulursun. Dilin ve mimiklerin çalıştıracağına biraz ayakların çalışsın da işten olmayalım şu genç yaşta…
O gün düşündüm. Çok düşündüm. Ama bir çıkar yol bulamadım. Elimi nereye atsam eksik bir şeyler çıkıyor. İyisi mi? Ben bir daha iç muhakemesi yapmamalıyım. Zaten beceremiyorum da. Ne yaşamayı ne yaşatmayı… Kolay olmayacak ama bir ömür geçireceğim. Mürekkebim tükenene değin.
Düşlerinize sahip çıkmanız dileğiyle…






Son yorumlar