Parmak uçlarında yürüyordu adam, aşk kaçmasın diye. Ne bilirdi davulla zurnayla gelen baharı. Öylesine deli, öylesine kar soğuğu kışlarda taşımıştı sırtında. Yalın ayaktı hep, üşümüştü. Sığınacak bir yar bulduğunda geçmişti zaman, geçmişti yaşı. Korkaktı, ürkekti hep, eskici dükkanından çıkmaydı yüreği. Üzerinde bir parmak toz, eskimiş fotoğraflar gibiydi siyah beyaz. Aşkı ararken bile gaz kokuyordu gemici fenerinden. Derken rüzgarlı bir kış günü, sallanan ışığın titrek alevinin vurduğu bir çift göz gördü uzakta. Pırıl Pırıl parlayan, yüreğini pırpır attıran iki çakıltaşı. O an dondu kaldı, yepyeni pilli fenerlerin ışığında tavşan misali. Koştu peşinsıra, bir süre dokunmadan, dokunamadan titredi ayışığı. Modern zamanların sükut-u hayallerini ne bilsin ki ? Hep bildiği gibi sevdi, sarı sıcak yaz günlerindeki gibi, alev alev, buram buram.
Elini tuttu, koşmaya başladı, hayal kurdu adam. Mutlu bir gelecek, koca bir çınar, altında bir bahar günü pikniği, sofra bezi, haşlanmış yumurta ve patates. Bir çift, hayır hayır iki çift mutlu göz. Ama hayaller o kadar hafiftir ki ufak bir meltem yeter onlara. Dağılır bir anda, günışığında uçuşan tozlar gibi. Adam kendine geldiğinde yeniçağ aşklarının umarsız çiftliğinde buldu kendini. Aşklar birbirine karşımış, çarpışan arabalar gibydi. bir an aşk , bir an arkadaş yüzler yüzlerceydi. Hangisine bakacağını şaşırdı, bir an o çakıltaşlarını aradı gözleri. Uzaktaydı bir o kadar uzaktı, kalabalığı yarmaya çalıştı kollarıyla, kavuşmaya kavuştu elleri. O kadar yakındı ki, koklasa yine duyacak kadar o misk-i amber’i. Ama ulaşamadı, bir anda kayboldu, bir başka kolda buldu kendini. Üşüdü adam, dondu bir an. Havuç burnuna baktı bakakaldı. İşte o an anladı:
BİR KARDANADAMA KİMSE AŞIK OLMAZDI.






Son yorumlar