20.yüzyıla kadar insanoğlunun inanışı, evrenin hep var olduğu ve daima var olacağı “statik (durağan) evren modeli” yönündeydi. Kuran’ı Kerim’de evrenin yoktan yaratıldığı ve genişlediği ayetlerine ters olan bu yaygın sanıya göre, evren için herhangi bir başlangıç ve bitiş söz konusu değildi. Materyalizm felsefesinin temelini oluşturan bu görüş, o zamanlarda evreni durağan maddeler bütününden ibaret görüyordu.

Klasik fizikle açıklamakta güçlük çekilen birçok durum, zamanının fizikçilerini yeni teorik modeller bulma yönünde zorlamıştı. Olgulara tam anlamıyla cevap verecek olan (atom-altı parçacıkların garip tavırlarını sunan) Kuantum fiziğiydi ve kuantum fiziğine ilk adımı Max Planck atmıştı.

Max Planck ; “Kuanta” ları keşfetmiş ve çağımızda bu bilginin teknolojiyi hangi noktalara taşıyacağını bilmeden bir teori geliştirmişti. Max Planck’in , radyasyonun paketçikler (kuantalar) halinde ilerlediğini ve emildiğini göstermesi, kendisine Nobel ödülünü kazandırmıştı fakat yine de bundan tam olarak emin değildi. Çünkü fizikteki, ışığın dalga olduğuna dair hakim görüşü reddeder cinsteki bu iddia, tüm deneylerle desteklenemiyordu.

Kuantum teknolojisi için ikinci adımı Albert Einstein atmıştı. Einstein; Max Planck’in çalışmalarını devam ettirip, ışığın “kuantalar” ”fotonlar” halinde taşındığını göstererek kuantum fiziğine ilk büyük katkıyı sağlamıştı. O dönemlerde ışığın dalgalar halinde yayılması, Maxwell ve Hertz’in ciddi çalışmaları ve deneyleri ile desteklediği ve kabul gördüğü için, parçacık şeklinde yayılmasının çok daha fazla olguyu açıklığa kavuşturmuş olması, bilim dünyasında şaşkınlığa sebep olmuştu. Işık parçacık mıydı yoksa dalga mı? Birbirine zıt bu iki kanıyı da açıkça gösteren deneyler mevcuttu. Ancak en şaşırtıcı sonucu veren ise, çift yarık deneyiydi.

Deneyde amaç; atomun bilinen en küçük parçalarının nasıl hareket ettiğini keşfetmeye çalışmaktı fakat deneyin sonuna doğru madde parçaları(elektron, foton veya bir mikro parçacık) sanki önemli bir sırrı saklıyormuş gibi, garip bir şekilde tavır değiştiriyorlardı. Tek yarığa fırlatılan elektronlar, olması gerektiği gibi yarığın içinden geçerek, plağın arkasındaki perdede düz bir şerit oluşturuyorlardı. Buraya kadar her şey normal. Sıra plağa çift yarık açılıp, elektronlar fırlatıldığında asıl olay başlıyordu. Parçacıklar çift yarıkla karşılaşınca arkadaki pardede sanki su dalgasıymış gibi bir girişme modeli oluşturuyorlardı. Girişme modeli oluşturabilmeleri için parçacıkların her birinin, aynı anda her iki yarıktan da geçmesi gibi ihtimal dışı bir olay çıkıyordu ortaya. Fizikçiler “madde parçaları birbirlerine çarparak girişme modeli oluşturuyor olabilir ” düşüncesi ile bu kez tek tek fırlattılar parçacıkları. Aynı şekilde girişme modeli oluşması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Elektronların dalga şeklinde nasıl hareket edebildiklerini görmek için, plağın tam önüne bir ölçüm cihazı konduğunda, bu kez parçacıklar madde topları gibi (bilye gibi, boncuk gibi) davranarak perdede iki düz şerit oluşturuyordu. Bu olay adeta bilimde imkânsızı oynuyordu.

Özetle çift yarık deneyinde elektron; eğer kendisini gözlemleyen bir ölçüm cihazı varsa tanecik, eğer ölçüm cihazı yoksa dalga gibi hareket ediyordu. Deneye eklenen ölçüm cihazının sonucu anlaşılmaz bir biçimde değiştirmesi, bilim tarihinin en büyük çıkmazını oluşturmuştu. Madde tanecikleri takip edildiklerini biliyormuş gibi şuurlu davranıyor, böylelikle bilime karmaşık, farklı ve derin bir boyut kazandırıyorlardı.

Bir şeyin aynı anda iki yerde olduğu iddiası, bilimde imkânsız, tıp açıdan ise psikolojik hastalıkların göstergesi anlamına gelmektedir. Oysa atom-altı dünyada aynı anda iki yerde olma, bilimin ta kendisidir ve bizi maddenin aslında ne olduğunun sıra dışı sorgusuna davet eder.

Elektronlar, herhangi bir kütleye sahip olmayan atom altı parçalarıdır. Maddede belirli bir düzene göre hareket etmezler fakat birbirlerine de çarpmadan senkronize bir birliktelikle davranmayı da enteresan bir biçimde başarırlar. Deneyde nasıl davrandığının gözlemlenmesine izin vermeyen elektronlar, anlaşılacağı üzere Sonsuz Kudret Sahibi tarafından yönlendiriliyordu. Öyle ki; bizim gerçekliğinden son derece emin olduğumuz herhangi bir maddenin atom altı parçası bile, O’nun izninin dışında hareket edemiyor. Bu; kanunları sabit olan klasik fizik bile olsa, o kanunları ve kuralları da bir yaratının olduğunu göstermektedir.( Lokman suresi 16)

Aylar önce bir fizikçi; evrende bulunan her şeyi toplasınız elde edeceğiniz toplam madde, sadece bir fındık büyüklüğündedir” demişti. Bu, maddenin aslında ne olduğunu fakat bizim ne zannettiğimizi gösteren özet bir cümledir. Biz insanlar gerçekten yaşadığımız düşüncesi ile, madde peşinde soluksuzca koşarken, modern bilim aslında maddenin gerçekliğinin olmadığını ortaya koyar.

Rüyadan biraz daha gerçek bir yaşamda olduğumuzu Allah, Ankebut suresi 64. Ayet’te; “Dünya hayatı bir eğlence ve oyalamacadan başka bir şey değildir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşam odur. Keşke bilmiş olsalardı” diyerek açıkça ifade etmiştir.

İlginizi çekebilir

  • 02 Ekim 2009 -- Acun, kadın olsaydı… (2)
    Show Tv de yayınlanan ve reyting rekorları kıran, Acun Ilıcalı'nın sunduğu ''Var mısın Yok musun yarışması'', bir süredir futbol turnuvasına döndü.   Neden belli bir ivme yakalandığında, ilk başlard...
  • 15 Ekim 2010 -- Okudum: Burcu Akkanlı/ Mavi Düşüm (1)
    Çağdaş Türk şiirinin en yetenekli kalemlerinden biri olan Burcu Akkanlı'nın "Mavi Düşüm" adını verdiği şiir kitabını sindire sindire büyük bir keyifle okudum, inanın etkilendim. "Şiir dedim mi akan...
  • 20 Mayıs 2010 -- Ağzım süt kokuyor hala (6)
    Bilindiği gibi, ağzımızda en son süren dişler üçüncü azı dişlerimizdir. Yani yirmi yaş dişleri. Yirmi yaş dişlerinin diğer adı da, ''Akıl dişleri''ymiş iyi mi. Bende, bazı hallerimdeki kıtlık işte ora...
  • 13 Ocak 2009 -- Nazım Hikmet “Mavi liman” (3)
    Bazı insan halleri vardır, sayfalarca yazsan anlatamazsın ama Nazım Hikmet dört satırda anlatır; Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı, kubbeli, mavi bir lima...
  • 13 Mart 2009 -- Mutluyum (0)
    Nazım Hikmet' in dediği gibi; Bana mutluluğun resmini yapabilir misin? Mutluluğun resmini yapmışlar belki ama herkesin kendi mutluluğu vardır bana göre. Hayatınızda hiç nefes alırken mutlu olup olm...
  • 19 Mayıs 2011 -- Efriz Ablam (Efriz Gesoğlu) (4)
    Atatürk ve ülke aşkını bu kadar güzel şiirle anlatan kaç kişi vardır. Diyabet yüzünden erken yaşta gözlerini kaybeden, ama hayata sımsıkı sarılarak adeta ölüme meydan okurcasına, tedavilerini bıkmadan...