İsveçli şair.

Nobel ödüllü şair.

Tomas Traströmer adına yakıştırılabilecek çok fazla tabir olduğunu biliyorum. Şu an en çok kullanılan iki tanesini sizlere söyledim. Emin olun ki onu okumadan önce ben de sadece bu kadarını biliyordum. Belki de Tranströmer’e Nobel ödülü verilmeseydi  onu merak edip okuyamayacaktım. Onun şiirinden mahrum kalacaktım. Onun hakkındaki görüşlerim sadece ‘ Nobel alan bir şair ‘ cümlesiyle sınırlı olacaktı.

Tomas Tranströmer betimlemeyi çok iyi yapan ve her şiirinde mutlak suretle buna yer veren bir şair. Betimlemeyi çoğu şair iyi yapar. Ama Tranströmer’de farklı bir yan var. Okuduğunuzda sanki şiiri yazan sizmişsiniz gibi sizi şiirin içine çekiyor ve başrole koyuyor. Tranströmer eğer Nobel almasaydı ; kendinden haberdar olmayan bir sürü insan bırakacaktı ardında. Ve bu bana göre o insanlara haksızlık olurdu. Nitekim ben İsveçli şairi bu denli geç keşfettiğim için kendime kızıyorum. Özeleştiri yapmak gerekirse ; edebiyatın belirli bir dönemini kapsayan şair ve yazarlara o kadar bağlı yaşıyoruz ki şu an hayatta olan büyük yazar ve şairleri ihmal ediyoruz. Ve bu aydınlar öldükten sonra değerleri anlaşılıyor. Buradan söylemek istediğim şey şu ki Tranströmer en az Bukowski kadar , Nietzsche kadar değeri hak ediyor. Onu hayatta iken anlamak ve anlatmak bizlere düşüyor. Bu yazıyı yazma amacım ise bu söylediğim cümleyle paralel. Bu yazıyı yazmayı kendime borç bildim. Belki Tranströmer’i tanımayanlara onu tanıtmak için önayak olabilirim diye düşündüm.

Sizlere Tomas Tranströmer hakkında fikir vermesi amacıyla İzmir saat üç isimli şiirini paylaşıyorum.

İzmir Saat Üç

Hemen hemen bomboş sokakta az ileride
iki dilenci, birisi tek bacaklı
ötekinin sırtında taşınıyor

durdular – gece yarısı far ışığında
donup kalan bir hayvan gibi -
sonra yürümeye devam ettiler
ve okul bahçesindeki çocuklar gibi çabucak
geçtiler caddeyi öğlen sıcağında
sayısız saatler tıkırdarken uzayda.

Mavi parıldayarak kaydı geçti dubaların önünden,
Kara süründü ve büzüldü, taştan dışarı bakarak,
beyaz bir fırtına olup esti gözlere.

Nalların altında ezilince saat üç
ve karanlık ışık duvarını çalınca
uzandı şehir denizin kapısının ayaklarına

ve parıldayarak akbabanın keskin gözlerinde.

Tomas  TRANSTRÖMER

Çeviri: Gürhan UÇKAN

İlginizi çekebilir

  • 22 Mayıs 2011 -- B a t a k l ı k (1)
    “…hayatta en çok küçük şeyleri önemsedim ben. Bana verilenler aslında hep küçük ve büyütülmeye meyilli hayallerdi. Aşklarım, dostluklarım, uğraşlarım, inancım hiçbir zaman sıradan olmadılar bu yüzden…...
  • 12 Ağustos 2010 -- 05:23 – 5.0 (6)
    Hayatta en çok korktuğun şey ne derseniz "deprem" diyebilirim. Deprem olduğunda malesef donup kalıyorum yerimde. Kıpırdayamıyorum, titremeye başlıyorum. Kendimi kısa süreli kaybediyorum diyebilirim. S...
  • 16 Ocak 2012 -- Mutluluk iksiri bu olmalı (4)
    Hayatımıza kattığı canlılık, bize verdiği yaşama sevinci ve o geldiğinde sapasağlam oluşumuzun bir sebebi var. Evet! Vallahide billahide aynen öyle... Nasıl anlatsam bilemiyorum. Kelimeler çok yetersi...
  • 18 Ocak 2011 -- Hadi bana iyi ölümler (0)
    Soğuk Ve pis kokan bir gece bu Bu gece Şizofreni hastalarının İntihara göz kırptığı gece Ve yardan ayrı Bir mapus koğuşu Ki yanık bir bağlama sesi duyulur avludan Bir ölü evi Taziyeler asık s...
  • 13 Ekim 2009 -- Keyifsizim kafiyesiz (3)
    Kafiyesizlik çalışmam lazım. Yazıların başını sonunu bırakmam lazım. Salıvermem lazım biliyorum, nereye giderse gitsin.   Kalıplar var şimdi önümde. Haydi gir bakalım deli kız, girebilirsen içine. E...
  • 15 Ekim 2010 -- Bir Tuhaflık (2)
    İç isyanlar başladı içimde. Yüreğimde uzun zamandır hissetmediğim türden bir his... Dalıp dalıp gidiyorum. Çamaşırları mutfağa, kurutma makinesini salona götüren ruh hallerindeyim. Kendimde değilim bi...