Sevgili Oğlum; benden uzak kaldığın şu günlerde dilerim sadece gözün değil, gönlün de hep açık olur… Yaşadığın ülkeyi, dünyayı izle… Ama sadece “bakan” değil, “gören” gözlerle… Aşkın “dizi dizi” ihanetlerle tüketildiğini, adaletin “paralı ya da silahlı” Polat’ların Alem’lerinde dağıtıldığını inanıp sakın kabul etme… Bir kadının aşkına sahip olmanın dünyadaki en büyük hazine olduğunu sakın unutma… Ve bir kadının nefretinden kork, hiçbirşeyden korkmadığın kadar… Kanın deli de aksa, adam gibi adam ol…
Gözlerinin önünde perde olan, “mış” gibi yaşayan bir adam olma asla… Yenilsen de kaçak güreşme… Sevgili Oğlum, ben erkekleri anlayamam kadınları anladığım kadar. Ama biliyor musun? Bir erkeği tanımak için önce yanındaki ve hayatındaki kadına bakarım. Özellikle sen doğduktan sonra çok daha fazla emin oldum ki bir erkeğin kişiliği, hayatı, duruşu üzerinde en büyük rolü kadınlar oynar.
Kızdığımız, aşık olduğumuz, inandığımız, güvendiğimiz, küfrettiğimiz erkekleri hep biz kadınlar yetiştiriyoruz aslında. Annesi, karısı, sevgilisi, kardeşi, arkadaşı, ortağı… Bir şekilde etki sahibi olur, ruhlarındaki yolların ne yöne akacağını belirler. Sevmeyi de nefreti de, güveni de ihaneti de, gülmeyi de ağlayamayacak kadar taş kalpli olmayı da kadınlar öğretir erkeklere… Şartlar ne olursa olsun hep değiştirmeye ya da kalıplara sokmaya çalışırız sevdiğimizi, oğlumuzu, babamızı… Onlar da ruhlarına, bedenlerine dar gelen o kimliklerde boğulurlar zaman zaman. Sessizce mağaralarına kaçarlar… Yanımızdayken gözleri dalıp gider uzağa… Kimi zaman yüreklice kapıyı çekip giderler… Kimi zaman “ben sana layık değilim” benzeri yalanları kendilerine maske yaparak bizim vazgeçmemizi beklerler. Kimi zaman çok kimlikli, çok eşli hayatlar yaşarlar… Evinde “mış” gibi yaparlar… Bu bir kısırdöngü aslında… Mutsuz, tatminsiz kadınlar mutsuz erkekler yaratır ve ikisi birlikte mutsuz kızlar, oğlanlar… Kaçak güreşler, karşılıklı oyunlar, perdeli bakışlar, yorgun yürekler… Evet, ben sana erkekleri anlatamam oğlum…
Ama bir anne öğüdü istersen hayatın boyunca hep “mutsuz, güvensiz” kadınlardan uzak durmanı tavsiye ederim. Onlar kendi mutsuzluğunda tüketir seni… Ve sen de o yorgunlukla üzersin hiç hak etmeyen kadınları…
Hayatına giren bütün kadınların gözlerine bak… Orada görürsün aşkı da sevgiyi de, ihaneti de yalanı da… Kim olursan ol, nerede hangi konumda bulunursan bulun ama sadece kendisiyle ilgilenen, kalabalıklar içinde yapayalnız bir egoist olma…
Dinle, izle, yaşa, hisset hayatın sana sunduklarını ve bir kadını şaşırtmak istiyorsan “dürüst ol”… Tıpkı çocukken “ben bu yemeği yemek istemiyorum” dediğin gibi dürüstçe “ben burada, seninle olmak istemiyorum” diye söyle karşındakine, öncelikle de kendine… Yokluğunun sonucundan korkup da varlığında daha fazla acı verme… Kaçma, yalanlara sığınma… Sakın aklından çıkarma oğlum… Erkeklik, yiğitlik ne bilekte, ne silahta, ne parada ne de güçtedir… Sadece ama sadece yürektedir, beyindedir… Başkaları ne derse desin aldırma… Seviyorsan peşinden gitmekten, başkasını sevdiysen söylemekten, sevilmiyorsan saygı duyup gitmekten, üzülüyorsan ağlamaktan, korkarsan söylemekten çekinme…
Ne beraberken ne de gün gelip ayrıldığında “eşim, sevgilim, kadınım” dediğin birinin onuruyla oynama; oynanmasına da izin verme… Ve bir gün sen de baba olduğunda sakın yalnız bırakma çocuğunu… Gerekirse sevdiğinden, hayatından, işinden, kendinden bile vazgeç ama çocuğundan isteyerek, bilerek vazgeçme… Kendi ruhundaki yaralara çocuklarınla pansuman yapma… Hayatındaki hesaplaşmaların faturasını onların geleceklerine kesme… Mert olmak, yürekten sevebilmek, inancını yitirmemek, “adam gibi adam olmak” aykırı olmaktır gün yüzlüm… Sen bakma başkalarının “erkek adam şöyle olur, onu yapmaz” demesine… Aldırma kimseye… Yürekte ve beyinde “yiğit” ol sen…
Pencerelerini kapat bütün kalıplara, tanımlara… Çünkü ancak aykırı, inatçı kardelenler karda dahi güneşe uzanacak bir yol bulur… Ve o yüzden o kadar kıymetlidir, eşsizdir kardelenler… Dilerim sen de asi bir kardelen olursun OĞLUŞUM… Boyun eğmeyen, vazgeçmeyen… Karlı dağlarda insanın yüzünü gülümseten, içini ısıtan KARDELEN…
SENİ SEVİYORUM oğluşum…






Şubat 14th, 2012 on 11:08
Belki de her annenin oğluna okuması gereken güzel bir mektup Nur hanım. Yüreğinize sağlık…
Şubat 14th, 2012 on 12:40
Tşk ederim…umarım oğlumda okur…
Şubat 9th, 2012 on 15:13
canım arkadaşım yüreğine sağlık…..
Şubat 9th, 2012 on 15:18
Tşk.ederim tatlım
Şubat 3rd, 2012 on 16:45
Bir kadının yazabileceği en samimi mektuplardan biri. Doya doya okudum. İçinizin ferah kalması dileğiyle
Şubat 3rd, 2012 on 16:54
Teşekkür ederim.