arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
Aslı Özden | Bay Gri - bölüm 10

Yazara ait arşiv

Yaylalar yaylalar

Kendisi de Karadenizli olan, can dostum Hasan, ”Doğu Karadeniz yayla turuna sizi de yazdım, geliyorsunuz” diyor. ”Geliyor muyuz, aa hiç haberimiz yok” diyorum. ”İtiraz istemem” diyor da itiraz eden yok zaten.

Tatilin, adı bile ”Karadeniz gezisi”, kanımı hızlandırıyor. Çocuklarım da bizimle diye düşünüp, hep beraber tatil fikrine bayılıyorum. Son dakika oğlumun bizi ekmesiyle, ”Anne yıllardır, bu konseri bekliyordum üzgünüm” demesiyle dudak büküyor ama uzatmıyorum. Oğlumun Metallıca konserine gittiğinde daha fazla mutlu olacağını biliyorum. (Devamını okuyun…)


Ey ruh geldiysen ”evet” e git

Pazar günü, Ertuğrul Özkök’ün yazısını okuduğumda; ruhum karıştı, buruştu, kırıştı, yanladı, sallandı, çuvalladı. Ayy pardon yaa ruh yoktu sahi. Sistemlerim karıştı, enerjim bozuldu demek mi daha yerinde olur ki? Arıza yaptım demek sanırım en anlamlısı. Neden mi ruh yok dedim? Ben demedim. Daniel dedi. Daniel mi kim? Valla önemli biri.

Televizyon için bilim adamları ile sohbet yapan bir gazeteciye, Tufts Üniversitesinin DNA ‘yı keşfetmiş olan, en parlak bilim adamlarından Daniel Dennett, ”Can olabilir ama ruh yok” demiş. Beynin; bilinç ve vicdanın efendisi olduğu teorisi de yanlış” diye söyleşiye devam etmiş. (Devamını okuyun…)


Haydi çocuklar eller ekmek tutmaya

Oğlum, ”İzin ver, biz de yardım edelim sofra hazırlamana” diyor. Kızıma da, ”Hadi davran” edasında baş hareketi çekiyor. Diyorum, ” Herşey hazır. Dolaşmayın ayak altında, hadi siz oturun sofraya.” Ve dil çıkarıyorum şımarıkça. En sevdiğim vakit, akşam yemek vakti. Özellikle çocuklarım da bizimleyse tabi. Off ne şeker o sofra muhabbeti. Yaşımı başımı unutup, sekiyorum aralarında genç kızlar gibi.

Sıra kahve keyfimize geldiğinde, ”Ağabeyimle bugün konuştuk, size teşekkür ederiz” diyor kızım. ”Aaa ne için?” diyoruz, eşimle. ”Küçükken çalışma zevkini bize aşıladığınız için” diyor oğlum. Eski günlere göz atıyoruz hep birlikte. Çoğuna gülüyoruz keyifle. (Devamını okuyun…)


Baba para demek değildir

Takip eden okurlar bilir, daha önce yazmış olduğum ”Ben de” başlıklı yazımda bahsetmiştim. Hani o mağara dönemindeki azman erkekle, yerlerde saçlarından sürüklenen kadına oldum olası ifritim.

Saçlarını o zamanlardan süpürge yaptırmaya boyun eğmiş kadını hiç affedemiyorum. Ama azman adama da kızmıyor değilim. Azman adam, avlanmaya gitmeseydi. Mağaraya yiyecek getirmeyi üstlenmeseydi, bugün herşey çok başkaydı, çok değişikti. Kadın, bir taraflarını yayıp, utanmadan beklemeyecekti. Hazıra alışmayacak, erkeğine dırdırlanmayacak, çocuklarına babayı ”madde” modeli olarak sunmayacaktı. Hani hayat, herşeyiyle paylaşmaktı? (Devamını okuyun…)


Açım abla

Mutfaktayım. Kahvaltı sonrası keyif kahvemi içiyorum. Meryem’in hiç olmayan suskunluğunu hissetmek, huzursuz ediyor beni. İçtiğim kahvenin telvesi takılıyor sanki boğazıma. ”İyi misin Meryem?” diyorum aniden. Bir an yutkunuyor. Besbelli, söyleyeceklerine içinde önce ayar çekiyor. Ve birden, ”Açım abla” diyor.

”Kendine bir kahve yap, gel otur bakalım konuşalım. İnsanlar konuşa konuşa..”diyorum. O kahve yaparken, ”Maaşın mı yetmiyor” diye soruyorum. ”Yok abla, Allah razı olsun sizden. Öyle değil” diyor. Öyle olmadığını ben zaten biliyorum. Onu epeydir izliyorum. Eve geldiğimde hüzünlü şarkılar eşliğinde iş yaparken buluyorum. Kendi açılsın diye bekliyorum. (Devamını okuyun…)


Kadın küfretmez

Sanki kan davası niteliğinde bir kin, çok iğreti bir tavır ve bile bile huzur bozma konusunun toplamıyla karşı karşıya kaldığında insan ne yapar? Ya susar, ya karşısındakinin boğazına yapışır, ya varsa gerekli merciye şikayet eder, yada benim gibi ”Ulan böyle işin içine” der, küfreder.

Bir cennet düşünün, içinde melekler var. Bir kaç da iblis tabi. Ve bu iblisler o muazzam birlikteliğin, tırnaklarımla kurduğum aile olma durumlarının, cennetin tadının, huzurunu kaçırırlar. Ne yaparım? Susamam, çünkü sükutun bazı yerlerde altın olmadığını biliyorum. Susarsam yine yaparlar, hissediyorum. Boğazlarına yapışsam, yok olmaz elime belime hakimim, önce dilim konuşsun. Konuştuysa yani daha önce uyardıysa defalarca, sıra sövüp saymaya gelmiştir, çıkar ağızdan hazla. Gerekli merciye şikayet de ne demek, kimseye etmem şikayet gülerim ben halime, kimsenin ekmeğinden olmasına izin vermem:) Eee öyleyse, Tabi ki Allah ne verdiyse küfrederim gerektiğinde ben de. (Devamını okuyun…)


Çay ve Simit

Bilenler bilir, çevrem geniş olsa da çevremizi tanıyalım sıfır çeker bende. Sıralı sekili hayatımda sıradışı hallerimle, hep kendi işimde gücümde, yolumda yordamımda olduğumdan mı ne; Kimseleri aramaz sormaz olmuşum, önemli bir haberlerini almadıktan sonra. Sosyalliği sosyal bilgiler dersinde bıraktığımdan beri, sanırım benimki bir nevi medeni inziva. Leyleğin laklakla geçen ömrüne ayak diretmek yada.

Bir arkadaşım aradı bir süre önce. Özlemişler sağolsunlar. Eee yapacak işleri yok, birbirlerinden sıkıldıkça özlem hep gündemlerinde. ”Kızlarla kahvaltı yapıyoruz. Okula giderken bir saatliğine uğra da yüzünü görelim, çok özledik seni” dedi. Bilir beni, ”Kahvaltı dediğim de, çay simit” diye ekledi. Ne yalan söyleyeyim, çay -simit -sohbet cazip geldi. Epeydir yokum içlerinde. Kırmadım uğradım. Uğrayınca da kırasım geldi, hem de bu yoklukta, kafalarını. (Devamını okuyun…)


  • Reklam

  • Yazarlar

    Yazarlar Bileşeni tarafından sağlanmaktadır
  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Son yorumlar

    Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... - Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz