“umut etmek, aslında yavaş yavaş ölme biçimidir” der gözüne toz kaçmış bakış açısı. ve para hayatın içine sızmış kötü huylu kitledir. bir bıçak bir tabanca gibi değildir mesela… tabancanın amacı bellidir ama bıçak hem elma soymaya hem bir canlıyı candan soymaya yarar. iklimsiz rüzgarların uçurtması olmalıyız. öyle dandik şeytan uçurtması değil, bildiğin kuyruğunda jilet olan afilli bir çıtalı… en tepeye çıkmalıyız. en tepede düşünmeliyiz “çocukluğumuz kaç gazoz kapağı eder?.. “ sorusunun cevabını. durduk yere uçan balonların ve uçurtmaların tanrının tebessüm girişimi olduğunu iddia ediyorum, elimde belge olmaksızın yapıyorum bunu. otomatik ödeme talimatlarına küfretmek istiyorum… talimdeki atlara yapılan ödeme kafa karıştırır… çim pistte yansır, kum pist kızar. saç diplerinde menekşe yetiştirmek gibi botanik hisler besliyorum. beslediğim hissin gözümü oymasını sadece o atasözünün yüzü gülsün diye istiyorum. tavuk döner et dönerin tahtını asla sallayamaz, çünkü keser döner sap döner; tahta çıkma hevesiyle tavukluğundan utanırsın. benim (Devamını okuyun…)
Tag: Cengiz AYDIN
Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Virüs veri tabanımdan öp
Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Bize Her Yer Consesao
çok kiloluk dambılların suyunu çıkarmış kaslı bünyede, über bir beyin olsa denklem bozulur. hep bir şeyler eksik kalmalı… lağımda gelincik açması gibi bir durum bu. ne güzeldir ilk yarısı dört sıfır bitmiş bir maçın ikinci yarısındaki meksika dalgası. dalgalandım da duruldum bir balık ninnisi midir nemo? aslında gizli bir bağırma isteğidir, bir ses tetiklemesidir “tanita tikaram…” tetiklenin, deneyin bunu. sesime bir şey olursa beni turkcell fatura servisine yatırın rahip eduardo. ve tüm çağrı merkezlerine haber verin. iki biçer döver tekeri alana üçüncüsü bedava ben bu üçün cü’ sünü seviyorum biçer döver bahane. süspanseyi yazı içinde kullanmak gibi gereksiz istek oluşmuştu parmaklarımda, çok şükür geçti. bize her yer sıfır noktası. bize her yer bir nevi consesao… biz her yere pembe ceset torbası. “haliç’in dibinde çıkarılmayı bekleyen hazineler gibisin” dediğimizde neden ekşimsi bir tepki alırız?.. hazine her yerde hazine değil midir? burada haliç midir belirleyici olan? kıta sahanlığında kırdığın pot olamam. avrupa ile asya’yı birbirine bağlayan yerden kopalım dantel gülüşlüm. biliyor musun? “ekmek yoksa pasta yesinler” de dememiştir marie antoniette… tarih, toplumların kendilerine iyi tarafını yonttuğu alt egolarıdır bazen. bazen de bazen türk dil kurumuna rağmen bazan yazılır. kurumun yanında yanan yaş’tan sor beni ve yanıma yan yana üç nokta bırak… ve bir ara hafızamda açtığın yarayı borsaya bildir. (Devamını okuyun…)
Facia festivalleri
yasal takipler, vergi dairleri, icra daireleri, uçan daireler, sıçan daireler, yalakalıklar, kokuşmuş sistem, kokuşmuş ilişkiler, jiletler, tuzlar, kesici ve delici aletler birliği, diyaframından öptüklerim, uzun kırmızı vıceroy, en son kaça olurlar, sevgi kelebeği modern polyannalar, son ödeme gününü siklemeyen fatura hikayeleri, sahte cennet ilahları, kaos günleri, sızı geceleri, facia festivalleri… sizinle oynamadım ama kazandınız…
buraları acayip oldu pedro. insanlar jeton yutmuş gibi mekanik bir düzende yaşıyorlar. herşey acele, herşey son kullanma tarihine odaklı bir hiyerarşinin tekelinde, herşey dil ucuyla hissetmeden şablon bir eylemle yapılıyor ve ben buna çıldırıyorum. içimiz alış-veriş merkezi, dışımız betonarme, acun ılıcalı seviyoruz biz, televizyon seviyoruz. jetonu yutmaktan korkuyorum pedro. (Devamını okuyun…)
Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Amuda kalkıp işemek
dilini bilmediğim bir karmaşa ve adını koyamadığım bir yabancılık bu. birkaç ana haber bültenini havaya uçurup trajedi olmalıyım. tüm radyolarda gün boyu tanju okan çalmalı, içimde dört dönen kuduz köpeği beslemeliyim küçük iskender şiirleriyle. “barbar conan’ın vahşi kılıcı”nı tam macera bulmuşken okumalıyım.
içki sofralarında; “… sonra mı? sonrası yok güzel abicim; o parayı sevdi gitti evlendi bi kredi kartıyla. ben onu sevmiştim hala insanım.” geyiği yapmalıyım.
“çok şey istemedim biraz mathilda may gülüşü yeterliydi (Devamını okuyun…)
Ay ışığına ayak basan son adam
Güzel şeyler dimağımda dış gebelik yapıyor ve fazla mutlanmadan fark ediliyorum, teşhisim doğduğum gün konulduğundan, usulca kürtajımı oluyorum. Adımın i k i y ü z y i r m i soyadımın p r o m i l olduğu gecelerde karanlığa bürünüp güneşe küstüm çiçeği veriyorum, sen o zaman geliyorsun aklıma; “ben ve adımlarım ay ışığına ayak basan son adam olmak gibi spastik duygularla düşünürken gözlerini, gözlerin uzay boşluğu”oluyor…
Oysa gülüşün; kahvaltısı muhteşem hazırlanmış pazar sabahının huzuruna uyanmaktı. Ve seni öyle samimi sevmiştim ki; kolumu omzuna atıp saçını koklar gibi, dudağının kenarında kalan dondurma izini temizler gibi. Ve sen beni öyle bir sevmedin ki… (Devamını okuyun…)
Sana açken hiçbir ekmek karnımı doyurmazdı
Başka hiç kimsede olmadığım kadar sendeydim, bu bir sevi değil; bir keşif, bir tapınma biçimiydi. Göçebe tutkular çadır kurarken yamaçlarıma, ben göbek çukurunda yerleşik aşk’a hayaller uçururdum. Biliyordun; Sana açken hiçbir ekmek karnımı doyurmazdı. Biliyordun; seni bir forma gibi giyip bize doğru koşuyordum.
Kanına şehveti karıştırıp kana kana kanatınca dilinde yalanı… Boşaldı hayalimdeki kadının içi ellerime; gözleri kandırmaca, gözyaşları fotokopi… gözleri kırmızı, gözyaşları şarap.
Ahmak ıslatan dışımı, yudumlarım içimi ıslatıyor ve işiyorum boş şişelerinin içine. Öyle sırılsıklamım ki ve öyle aptal; “sev(m)iyorum” diye bağırıyorum. Sadece ayyaş şişeler duyuyor bağırışımı, bağır yarışımı… (Devamını okuyun…)





Son yorumlar