arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
Cengiz AYDIN | Bay Gri

Tag: Cengiz AYDIN

Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Amuda kalkıp işemek

dilini bilmediğim bir karmaşa ve adını koyamadığım bir yabancılık bu. birkaç ana haber bültenini havaya uçurup trajedi olmalıyım. tüm radyolarda gün boyu tanju okan çalmalı, içimde dört dönen kuduz köpeği beslemeliyim küçük iskender şiirleriyle. “barbar conan’ın vahşi kılıcı”nı tam macera bulmuşken okumalıyım.

içki sofralarında; “… sonra mı? sonrası yok güzel abicim; o parayı sevdi gitti evlendi bi kredi kartıyla. ben onu sevmiştim hala insanım.” geyiği yapmalıyım.

“çok şey istemedim biraz mathilda may gülüşü yeterliydi (Devamını okuyun…)


Ay ışığına ayak basan son adam

Güzel şeyler dimağımda dış gebelik yapıyor ve fazla mutlanmadan fark ediliyorum, teşhisim doğduğum gün konulduğundan, usulca kürtajımı oluyorum. Adımın i k i y ü z y i r m i  soyadımın p r o m i l olduğu gecelerde karanlığa bürünüp güneşe küstüm çiçeği veriyorum, sen o zaman geliyorsun aklıma; “ben ve adımlarım ay ışığına ayak basan son adam olmak  gibi spastik duygularla düşünürken gözlerini, gözlerin uzay boşluğu”oluyor…

Oysa gülüşün; kahvaltısı muhteşem hazırlanmış pazar sabahının huzuruna uyanmaktı.  Ve seni öyle samimi sevmiştim ki; kolumu omzuna atıp saçını koklar gibi, dudağının kenarında kalan dondurma izini temizler gibi. Ve sen beni öyle bir sevmedin ki… (Devamını okuyun…)


Sana açken hiçbir ekmek karnımı doyurmazdı

Başka hiç kimsede olmadığım kadar sendeydim, bu bir sevi değil; bir keşif, bir tapınma biçimiydi. Göçebe tutkular çadır kurarken yamaçlarıma, ben göbek çukurunda yerleşik aşk’a hayaller uçururdum. Biliyordun;  Sana açken hiçbir ekmek karnımı doyurmazdı. Biliyordun; seni bir forma gibi giyip bize doğru koşuyordum.

Kanına şehveti karıştırıp kana kana kanatınca dilinde yalanı… Boşaldı hayalimdeki kadının içi ellerime;  gözleri kandırmaca, gözyaşları fotokopi…  gözleri kırmızı, gözyaşları şarap.

Ahmak ıslatan dışımı, yudumlarım içimi ıslatıyor ve işiyorum boş şişelerinin içine. Öyle sırılsıklamım ki ve öyle aptal;  “sev(m)iyorum” diye bağırıyorum. Sadece ayyaş şişeler duyuyor bağırışımı, bağır yarışımı… (Devamını okuyun…)


Ben bu filmde çok oynadım

Şarkının içinden kaçıp; söz yazarını, bestecisini ve dinleyeni öldürmeye tam teşebbüs eden sesler duyuyorum. Birer bomba gibi patlayan notalardan savrulan şarapnel parçaları kalbime isabet ediyor. Şarkı; bir cinayetin azmettiricisi.  Şarkı; eş(ey)siz üreyen, beynimi çoğalarak siken bakteri.

İki kirpinin aşk şöleniydi yaşadığımız; ben her buluşmaya traş olup gelirdim, sıkıca sarılırdık, tüm dikenlerin batardı, canım acırdı, acı canıma acırdı; gözümden süzülen yaşlar için; “mutluluktan” derdim… Gözüme yalan kaçtığını söylemezdim. (Devamını okuyun…)


Sol anahtarı, si (bemol) kimdesin! ses ver…

Güldüğü zaman; dudaklarına üçlü koltuk kurulur, aşk tanrısı o koltuğa uzanır el sallardı. Öyle seviyordum ki; kalbini söküp kalbimin içine monte edesim, dişlerinden kolye yapasım geliyordu. Üşüdüğünde giydiği palto olayım; ”benim hayallerim, onun soğuğu ısınsın” isterdim…

Olmadı, olamadı… cinnet pişirdim, facia yedim… Gözlerimden gözlerine kaldırdığım trenlere ne öküzler bindi de o binmedi. “Puzzle’ın parçalarını birleştirdiğinde ortaya bir matruşka çıkıyorsa, bunu tanrının işareti olarak gör ve olay mahalini ruh sağlığı için terk et” demişti son romantik papaz.

Aradan uzun acılar geçti ama ben; cesetlere torba olmamayı öğrenemedim… Bana sadece necefli maşrapa gösteren, iki yüz kanallı televizyonların sadık izleyicisi oldum. Aşık insan rüzgar olur, fırtına olur, yağmur olur, kar olur… aşık insan kör olur, kor olur, yangın olur yere düşer kül olur. Her şeyi iyiye yorar.  Yorulduğunda ve bittiğinde anlar ki; ortada aşk meşk yokmuş, muhteşem bir tiyatro varmış,  arkasına dönüp bakar ki; gö-züne girmiş oyunun tüm perdeleri. “Noktalı bir sıkımlıkmışsın sen” diye düşünür içinden… (Devamını okuyun…)


Bir çentik ve biraz mum ışığı lütfen

Çamurlu ayaklarınla basıp talan etmediğin sürece yeşertiyorum, ufkuma ezbere ektiğin tohumları. Kanımdaki akyuvar gibisin, sen olmazsan savaşamıyorum hayatla… Yaşıyorum seni ağız dolusu kahkaha, yürek dolusu hüzün gibi ve yazıyorum damla damla…

Ruhumdaki ısırıklarını pansumansız bırakıyorum, zaman bağlasın kabuğunu diye. Boşluklarına anlamını trafik kazasında kaybetmiş, öksüz kelimeler yerleştiriyorum.  Kederinden düşen ve her biri bin parçaya bölünmüş yalnızlıklarına; şefkat doğuran anne oluyorum, baba oluyor güven yoğuruyorum, kardeş, sevgili, eş, arkadaş olup nefes veriyorum. Yetmiyor, defoluyorum. (Devamını okuyun…)


Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Rezerve (+18)

Hergün şehrin iki farklı yüzünü görüyorum. Gece şehrin banliyösünde yaralı yüzüne uzanarak uyumaya çalışıyorum. Sabah oluyor, hani olmuyor da  zorluyoruz geceyle birlikte olsun diye. Sabah ta kalkıp şehrin yavşak gülü-çükler dağıtan yüzünde, muhteşem sahte tebessümlerle  yaşam kaygısının ne yazık ki tek amacı olan, oldurulan, mecbur bırakılan para denilen orospunun peşinden koşturuyorum.

Robotum sanki aq, s.keyim faturasını, kirasını bilmem neyini… oğlum zaten en fazla altmış sene yaşarım şansım varsa. İçimden geçen ve bana yakışan kırk beştir ama en fazla altmış olur diye düşünüyorum. Fazla bırakmaz tanrı beni buralarda kıyamaz bana. Bu altmış seneyi de böyle boktan şeylerle dolduruyorum.   (Devamını okuyun…)


  • Reklam

  • Yazarlar

    Yazarlar Bileşeni tarafından sağlanmaktadır
  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Son yorumlar

    Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... - Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz